Aşk ve nefret…
“Ben olmadan da mutlu olsun bana yeter” diye bir cümle var. Ben bu cümleyi hiç bir zaman anlamadım. Ve anlayamayacağım da galiba… Kötü biri değilim. Ama ben olmadan mutlu olmanı istemem. Mutlu olma ki benim kıymetimi ve farkımı anla. Ihanete uğra, hep ağla, seni terketsinler. Asla mutlu olma. Benim kıymetimi anlamadın ya… Senin için yaptıklarımı görmezden geldin ya… Asla yüzün gülmesin. Bana yaşattıklarını yaşamanı istiyorum. Ne az, ne çok… Benim üzüldüğüm kadar üzül, benim ağladığım kadar ağla… Mahvol. Hayatına girenlerde hep benim sevgimi ara. Eskiden kalbim sana karşı sevgi doluydu, şimdiyse sevginin yerini nefret aldı galiba. Nefret ve aşk… Ikisi de çok kuvvetli değil mi? Aşkın yerini nefret alır mı? Belki ikisini de aynı anda hissediyorum. Bilmiyorum. Belki de yaptıklarına rağmen hala aşık olduğum için nefret ediyorum senden. Kalbim çok karışık. Insan sevdiği birine karşı artık hiç bir şey hissetmedikte onu unutmuş oluyor. Ama nefret… Nefret ve aşk aynı anda çok tehlikeli… Insana her şeyi yaptırır. Bir soruyu gerçekten çok merak ediyorum. Sonda nefret mi kazanır, yoksa aşk mı? Aşk mı nefreti üsteler, yoksa nefret mi aşkı? Ben içimdeki aşkı gömmeye çalışıyorum. Nefreti de terkedeceğime inanıyorum. Çünkü ben sana nefret bile etmek istemiyorum. Nefretime bile değmiyorsun. Ben seni hissetmemek istiyorum. Ben seni kalbimden, aklımdan, hayatımdan, dünyamdan, hayallerimden, rüyalarımdan çıkarmak istiyorum. Benim senin kalbinde olmadığım gibi, sende benim kalbimde olmayı haketmiyorsun. Sileceğim. Hayatıma devam edeceğim. Ben mutlu olacağım. Ama sen mutsuz ol. Aklında olayım hep. Sevgimi ara her kesde… Ama sevilme. Sevilme… Benden sonra seve bilme.