Gülistan Gümüş

Gülistan Gümüş
@gumusgulistan
Okumak ve yazmak nefes kadar önemli benim için.Bitmiş ,ancak henüz yayınlanmamış bir romanım, bir çok şiirim var .Herkesin eşit olduğu bir yaşam diliyorum.
HAYATIN GRİ TONU ​Ortasından seviyorum hayatı, tam kalbinden, Ne bir adım önde, ne bir nefes geriden. Fanatikliğin kör karanlığına kapım kapalı, Benim dünyam, aklın ve sükunetin masalı. ​Ne siyahın keskin hucümu, ne beyazın boşluğu, Gridir benim rengim, her tonun en olgun buluştuğu. Abartılan her gülüşte bir yalan, her feryatta bir yük, Kıvamında yaşamak, her zaferden daha büyük. ​Çizgim belli; ne eksik bıraktım ruhumu, ne fazla yordum, Ben hayatı, durulmuş bir suyun aynasında buldum. Bilirim ki; neyin ölçüsü kaçsa, orada başlar yangın, Zirveler uçurum fısıldar, dipler ise derin bir baskın. ​Bir terazi kefesidir ömür, dengelenen, Her şey olması gerektiği kadar, usulca serpiştirilen. Neyin ayarı bozulsa, kapıyı çalar o meşum kaos, Gürültüden uzak, sükunetten yana benim tercihim, halis ve has. ​Ortasından seviyorum hayatı, sarsılmadan, kırmadan, Kendi merkezimde duruyorum, dünyaya hiç haykırmadan. Dengede tutuyorum hayatı Tadını kaçırmadan GÜLİSTAN GÜMÜŞ
Reklam
MODERN KÖLELİK ​Siyaset felsefesinin en karanlık köşelerinden birinde şu sarsıcı benzetme yankılanır: Bir tavuğun tüm tüylerini acımasızca yolar, sonra avucunuza bir miktar yem alıp ona uzatırsanız; canını yaktığınız o canlı, çektiği acıyı unutup karnını doyurma içgüdüsüyle peşinizden ayrılmaz. Bu, sadakatin değil, muhtaç bırakılmışlığın en çıplak halidir. Bugün bazı devlet yönetimlerinin, vatandaşını birer "birey" değil, "tebaa" olarak görmesinin altında yatan temel şiar tam olarak budur: "Muhtaç et ki biat etsin." ​ ​Gerçek bir sosyal devlet, vatandaşının kanatlarını yolmaz; aksine ona uçabileceği gökyüzünü inşa eder. Eğitim, sağlık ve barınma gibi temel hakları lütuf olarak değil, onurlu bir yaşamın asgari şartı olarak sunar. Oysa sömüren yapılar, önce bireyin ekonomik ve sosyal savunma mekanizmalarını yok eder. İnsanları hayat pahalılığı, güvencesizlik ve gelecek kaygısıyla "tüysüz" bıraktıktan sonra, avuç içinden gösterilen küçük yardımları birer kurtuluş reçetesi gibi sunar. Bu düzende biat, bir tercih değil, hayatta kalma refleksidir. ​ ​Teknoloji çağında, dünyanın bir tuşa bağlı olduğu bir dönemde, insanın aklıyla alay edercesine kurulan o meşhur cümleyle vatandaşı vurur : "Cebinde akıllı telefonun var ya!" Bu söylem, modern çağın en büyük safsatasıdır. İletişimin, bilginin ve bürokrasinin dijitalleştiği bir yüzyılda akıllı telefon; ekmek kadar, su kadar temel bir ihtiyaçtır. ​Bir insanın elindeki telefonu lüks saymak, aslında o insanın dünyayla bağ kurmasını, bilgiye erişmesini ve çağa ayak uydurmasını fazla görmektir. Bu bakış açısı, vatandaşı sadece karnı doyması gereken bir "canlı" seviyesine indirger. Oysa insan, sadece biyolojik bir varlık değildir. ​ ​İnsanca yaşamın tanımı; yalnızca dört duvar arasında barınmak ve midesini doldurmakla sınırlı tutulamaz.
TOPRAĞIN İSYANI ​Yeter artık! ​İçim kan ağlıyor; canice hayattan kopardığınız o kadın bedenlerini taşımaktan yoruldum, artık taşıyamıyorum. Bağrım kanıyor, her zerrem sızlıyor. Sizden hem utanıyor hem de ölesiye tiksiniyorum. ​Kucağıma gömdüğünüz kadınların ve çocukların sessiz ağıtları arşa ulaştı da bir tek o tiranların, ellerine ölüm yapışmış canilerin vicdanına ulaşamadı. Taştan mıdır vicdanınız? Sağır mıdır kulaklarınız? ​Bu dünyayı kirlettiğiniz yetmiyormuş gibi, kıydığınız masum bedenleri benim bağrıma emanet ediyorsunuz. Ne sabrım kaldı ne de takatim... ​Kendinize gelin ey caniler! Sabrımı taşırmayın. Bir sallanırım, feleğiniz şaşar; bir haykırırım, kaçacak yer bulamazsınız. Ülkemizin dört bir yanından artık yaşam değil, ölüm fışkırıyor. ​Toprak yorgun, toprak isyanda! Beni de o karanlık günahlarınızla daha fazla kirletmeyin. GÜLİSTAN GÜMÜŞ
HAYATIN GRİ TONU ​Ortasından seviyorum hayatı, tam kalbinden, Ne bir adım önde, ne bir nefes geriden. Fanatikliğin kör karanlığına kapım kapalı, Benim dünyam, aklın ve sükunetin masalı. ​Ne siyahın keskin hucümu, ne beyazın boşluğu, Gridir benim rengim, her tonun en olgun buluştuğu. Abartılan her gülüşte bir yalan, her feryatta bir yük, Kıvamında yaşamak, her zaferden daha büyük. ​Çizgim belli; ne eksik bıraktım ruhumu, ne fazla yordum, Ben hayatı, durulmuş bir suyun aynasında buldum. Bilirim ki; neyin ölçüsü kaçsa, orada başlar yangın, Zirveler uçurum fısıldar, dipler ise derin bir baskın. ​Bir terazi kefesidir ömür, dengelenen, Her şey olması gerektiği kadar, usulca serpiştirilen. Neyin ayarı bozulsa, kapıyı çalar o meşum kaos, Gürültüden uzak, sükunetten yana benim tercihim, halis ve has. ​Ortasından seviyorum hayatı, sarsılmadan, kırmadan, Kendi merkezimde duruyorum, dünyaya hiç haykırmadan. Dengede tutuyorum hayatı Tadını kaçırmadan GÜLİSTAN GÜMÜŞ
KİMLİKLERİN ÖTESİNDE BİR DÜNYA "Müslümanım diyorum; bir kesim modernlik adına beni 'yobaz' diye yaftalıyor. Atatürk'ü seviyorum diyorum; bu sefer diğer taraf inancımı sorgulayıp 'kafir' ilan ediyor. Kürtleri seviyorum, kardeşliğe inanıyorum diyorum; adımı 'teröriste' çıkarıyorlar. Alevileri seviyorum, sofralarına oturuyorum diyorum; 'sen bizden değilsin' diye dışlanıyorum. ​Soruyorum size: Neden birini sevmek için mutlaka bir başkasından nefret etme ihtiyacı duyuyorsunuz? Neden benim sevgim, sizin nefretinize yakıt olmak zorunda? Ben her şeyden önce bu dünyanın bir parçasıyım. Eğer beni sevecekseniz; mezhebimle, etnik kökenimle veya siyasi tercihimle değil; sadece 'insan' olduğum için sevin. Kimliklerim benim onurumdur ama karakterim onlardan ibaret değildir. Ben bir dünyalıyım; kalbimdeki sevgi, sizin kalıplarınıza sığmayacak kadar büyük." ​GÜLİSTAN GÜMÜŞ