• Uykusuzluğun 5 Günü

    1. Gün - Gri

    Ölüm - Yaşam cenderesine gerilmiş bir ip, ipte hasta cambaz, sağımda doğmaz güneş, solumda yaşlı kardeş*, bir yanda günahlar, bir yanda hayat denen kalleş;

    Kaderin masasında hayatın üç-beş poker fişine eş.

    Sessizlik bulunmamış bir enstrüman geceleri. Gözlerim haykırıyor konuşamadığım heceleri. Ses tellerim kanıyor her an, ciğere doluyor duman,

    Yusuf benim, ve kuyumda geçmek bilmiyor zaman.

    Hüzün emir verdi: ‘’Yaz!’’

    Kalemimin ateşini söndürüyor ayaz.

    İlk gri sabahına uyanıyor, hiç uyumamış gözlerim.

    Oyunun adı hayat, dikkat!

    Okyanuslarca siyah, ve bir kaç damla beyaz..

     

    *Umudun bittiği yerdeki Umut.


    2. Gün - Yorgun

    Dün, geceyi güneşe sordum. Umudu ucuz bir şişe şarapta boğdum. Adım Yorgun. Gök kubbeden karbonmonoksit soluyorum.

    Doktor, uyumuyorum.

    Gökteki akortsuz orkestrayı dinlemekteyim. Şef benim, sessizliğe kelimelerle konser vermekteyim.

    Sorana dilsiz, okuyana elsizim.

    Ben kimim? İnan bilmemekteyim.

    Nevrotik bir katile mesken olmuş zihnim.

    Yemin ederim, o ben değilim.

    Biliyorum, çok benziyor sesim, sözlerim, ve haykırarak susan gözlerim.

    Söyleyin, tüm hamlelerini bilen bir rakibe karşı, ne farkı var piyon ile vezirin?

    Bu bir satranç. Ölüme 5 var saat. Kalemi kır, defteri yırt at.

    Kendi kendini yenemezsin ahmak!

    Saate bak.

    Tik tak.

    Şah mat.


    3. Gün - Suskun

    Artık renkler sessiz;

    Ve dahi sesler solgun..

    Sanki tüm insanlığı duyuyorum..

    Kesin ulan sesinizi! Yazmaya çalışıyorum.

    Gece’yi ‘’gözaltıma’’ alıyorum.

    Bir dakka sigara yakıcam.

    ..

    Geldim. Sigara bitti.

    Ve Gece gitti.

    -Gözaltımdaki değil tabii.-

    Gideyim sigara alayım bari.


    4. Gün - Kimsesiz

     

    Kimi Kimseler uyuyor, Kimsesiz uykuyu hicvediyor yine, gri bir gün doğumu arefesinde.

    Gece’yi mesken bilir. Kaldırım Taşı’nı da hepinizden iyi bilir.

    Gece’den Kimi Kimseler’e seslenir:

    ‘’Uyuyorsunuz. Oysa gündüz bunları zihnimin mevthanesine sizler kazıyordunuz.

    Öfkeme talip oldunuz. Beni çok yordunuz. Yetti uyuduğunuz!

    Konuşanı dinlemezsiniz.

    Susanı ise sevmezsiniz.

    Uyanın! Gece’den duyulmamış melodiler getirdim!

    Uyanın! Size hiç söylenmemiş sözler biriktirdim!’’

    ..


    Demedi.

    Kimsesizlik, sessizliği gerektirirdi.


    Elsiz şair..

    Dilsiz şair..


    5. Gün – Çaresiz

    Sessizlik şimdi kırık bir keman, kana kana çal.

    Sesim suskun bir enstrüman,

    Ya kana, ya çal.


    ..


    Tan vakti.

    Bilekleri Umutları kesmenin tam vakti.

    Hüzün bıçağım geçen geceden bilendi.

    Tan vakti.

    Buraya kadar direndim.


    Söz tükendi,

    Ben tükendim..





    _kendinceyazar
  • Geceyi kovan gündüzle yarışan siz, hanımefendi,
    zaferini yudumlayan gün doğumu,
    dingin doğanın ta kendisi,
    hem de savaşçı tanrıçasınız,
    ve gönlümün kraliçesi.
  • Mitler ve Efsaneler kitabımız, anonim bir Kitap olup, belli başlı antik Yunan Tanrılarını ve mitleri ele almıştır. Ben şahsen ilk defa okudum ve açık olmam gerekirse, beni etkileyecek türde bir dilde yazım ve anlatım tarzına sahipti. Bu güzel kitabı bana, vakti zamanında yönettiğim kitap kulübüne üye olan, çok sevdiğim ve neredeyse 60 yaşından sonra kitaplar ile tanışan, “anacığım” diye hitam ettiğim Azime teyzem hediye etti. Kendisi de adı gibi azimliydi ve inanın kısa süre sonra, normal okurlara taş çıkarır nitelikte kitap yorumları yapar oldu. Bir gün ağlayarak gruba geldiğini ve özel klinikte bir diş hekimi bayan doktor tarafından, elinde gördüğü kitaba atıfta bulunarak “Bu yaşta bunları okuyorsunuz, anlıyor musunuz bari” diyerek rencide edildiğini ve bu duruma ne kadar üzüldüğünü hiç unutmam. Kendisine de buradan gıyabında bu güzel jesti için tekrar teşekkür etmek istiyorum.

    YUNAN MİTOLOJİSİ: KAHRAMANLAR ve CANAVARLAR
    Yunan mitolojisi, içerik olarak sadece tanrı ve tanrıça hikâyelerini anlatmaz. Kral Eurystheus’u, Herakles gibi insansı kahramanları; Pandora’yı, merakı insanlığa kötülük getiren ilk kadını; Fildişi heykeline âşık olan kral, Pygmalion’u; kibirinden dolayı bir örümcek halini alan dokumacı kız Arachne’yi; yakışıklı Troya prensi Ganymedes’i; altın dokunuşlu kral Midas’ı, kendi yansımasına aşık olan genç adam Narcissus'u ve sayamadığımız daha birçoğunu ele alır. Canavarlar ve mitolojik yaratıklar (insansı hayvan formları) genelde efsanelerde öne çıkıyor: kanatlı at Pegasus, insan başlı at Sentor, aslan-kadın Sfenks ve kuş-kadın Harpies, tek gözlü Dev Tepegöz, otomatlar (Hephaistos'un hayat verdiği metal yaratıklar), tek boynuzlu atlar, Gorgonlar, pelinler, minotorlar, satiriler ve türlü türlü ejderhalar. Bu yaratıkların çoğu, hikâyeleri paylaşılan tanrılar, tanrıçalar ve kahramanlar olarak artık neredeyse bilinir hale gelmiştir.

    YUNAN MİTOLOJİSİ: GEÇMİŞ VE GÜNÜMÜZ
    Eski Yunanlıların her biri ayrı bir kişilik ve alana sahip birçok tanrıya taparlardı. Yunan mitleri tanrıların kökenlerini ve insanlık ile olan bireysel ilişkilerini ortaya çıkardı. Klasik çağ öncesinden kalan Yunan sanatı, her bir tanrıyı tanımlayan özelliklerin yerleşik bir ikonografisi de dâhil olmak üzere birçok mitolojik zenginlik gösterir. Yunan panteonunda on iki temel tanrı vardı. En başta, öküz ve meşe ağacının kutsal olduğu Zeus, gök tanrısı ve tanrıların babası; İki erkek kardeşi Hades ve Poseidon, yeraltı dünyası ve sırasıyla deniz. Zeus'un kardeşi ve karısı Hera, tanrıların kraliçesiydi; uzun bir taç kullandığı sıklıkla tasvir edilir. Atina'nın koruyucu tanrıçası bilge Athena için baykuş ve zeytin ağacı ona kutsal sayılırdı. Zeus ile Leto’nun birlikteliğinden doğan genç Apollon, sıklıkla kullanmış olduğu kithara ile anılır. Yunanlıların kehanetler ile ilgili sorular sordukları, meraklarını giderdikleri Delphi'deki ana tapınak, yine o dönemlerde evrenin merkezi olarak kabul edilirdi. Hermes; kanatlı sandaletleri, altından asası kerykeion ve güzel müjdeleri ile bir haberci tanrıydı. Diğer önemli tanrılar, aşk tanrıçası Afrodit; tiyatro ve şarabın tanrısı Dionysos; savaşın tanrısı Ares ve metal işleme tanrısı topal Hephaistos idi. Antik Yunanlılar, Yunanistan'ın en yüksek dağı olan Olimpos Dağı'nın tanrıların yuvası olduğuna inanıyorlardı.

    Antik Yunan dini aslında doğası gereği muhafazakârdır ve çoğu zaman Bronz Çağı'na (MÖ 3000-1050) ya da hatta daha öncesine dayanan, zamana saygı duyan gözlemlere dayanmaktadır. Iliad ve Homer'in Odyssey'sinin (macera dolu uzun yolculuğunun), M.Ö. sekizinci yüzyılda yaşanıldığına inanılmaktadır. Yunan düşünce ve felsefesi üzerinde güçlü etkilere sahip olmalarına rağmen, eski Yunanlıların Yahudilerin Tevrat'ı, Hristiyanların İncil'i ya da Müslümanların Kuran-ı Kerimi gibi tek bir Tanrının varlığına işaret eden kutsal kitap ya da dinleri yoktu.

    Yunan mitolojisinin karakterleri, öyküleri, temaları ve dersleri binlerce yıldır sanat ve edebiyatı şekillendirmiştir. Botticelli'nin Venüs'ün Doğumu ve Raphael'in Galatea'nın Zaferi ve Dante'nin Cehennemi gibi yazılar gibi Rönesans resimlerinde yer alırlar; Romantik şiir ve libretti; ve daha yeni romanların, oyunların ve filmlerin ilham kaynakları da olmuşlardır. Bu kitabımızda da, gene bu gibi mitolojik karakterlerimizin kısa anekdotlarını okuyarak güzel vakit geçireceğimizi düşünmekteyim.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Artık karanlıkta unutturmuyor gece de örtmüyor huzursuz duygu durumlarını, insan bir gün doğumu, bir deniz kokusunda anlamlı derin bir nefes almak istiyor bu hayatta...
  • Ertesi gün resimleri gazetelerde
    Ve bir tarih resmin altında:
    Doğumu şu yıl, ölümü üç nokta…
  • Sizler yeni bir gün doğumu bekleyebilirsiniz, benim buna gücüm kalmadı.