bebek
Dün bir haber okudum ve gün boyu aklım orda takılı kaldı. Sizler de muhakkak okumuşsunuzdur. Adıyamanlı bir ailenin bebeği ile Trabzonlu bir ailenin bebeği hastanede karışıyor. Adıyamanlı anne baba esmer, haliyle bebeğin sarışın olmasından şüphelenip başhekimle görüşüyorlar. O da böyle bir karışmanın asla mümkün olamayacağını söyleyip aileyi eve gönderiyor.
Trabzonlu aile bir kaç yıl sonra boşanmaya karar veriyor ve bu arada babanın şüphesiyle de DNA testi yaptırılıyor. Çünkü kendilerine verilen bebek de onların aksine esmer. Ve sonuç aynen düşündükleri gibi çıkıyor.
Derhal doğum yapılan hastane aranıyor ve aynı gün doğan diğer erkek bebeğe de DNA testi yapılıyor. Sonuç Trabzonlu ailenin genleri Adıyaman'daki çocukla, Adıyamanlı ailenin genleri de Trabzon'daki çocukla uyumlu çıkıyor.
Adıyamanlı aile 4 yıl bakıp büyüttükleri çocuğu biyolojik ailesi parçanmış olduğundan onlara vermek istemiyor. Hatta anne " çocuğu alıp ortadan kaybolorum, kendimi öldürür yine de vermem çocuğumu" diyor. Büyüttükleri yavru için diğer aileye velayet davası açıyorlar. Hem biyolojik çocukları hem büyüttükleri çocuk kendilerinde kalsın istiyorlar. Trabzonlu aile de buna haklı olarak yanaşmıyor.
Mahkeme sonucunda, her çocuğun kendi ailesine verilmesine karar veriliyor.
Şimdi ben kendimi ne o ailelerin ne de o çocukların yerine koyabiliyorum. Düşünüyorum Liya hastanede karışmış olsa onu biyolojik ailesine verebilir miydim? Çok zor. Peki bir yerlerde 9 ay karnımda taşıdığım kanımdan olan evladımı yok sayabilir miydim? Çok zor.
Umuyorum ki aileler bir şekilde bir süre aynı yerde yaşayıp çocuklar iyice benimsedikten sonra bu değişim yapılır. Yoksa o yavruların yaşayacağı travmayı düşünemiyorum. Örneğin Amerika'daki emsal davada iki aile de büyüttükleri çocukların kendilerinde kalmalarını tercih etmiş.
Ben de Liya'nın doğumunda günün ilk doğumu olmasını bu yüzden istemiştim. Ne olur ne olmaz diye de İlker'e sıkı sıkı tembih etmiştim " bebek nereye sen oraya" diye. Şimdi bu karışıklığına neden olan görevlilerin alacağı vebali de düşünemiyorum. İnsanoğluyuz hepimiz hata yaparız ama böyle hata olmaz yahu. İki gündür benim aklımdan çıkmıyor o insanlar ne yapsın?
-D.A.

Müjgan, bir alıntı ekledi.
13 May 00:31 · Kitabı okudu · 8/10 puan

"Ben Naass; gün batımı ile gün doğumu arasında, karanlık denizlerde babamın umiyak'ında doğmuş bir kabile reisiyim."

Bir Kuzey Macerası, Jack London (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kuzey Macerası, Jack London (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
İrem Yılmaz, bir alıntı ekledi.
10 May 22:17 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sen ve ben gün doğumuyuz sevdiğim
Güneşin doğuşunu izlerken o anı yakalayabilmeyi isterdim. Ama asla bunu yapamadım. Fotoğraf çekmek işe yaramıyordu. Gün doğumları gerçekte olduğu kadar etkileyici görünmüyordu. En sonunda, gün doğumunun yakalanacak bir an olmadığını anladım. Gün doğumu bir olaydı. Onu yakalayamamamın nedeni sürekli değişmesiydi. Gözlerimi kırptığım anda bile güneş yükselmeye, bulutlar hareket etmeye devam ediyordu. Gün doğumu sürekli yeni olan bir şeydi. Sen ve ben de anlar değiliz. Bizler olaylarız. Bir yıl önceki kişi olmayabileceğini söylüyorsun. Tamam da, kim bir yıl önceki kendi ki?

Senin de aynı kişi olmadığına memnunum. Aynı kalmanı istemiyorum. Benim sevdiğim sürekli değişen bir gün doğumu. Sürekli değişen ama her zaman çok güzel olan bir gün doğumu.

Calamity, Brandon Sanderson (Sayfa 169 - Dex)Calamity, Brandon Sanderson (Sayfa 169 - Dex)
Sadık Cemre Kocak, İnsan Olmak'ı inceledi.
07 May 20:16 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitabın önsözünde verilen tarihe göre Haziran 1983 yılında bu yazının kaleme alındığını anlıyoruz. O dönemden bu döneme halen devam etmesi yazarın büyük başarısı olup bu 35 yıllık süreçte bir şeyin değişmemiş olması da yazarın seviyesini arttırdığı kadar sektörü de negatif yönde etkilemektedir kanımca. (Burada belirtilen sektör toplum ve insan gelişimidir) Spoiler olması muhtemel çünkü bölümlerin tanıtımını yapacağız. Ayrıca İstanbul’da bir Üniversite’de bu bir ders konusu olduğundan dolayı oradaki arkadaşlara da hem şimdi hem gelecekte faydası olacaktır.
Birey ve Toplum: İnsanların nasıl bir araya geldikleri değerlendiriliyor. Bunun yanında ilk savaşların akla gelenin aksine kalabalık değil de birkaç kişinin oluşturduğu grupların arasında yaşanıldığına ve ilk kabilelere değiniliyor. Günümüze kadar ki insanların ve insanlığın gelişimi, kültürü, teknoloji ve uzay bilimine kadar geliyoruz. En önemlisi de Türk toplumu ve şehir-köy ikilemine değinip bu bölümü sonlandırıyoruz. Hemen ardından da bireyin en önemli yapıtaşı olan Aile konusuna giriyoruz.
Ana-Baba ve Çocuk: Bebeklikten başlayarak gelişen insanın kendine duyacağı güvenin ne olabileceğini konuşuluyor. Çocuğun doğumu ile ilgili durumlar ve çocuk bekleniyor mu beklenmiyor mu buna verilen tepkiler toplumsal yönden tüm dünya üzerinden işlenmiş. Oldukça dikkat çekici. Ayrıca sadece çocuk değil anne ve babanın çocuğuna yansıttıkları da konu edilmiş. Öyle ki Çağdaş Evlilik ve Geleneksel Evlilik arasındaki farkın bile bir sıkıntı olabileceğine değinilmiş.
İnsanlardan Korkmak: Korkunun sadece akıllara gelen anlamı değil aynı zaman da bir psikolojik bunalımla da gelebileceği düşüncesi; özellikle yalnızken suçluluk, değersizlik ve kimse beni istemiyor düşüncesinin ağır basmasıyla oluşacak sorunlar işleniyor. O reddetmeden ben reddedeyim kaygısı ile yalnız kalan insanlara da bir vurgu yapılmış ve kişinin kendi psikolojik iç dünyasına yönelik tahliller yapılmış.
Öfke ve Düşmanlık: Genel anlamıyla zaten öfkeli birinin buna gerekçe aramasına bağlı olarak yapabileceği gibi, hakkı olanı alamamak ve önem verdiği birinden beklediği karşılığı görememek de bunun en büyük etkenleri arasında sayılmış. Keder, karamsarlık ve nihayetinde depresyon da bu konunun en can alıcı yeri. Son olarak da bu yolun sonu olan 'İntihar' konusu işleniyor.
Değersizlik Duygusu: Bu sadece bir bölüm olarak değil his olarak alınması gereken bir konudur kanımca. İnsanlar özellikle dönemimizde kendisini oldukça değersiz ve yalnız hissediyor. Kendine değer vermeyenin başkasına da bir değer veremeyeceği üzerinden başlayan bu yaklaşım oldukça sert ve bir o kadar da akılcı ilerliyor desek yeridir. Özellikle kendi değersizlik duygularına sahip olan birinin her yerde üstün olma çabasında olduğu da belirtiliyor.
Kaygı: Çok karıştırılan korku ve kaygı duygusunun yapısal farkına değiniliyor. "Korku, herkes tarafından tehlikeli olarak kabul edilen bir duruma karşı yaşandığı halde; Kaygı, kişinin kendisinin ürettiği bir duygudur ve bu duygunun nedeni çoğu insana saçma görünür" şeklinde tanımlanmıştır. Burada temel olarak 'Çaresizlik' konu edinilmiş ve yaşanan olumsuzlukların temeline bu konu işlenmiş.
Sorumluluktan Kaçış: Sorumluluk denilince akla gelen -aile, iş, arkadaş- kavramının arasında kişinin 'Kendine karşı sorumlulukları' çok fazla konu alınmıyor ve bunun nedenleri anlatılmaya çalışıyor. İnsanın bunların yanında gün içi kendini yorgun hissetmesi ve akşam bundan iz kalmadığı halde söylenmesi de bu durumun en etkili örneklerinden biri olarak verilmiş.
Yalnızlık: Üzerinde en çok durulan konulardan birisi. Bir insan ve psikolojisi için oldukça önemli ve etkili bir durum. Yaşanılan bu sıkıntı insanın kendi canına kıymasına kadar gideceği için çok tehlikeli olmasından ve yalnızlık için olabilecek çarelerden bahsediliyor. Bunun yanı sıra bir özseverlik var ki hayatta tamamen bencillik alanında bir yaklaşım olarak göze çarpıyor yve bencil insanların topluma ne kadar zarar verdiklerini anlatıyor. Bu bölüm benim açımdan ayrı olarak basılıp yayınlanması gereken bir bölümdü.
Ortak Yaşam İlişkisi: Bu ilişkide bireylerin bir arada olma ilişkileri üzerinden sadece aşk değil arkadaşlık ilişkisi kurmaları ve bunun çeşitleri hakkında bilgileniyoruz. Teğet ve Yapışık ilişkilerden bahsediliyor ve duruma göre hangisinde ne tür şartlar yaşanılacağına değiniliyor. Özellikle yapışık ilişkilerde sorunlar üzerinde isminden de anlaşılacağı üzere fazlaca duruluyor. Şaşırtıcı olarak bu bölümde kadınlara değiniyoruz. Kadın ve erkek arasındaki çatışma, belirsizlik ve çapkınlık ayrıca çapkınlığın erkeklere özgü değil kadınlarla da olduğu ve daha az yansıtıldığı işleniyor. Ayrıca bu ortak yaşam da cinsellik ve cinsel birleşmenin önemi ve yaşandığı durumlar da detaylıca anlatılıyor. Özellikle çiftlerin bu birlikteliklerinden beklentiler detaylandırılıyor.
Nevrotik Kısırdöngü: Yazarın da söylediği üzere bu bölümde nevrotik döngü içinde sürüklenen kişilerin tanıtılması amaçlanıyor. Bu insanların çok fazla kapasitesini kullanamadığı, siyah ve beyaz üzerinden düşünebilecekleri bir yargıya sahip olduklarından bahsedilmiş.
Yaşam ve Ölüm: Adından da anlaşılacağı üzere bir doğum anından ölüm anına kadar insanın insanlığa faydalarını ve toplum içindeki durumuna değiniliyor. Marjinallik de bir diğer dikkat çeken kavram. Yazarın en güzel anlattığı kısım da burada; kaç yılı geride bıraktığını düşünen insanın kaç yılı kaldığını hesaplama devrine geçişini çok güzel anlatıyor yazarımız. Yazarımız finalde seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler diyerek aslında bu başlığı en güzel şekilde tanımlıyordu.
Kendini Yaşamak: Daha iyi yaşamak, kendi kendini geliştirebilmek yani özünde bir kişisel gelişim sunuluyor. Eskiden insanların yaşadıklarını dile getirmemesi, şimdi ise bunun özel olarak veya toplumsal olarak tartışıldığı bir devrin içinde olduğu belirtiliyor.
Epilog: Yazarın son sözlerini ve yazımının temel amaç ve nedenlerini işlediği bölüm. Bilim insanlarının gözünden toplum yaşayışına ve insanlara değinildiğini görüyoruz. Yazarın 'Varoluş Psikolojisi' etkisinde olduğu ve psikanalisttik kökenli kuramlardan fazlasıyla etkilendiğini belirtiyor. Kitabımız oldukça güzel tamamlanmış. Yazarımızın ellerine sağlık demeden geçemeyeceğim. Şuan bile güncel konulara değinmiş.
*Ayrıca kendisi ‘Psikanalitik’ yazmış ki yazım hatası yapmış. Gerçekte ona “Psikanalisttik” diyecekti. Bunu da belirtmeden geçmeyelim.
Şimdilik sözlerimize son veriyor ve cümleten iyi akşamlar diliyorum. Kendinize iyi bakın, esen kalın efendim..

Kitap okuyan kadına tapılır.

Dünyanın en harika şeylerinden biridir, kitap okuyan kadını seyretmek. Onun kapıldığı dünyaya bir de dışarıdan bakmak.

Bu yüzden biz de sizlere, bir kadının eline yakışan en güzel şeyin kitap olduğunun 17 kanıtını listeledik.

İyi okumalar :)
1. Bir kadının elinde kitap varsa eğer o kadın ışık saçar, parıldar. Etrafı artık sadece onun parıltısıyla aydınlanır. Güneş, önünde şapka çıkartır.

2. Bir kadın kitap okuyorsa, dünyanın en güzel melodileri çalınır kulağınızda. Beethoven sağır olur. Mozart müziği bırakır.

3. Bir kadın kitap okuyorsa, dinginleştirir etrafındaki her şeyi. Rüzgar eser hafif hafif, dalga sesleri berraklaşır.

4. Bir kadın kitap okuyorsa artık her şey saydamlaşır. Ruhunuz hafifler.

5. Bir kadın kitap okuyorsa artık yeşil daha çok yeşildir. Mavi daha çok mavi. Renkler secde eder kadının önünde.

6. Bir kadın kitap okuyorsa, hiçbir şey yapmadan yönetir etrafındaki her şeyi. Sayfaları çevirir gibi çevirir zamanı parmaklarında.

7. Bir kadının elinde kitap varsa, gün batımı ve doğumu da onun bakışlarındadır artık. Mutluluk verir onu seyretmesi.

8. Kitap okuyan kadın, bilgisiyle sizi aydınlatır. Kitaplardan öğrendiklerini, sizinle paylaşmaktan çekinmez. Anlattıkça anlatır.

9. Bir kadın kitap okuyorsa eğer, en güzel resimler yapılır o an hayal gücüyle, düşlerimizde oluşturduğumuz tuvallere. Salvador Dali bıyığını, Van Gogh kulağını keser.

10. Bir kadın kitap okuyorsa, dünyaya çarpacak olan bir göktaşı yönünü değiştirir de çarpmaz. Kıyamaz çünkü böyle güzelliklerin olduğu bir gezegene.

11. Bir kadın kitap okuyorsa, anlam bulur her şey. Havlu atar bütün o zor problemler, atom kendi kendine parçalanır, evrenin sırrı çözülür.

12. Bir kadın kitap okuyorsa, yer çekimi işlemez o an. Kitap okuyan kadın da, onu seyredenler de gökyüzünde süzülür.

13. Elinde kitap varsa bir kadının, masallar mutlu sona ulaşır. Periler dans eder mesela yaktıkları ateşin etrafında.

14. Kitap varsa bir kadının ellerinde, kediler de okumaya başlar köpekler de. Hatta tırtıllar, kelebekler bile.

15. Bir kadın kitap okuyorsa eğer, rüzgarda savrulan bir yaprağın üzerine atlar ve gezer tüm dünyayı, o yaprak ile birlikte.

16. Bir kadın kitap okuyorsa eğer yıldızlar sıraya geçer. Bulutlar kıskanır. Audrey Hepburn yattığı yerden uyanır.

17. Bir kadın kitap okuyorsa; rakıya buz, çaya şeker atılmaz. Bir kadın kitap okuyorsa susulur. Ve sadece o seyredilir.

Seher, bir alıntı ekledi.
01 May 20:35

ben mi? evet…
bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünleri bırakarak…
bir çiçek merhaba diyecek…
hoş geldin, diyecek dağ…
orman gülümseyecek…
anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin
hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde
tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir…
hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece…
kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı…
ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan büyük
bir şeydir halk…
deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar
ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk…
yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız…
yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..
doğan, ölen ve yaşayan şeyleri…
doğumu, ölümü ve yaşamayı
yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak…
ben mi? evet. çıkıp gideceğim bir gün
tasasız, gözyaşsız, geride bir şey bırakmadan ve bir şey beklemeden
ilerde…
sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle…

Yarım Yüzyıldan Şiirler, Ataol Behramoğlu (Sayfa 75 - Tekin Yayınevi, 2016)Yarım Yüzyıldan Şiirler, Ataol Behramoğlu (Sayfa 75 - Tekin Yayınevi, 2016)

Hesiodos'a göre Athena'nın doğumu
Ve Zeus çıkardı bir gün kendi
kafasından
çakır gözlü yaman Athena 'yi
o dünyayı birbirine katan tanrıçayı...

Güler K., bir alıntı ekledi.
30 Nis 23:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zihni aynı anda hem gün doğumu, hem de gün batımıydı; parlak, yarı aydınlık bir karmaşa.

Altın, Chris Cleave (Sayfa 143)Altın, Chris Cleave (Sayfa 143)

Peygamberimizin Doğumu 571 = 5+7+1 = 13

- İstanbul'un Fethi 1453 = 1+4+5+3 = 13

- Çanakkale Zaferinin 103. yılı = 10+3 = 13

- Afrin Zaferi 58. gün 5+8 = 13

Türklerin Müslümanlarla ilk ittifâkı 751=7+5+1=13

Batılıların uğursuz dedikleri 13 rakamını gelde sevme.