• (S)enin için umut yeşerten bir gün daha.
    (A)nlatilmaz yaşanir sabahın öten kuşlari
    (B)eklediklerin için saril tum hayellerine
    (A)nlam verdiğin dünden daha fazla çaliş
    (H)ayellerin için ona kavuşma arsuzu kaplasin kalbini.
    (L)eylaya haster mecnun gibi uzaklaştikca hasreti sarsin seni.
    (A)nlam yükledigin cümlelerle biliyorsun hayati.
    (R)ahatla birak herşey olacagi şekilde sen üstüne düşeni yap gerisi gelir.
  • Ve bir gün gelir tüm dualar kabul olur, yeter ki inanmaktan vazgeçmeyin.
  • ...Bilim ilerledikçe insan, sonunun ne olacağı üzerine kendini daha çok sorgulayacak. "Nasıl"ın Tanrı'sı bir gün gelecek silinecek ama "niçin"in Tanrı'sı asla ölmeyecek.
    Amin Maalouf
    Sayfa 81 - Yapi kredi
  • Bir kentin mutluluğu her gün küçük bir çocuğa işkence yapılmasına bağlı olsaydı, kent halkı ne yapardı?
  • Charles Dickens’ın en özel eserlerinden biri olan İki Şehrin Hikâyesi Fransız İhtilali dönemindeki Paris ve Londra’yı anlatıyor. Fransız İhtilali esnasında ve öncesinde Paris ve Londra'da geçen durumları, olayları işlemiştir. Yazar 1700' lü yılları halkın açlık, yoksulluk, sefalet içinde yaşadıklarını, maddî durumu düşük yani soylu sınıfından olmayan insanlara hiçbir hakkın tanınmadığını aristokrat sınıfının bu insanları kendi emir ve istekleri doğrultusunda yaşamaya zorladıklarını içinde yaşadıkları kötü şartları anlatarak kitaba giriş yapmıştır. Halk daha sonra bu haksızlığa karşı baş kaldırmış ve seslerini herkese duyurmayı başarmışlardır. Bu defa da zulüm eden aristokrat kesim değil halk olmuştur.
    Lâkin bu ihtilâl 'de halkın suçlu suçsuz, soylu soysuz, aristokrat kesimi, tarım işçilerine ve çalışanlarına bakılmaksızın giyotin denilen makina ile başların gövdeden ayrılması ve bu olaylara halkın bizzat kendi gözleri ile her uçan kelleyi çığlıklar eşliğinde sevinç gösterileri yaparak görmek istemeleri ve öldürülmeleri vahşeeettt. Bir gün içerisinde yüzlerce kişi giyotin denilen makinada can verir...
    Bu kötü, kan dondurtacak cinsten yaşanılan vahşet dolu olayların yanı sıra Bastille zindanında yıllarca hapsedilen aklı dengesini yitiren Doktor Manette hapisten kurtulmayı başarır. Doktor, dostu Jarvis Lorry sayesinde önceden İngiltere' ye göndermiş olduğu kızı Lucia Manette ile 18 yıllık hasretin ardından bir araya gelir. Londra' da yeni bir yaşam kurarlar. Doktor zamanla kendini toplar ve tekrardan halkı için görevinin başına döner. Bu arada Lucia çok güzel bir genç kızdır. Charles Darney'a âşık olur ve evlenirler. Charles Darney' da bir zamanlar Paris'te yaşayan soylu bir aileden dir. Giyotine gitmekten hiç umulmadık bir şekilde kurtulmuştur. Lâkin Lucia Manette' yı seven eşi tek değildir. Avukat Sydney Carton' da güzel kıza âşık olmuştur. Ve bu âşkın bedelini sevdiği kadın için canı ile ödemiştir. Sydney Carton Lucia' nın eşi, çocuğu ve mutluluğu için kendi canına giyotin aygıtı ile cellat tarafından son vermiştir.
    Kitap siyasî dönemin, olayları yanı sıra çok güzel bir âşk-a da yer vermiştir. Bu âşk hikâyesi çok üzücü bir şekilde bir yerden biterken bir yerden devam etmiştir. Ne demek istediğimi siz okumayanlar okurken anlayacak ya da okuyanlar hatırlayacaktır. Okumalısınız!!!

    Keyifli okumalar, kitapla kalın :))
  • Dudağımın bir kıyısından diğer kıyısına,
    kuş sürüleri, menekşe morları, toprak kokuları.
    Ne zaman yaşasam onu,
    ne zaman sevsem,
    solusam,
    sevişsem onunla,
    hep bir ağızdan yanıyor yıldızlar.
    Okyanuslar üzerine uzanmış, tüten bacalarını izlerken ben uzak kentlerin, ayaklarımı öpüyor balıklar, kaburgalarımın dayanışması bu, iliklerimin yankısı, kemik sesi.
    Ürkek birkaç duvara ilk adını veriyorum,
    kutsal ilan ediliyor dokunduğu kara parçaları.
    Koku.
    Nem.
    Saat tırkırtısı.
    Ne zaman bürünsem ona, sesine, sesimle.
    Sakin sokaklara yayılan kahve dumanı,
    ağaçlar ve mevsimleri,
    zaman yeniden keşfediliyor.
    Nefret diye bağıra bağıra edilen aşk ilanları, yankılanıyor, susmuyor cadde ışıkları, ölmüyor kimse.
    İşte yine parmak uçlarımdan bulutlar yükseliyor, üşümüyor boynu artık hiçbir köprünün, kimsesizlik artık yok,
    Kimsesiz kimse yok !
    Ben, bir damla kan gibi bileklerinden kalbine ilerlerken, gece sabahı aratmıyor, güneşin dünden kalma kırıklarıyla oynuyor sahipsiz kediler.
    Penceremde saksılar,
    penceremdeki beyaz saksılar gibi o.
    Çiçekler.
    Yeşiller.
    Baharatlar.
    Ne zaman tutsam ellerini,
    yerleştirsem tırnak diplerime hayatını,
    öpsem masum yaralarını,
    kırk sene ard arda hergün yeniden karşılaşmış sayılıyorum onunla.
    Her gün.
    Her gece.
    Her soluğumda.
    Kimseler bilmiyor, hiç kimse görmüyor, koca dünya benim oluyor.
    Şu iz,
    işte şu esinti,
    şu ismini bilmediğim tüm her şey.
    Ne zaman sevsem, duysam, anlasam onu,
    yıkılıyor şiirler gökdelen gibi omuzlarımdan,
    yıkılıyor evler, yıkılıyor bedenim taze topraklara.
    Anlamlardan paysız, ifadelerden çırılçıplak, iki göz ve birkaç dilsiz sözcük.
    O, sevdiğim.
    Ben onu izlerken ve görürken,
    severken ve severken,
    gözlerimden sarkıp kirpiklerimi aralasanız ve yüzüne baksanız
    yutkunmaya korkarsınız,
    ki o gözlerindeki tarifsiz bir memleket sevgisi.

    https://youtu.be/scgOng_e53M
    Sesimden
  • Okumak zorunda olduğum makaleler olmasına karşın Dave Gurney hayranlarının anlayabileceği bir tutkuyla okudum kitabı. Serinin en beğendiğim, ilk kitabı olan Aklından Bir Sayı Tut'u katbekat aşan kurgusuyla serinin şimdilik en iyi kurguya sahip kitabı olduğunu düşünüyorum.
    Ayrıca belirtmekte fayda var iki yıllık bekleyişin 3 gün de bitmesi gerçekten can sıkıcı olabiliyor.
    John Verdon umuyorum ki yeni kitabı yazmaya çoktan başlamış olsun. Polisiye severlere hayırlı olsun. Keyifli okumalar.