• Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı
    Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar.
  • James Joyce (1882–1941), Batı edebiyatının çehresini neredeyse başka hiçbir modern dönem yazarının yapmadığı bir biçimde değiştirmiştir. Onun romanları ve öyküleri kendi çağına göre son derece yenilikçi olmuş ve bugün dahi yazarlar üzerinde etkisi olan edebi yenilikler getirmiştir.
    Çocukluğunu Dublin’de geçiren Joyce Avrupa’da baştan başa dolaştı. Bu süreçte sürekli yazılar yazmıştı. İrlanda’ya dönerken yazılarını yayınlatabileceği umudunu taşıyordu. İlk büyük eseri olan Dubliners 1914 yılında ortaya çıktı. Eseri halen 20. yüzyılın en önemli kısa öykü derlemelerinden biri olarak görülmektedir. Kitaptaki son öykü olan “The Dead”de, kendisiyle özdeşleşen bir yazım tekniği kullanılmaktadır: epifani. Bu teknikte karakter, kendisiyle ve dünyayla ilgili olarak yaşamını değiştiren bir farkındalık anı yaşar.
    Dubliners adlı çalışmayı A Portrait of the Artist as a Young Man (1916) izler. Büyük ölçüde otobiyografik nitelik taşıyan bu çalışma, yazarın bir Katolik olarak yetiştirilmesini, eğitimini ve sanata yönelişini ele alır. Kitap çok beğeni toplasa da hiç şüphesiz asıl önemli eseri bir sonrakidir: Ulysses (1922). Homeros’un Odysseia’sının günümüz Dublin’inde geçen bir yeniden anlatımı olan eser, sıklıkla İngilizce yazılmış en iyi roman olarak değerlendirilmektedir. Kitapta Joyce dil, biçem ve anlatımla ilgili radikal denemeler yapar. Özellikle kullandığı bilinç akışı yöntemi son derece yenilikçidir. Herhangi bir düzenleme ya da yorum olmaksızın karakterlerin iç dünyalarını yansıtmaya çalışır. Joyce’un denemeleri son romanında zirveye çıkar: Finnegans Wake (1939). Son derece zor olduğundan yalnızca uzmanlar tarafından okunabilen bir metindir.
    Joyce’un çalışmaları film ya da oyunlara kolayca adapte edilemese de Batı’nın kültürel imgelemi içinde tartışılmaz bir yer edinmiştir. Eserleri, sadece edebi yenilikçiliği ile değil, Katolikliğe, cinselliğe, sanata ve İrlanda politikasına ilişkin ortaya koydukları yaklaşımlar ile de önemlidir.
  • Ama günümüz insanı 'ne yapacağı"na dair her zamankinden çok güce sahiptir. Ancak "ne yapması gerektiği"ni her zamankinden daha az bilmektedir.
  • 336 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Ve pek tabii Yahudi kimliği. Kitaplarının incelemelerine, eleştirilerine göz gezdirdiğimde ön yargıların hakim olduğu dikkatimi çekti. Halbuki, yazar, Yahudiliğin ne olup/olmadığını açıkça, tarafsız bir şekilde anlatıyor ; kendisini bir Yahudi olarak nitelendirmiyor. Kendi halkının gerici uygulamalarından şikayet ediyor.
    Genel itibari ile günümüz olgularına (din, tanrı, milliyetçilik, eğitim, anlam, hakikat vb.) detaylı bir yaklaşım sergilemektedir. Bu yaklaşım, öznel yargılardan değil "bilimsel" düşüncelerden oluşmaktadır. Yazarın üç kitabına da yapılacak eleştiriler, verilen bilgilerin hatalı ya da eksik olduğu yönünde yapılmalıdır. Ki bu da bilimin işleyiş metodudur.
  • İngiliz aklı, Türkler ile Arapları birbirinden ayırmak için Türkiye’de ve Türk tarih kitaplarında Araplar bizi arkadan vurdu bilgilerini yazıp bir nesli böyle bir beyin yıkamaya tabi tuttu. Bazı küçük örnekler genelleştirilerek tüm Arapların bizi arkadan vurduğu şeklinde yansıtıldı. Arapların tarih kitabına da Türkler sizi sömürdü, gelişmenizi engelledi şeklinde bilgi yazarak onlara da Türk düşmanlığını aşıladı.
    Şimdi Araplar bizi arkadan vurdu bilgisinin gerçek olmadığını açıklayalım:
    Bu propagandanın kaynağı Mekke Şerifi Hüseyin’in isyanıdır. Halbuki Şerif Hüseyin’in tüm asker sayısı 4000 civarındaydı ve savaş bittiğinde bu sayı ancak 30 bin civarına ulaşmıştı. Bu ordu da Milliyetçilik düşüncesinden değil, ganimet ve yağma amacıyla İngilizlerin yönlendirmesi ve satın almasıyla hareket etmiştir.
    Halbuki bu sırada Osmanlı Ordusunda 300 bin Arap askeri bulunuyordu. Hatta Çanakkale cephesinde Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. kolordunun çoğu Araplardan oluşuyordu.
    Osmanlı Devleti’nin yanında bulunan Arap kabile ve devletlerden bahsedilmemektedir.
    Halbuki o dönemde tüm Irak ve Liderleri Uceymi Sadun Paşa Osmanlı Devleti’nin yanında bulunuyordu. Hatta, Irak'taki Şii önderler ve Ayetullahlar bile İngilizlere karşı Osmanlıların desteklenmesine dair fetvalar yayınladılar, Kut-ül Amara'da Osmanlı'nın yanında bulundular.
    Ayrıca, bu dönemde Hicaz’da Ali Reşid kabilesi egemendi, bugünkü Suudi Arabistan topraklarında ve bu devlet başından beri Osmanlı yanlısı bir siyaset izlemiş, Ali Suud ailesini kontrol altına almıştır. Ali Reşid kabilesi (devleti) birinci dünya savaşı boyunca Osmanlı’nın yanında savaşmıştır.
    Bunun yanında bugünkü Katar emirliğinin bulunduğu Ali Sani ailesi ve kabilesi de sıkı bir Osmanlı yanlısıdır. Kuveyt Şeyhi Mübarek Sabah Türk yanlısıydı.
    Mesela Lübnan dağlarındaki Dürziler bile Nablus yenilgisiyle geri çekilen Osmanlı Ordusuna saldırmamıştır. Komutanımız Cemal Paşa, Dürzilerle kurduğu yakın ilişkiye bunları bağlar..
    Ayrıca Yemendeki tüm kabileler Osmanlı’yı destekledikleri gibi, Osmanlı savaşı kaybetmesine rağmen teslim olmadılar ve İngilizlere kök söktürdüler.
    Medine’de Fahreddin Paşa’nın yanında savaşan Arap kabileleri de unutturulmuştur. Bu kabilelerin isimleri tarih kitaplarında kayıtlıdır. Hatta bu kabile liderlerinden bazıları Osmanlıları destekledikleri için Şerif Hüseyin tarafından asılacaktır.
    Libya’daki Senusi Emirliği de Osmanlıyı desteklemiş ve hatta Osmanlı’ya yardım amacıyla Mısır’daki İngilizlere saldırmıştır.
    Senusi Emiri Şeyh Ahmed Senusi’de Kurtuluş Savaşına katılmıştır.
    Ayrıca Suriyeli olan Yusuf el-Azme’de Çanakkale savaşına katılmış, komutanlık yapmış ve Osmanlı’nın yanında sonuna kadar bulunmuştur. Fransızlarla yapılan savaşta Suriye’de şehid olmuştur.
    Hatta bu dönemde Riyad’da ikamet eden ve bugünkü Suudi Arabistan devletinin kurucusu olan Melik Abdulaziz, İngiliz Komutan’ın isyan teklifine “Riyad halkı Türkleri destekliyor ve onları İslam’ın koruyucusu olarak görüyor. Kim bizden bu şekilde ihanet etmemizi isterse onu hapse atarım” demiştir.
    Sudan’ın Darfur bölgesinde kurulmuş olan İslam Devleti de sonuna kadar Osmanlıyı desteklemiştir. Bu amaçla güneyden Mısır’daki İngilizlere saldırmıştır. Bu saldırı sırasında liderlerinden Ali b. Dinar şehit düşmüştür.
    Görüldüğü gibi Araplar bizi arkadan vurdu iddiası münferid Arap çıkışıdır (Şerif Hüseyin ve Oğlu Faysal) ve tüm Arapları kapsamaz.
    Not: Sarıkamış'ta şehit olan Osmanlı Askerlerin çoğu Filistin kökenliydi ve sıcak bölge insanlarıydı...
    HİCAZ GERÇEK ANLAMDA OSMANLI DEVLETİNE BAĞLI DEĞİLDİ
    Günümüz insanları, Hicaz adını verdiğimiz Arap bölgesinin Osmanlılara tam anlamı ile bağlı olduğunu sanır. Halbuki Osmanlı Devleti hiçbir zaman gerçek anlamda Hicaz'a egemen olmadı. Hatta Hicaz'ın Osmanlı'ya katılması da kendi isteği ile olmuştur. Mısır'ı fetheden Yavuz Sultan Selim'e Hicaz Emiri bağlılığını sunar ve böyle Osmanlı'nın buraya egemenliği başlar. Ama aslında Hicaz bölgesi hep kendine has bir şekilde yönetilmiştir.
    Bölge, şeklen Osmanlılara bağlı emirlikler tarafından yönetiliyordu. Bu emirlikler arasında savaşlar oluyor, emirin ölmesi sonucu yerine geçen oğulları veya kardeşleri arasında taht kavgaları oluyor, Osmanlı Devleti de taraflardan birisini destekleyip iktidara taşıyordu, ama bölgede topraklar sık sık emirler arasında yer değiştiriyordu. İngilizler, Basra Körfezine girmeye başlayınca birbirleriyle savaşan bu emirler içerisinde Osmanlı'nın desteklemediği emirleri destekleyerek yandaş oluşturdular.
    Örneğin o dönemde Hicaz İbni Reşid ailesinin elindeydi ve bu aile Osmanlı yanlısıydı. Bu aileye karşı Ali Suud (bugünkü Suudi ailesi) mücadele halindeydi ve Osmanlı Devleti İbn Reşid ailesini desteklediğinden Ali Suud'a İngilizler yanaştılar. Fakat bilinenin aksine Ali Suud ailesi Osmanlı'ya ihanet etmedi. Her ne kadar 1800'lerde bölgede isyan çıkarmış olsalar da bu klasik anlamda bir Milliyetçi isyan değil, bölgede sık sık yaşanan isyanların benzeridir ve Osmanlı bunu bastırmıştır.
    Birinci Dünya savaşı boyunca şeklen de olsa Osmanlıları destekledi fakat ihanet etmedi. Savaşın bitmesi ve Osmanlı'nın çekilmesi üzerine İngilizlerin Şerif Hüseyin'i tasfiye etmek için kullanması sonucu Suud ailesi öne çıktı ve bugünkü Suudi Arabistan'ın temelleri atıldı.
    Tarih, anlatılandan farklıdır...
    (İbrahim Halil Er)
  • Aristoteles için tiyatronun kaynakları ve etkileri -sahne ve ekrandaki güzellik yanılsamalarına uygulandığında- doğrudan Lacan'ın ayna evresi ve katartik yöntem teorileri ile iliş­kilidir. Çocuklar ve yetişkinler, Ötekinin arzuları kanalıyla,
    özellikle günümüz görsel medyasına ait ekranlardaki ayna evresi törenleri aracılığıyla bütün benlikler halini alıyormuş
    gibi görünürler. Sinema ve televizyon, çocuk oyunlarının ticari tüketiciliğin ego yansımalarını besleyen mimetik itkisi ile
    birlikte ötekiye ait bilinenin ötesindeki arzuları dile getirir. Ancak ideal ve güzel egonun sahne ve ekrandaki temsilleri -ister mimetik özdeşleşmeler ister erotik sahiplenme için ödipal nesneler olsun- aynı zamanda maskenin sahteliğini
    ve maternal simbiyozun cazibesi içinde yiten benliği ifade eder.Aristoteles ve Lacan'ın da belirttiği gibi, aşağı türden
    hayvanlar ve ölü bedenler bir öğrenme hazzı verir çünkü her izleyicide fantezi korkusu ve Gerçek ölüm itkisi olarak
    orta bir parçalanmış beden algısı yaratırlar
  • Tırnova Naibi yüce müderrislerden Ahmed Şükrü Efendi'nin İstanbul'a takdim ettiği ibret alacak ilamı olup aynen basılmıştır.

    "…….hainlerinden Tetikoğlu Ali Alemder ve Abdi Alemdar isimli eşkıyalığı adet edinmiş kişinin mezarlarında olduğu anlaşılarak mezarları açıldığında cesetleri sağlıklarındaki vücutlarının iki katı olmuş ve saç ve tırnakları üçer dörder parmak uzamış ve gözleri kan bürünerek ateş gibi korkutucu bir şekilde olduklarına büyük kalabalık tanık olmuş....."