• 64 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    MÖ üç yüzlerde kaleme alınmış Sokratik diyalog. Günümüz ile ortak noktaları, düşünceleri oldukça fazla. Ben modern çağ(!) İnsanı olarak okuduklarımdan çok utandım. Bu çağ içindi utancım. Teknoloji çağında bile ne dine ne de düşünceye saygı yok maalesef. Çıkarımım şudur ki devir ne kadar değişirse değişsin bağnazlık bakidir.
  • Günümüz insanı ilmî ve fennî sahalarda haklı olarak, yetkili kişilere müracaat etmektedir. Bu hassasiyeti, dini mes'elelerde çok daha fazlasıyla göstermesi gerekirken, böyle yapmayıp ya kendi aklı ile yetinmekte, yahut bu sahada ehliyetsiz kişilerin sözlerine itibar etmektedir. Halbuki, dinde ehil olmayan kişi başka sahalarda uzman bile olsa, onun sözü dinde delil kabul edilmez. Malûmdur ki, bir ilimde, alim olan kişi başka bir fende cahil kalabilir. Onun sözü bu fende geçerli sayılmaz.

    Mesela, bir doktor tıp ilminde ne kadar ileri giderse gitsin, onun sözü mühendislikte delil kabul edilmez; bu sahada ona müracaat edilmez. Gerçek bu iken, akıl ile kavranılması mümkün olmayan "imanî, Kur'anî ve dinî hakikatlerde” insan ne kendi aklına güvenebilir ve ne de bu sahada yetkili olmayan kimselerin sözüyle hareket edebilir. Bu hususta ona düşen görev, dinî konularda yetkili kişilere müracaat etmek, yahut onların yazdığı eserlere başvurmaktır. Bunu yapmayanlar çoğu zaman kendi arzularını, vehim ve hayallerini fikir sanmakla hakikatten uzaklaşırlar.
  • 104 syf.
    ·10/10
    Merhaba arkadaşlar;
    Nurettin Topçu'nun iki bölümden oluşan bu kitabının; ''Amerikan Mektupları'' başlığını taşıyan birinci kısmı Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında Hareket Dergisi'nde, aynı başlıkla yayınlanan 12 imzasız mektup-yazıdan oluşmaktadır. Mektuplar, üç yıl evvel İstanbul'a gelmiş bir Amerikalının (ki İstanbul'a, insaniyete, dine bu perspektiften bakıp bunca hakkaniyetli yaklaşım bir Amerikalı gözü ile bakmaya çalışan Nurettin Topçu'dan başkası değildir.) yine İstanbul'dan bir arkadaşına, Cim'e yazdığı metinlerdir ve İstanbul'daki sosyal hayatı, tipleri, insanlar arası ilişkileri, iş dünyasını, meslekleri, sokakları, tarihi binaları, dini hayatı tenkitçi ve zaman zaman hayıflanan bir gözle anlatmaktadır.

    Amerikalının gözünden; Türkiye'nin büyük şehirlerini ve gidişatını temsil eden İstanbul ''kocaman yaralı bir vücut''tur ve mevcut hali ümit vermemektedir çünkü kendisi olmaktan çıkmış, hayli zamandır gözünü diktiği Batı medeniyetine de yaklaşamamıştır. Betonlaşma ve çarpık kentleşme ile eski İstanbul silueti tam bir tezat teşkil etmektedir. Bu şehirde yaşayan insanlar topluluk şuuru olmayan bir kalabalıktan ibarettir.

    İkinci bölüm ''Düşünen Adam Aranızda'' başlığını taşıyor. Eylül-Ekim 1964 tarihinde Düşünen Adam dergisinde yine imzasız olarak yayınlanan 4 uzun yazıdan oluşan bu bölümde de 18 yıl sonra hemen hemen aynı konular ele alınmaktadır. Birinci bölümde bir Amerikalının gözünden görülen İstanbul, ikinci bölümde uzun zaman sonra memleketine dönen bir İstanbullunun gözü ile kendisini okura gösteriyor.

    Şimdi arkanıza yaslanmanızı ve bu satırları okurken hem kendiniz hem de günümüz insanları adına tarafsız bir şekilde mütaala etmenizi rica ediyorum.

    Öyle hadiseler vardır ki sözleri ile başlıyor Nurettin Topçu; ''Öyle hadiseler vardır ki, onların gerçekte bir hırsızlık olduğunu düşünmekten çok uzak bulunuyorlar. Faraza sözünde durmamanın,randevusuna zamanında gelmemenin sizin zamanınızdan çalma olduğunu nedense hiç akıllarına getirmiyorlar.''

    Gerçekten de öyle değil mi kardeşler ? Hepimiz sanıyoruz ki hırsızlık yalnızca mal, mülk çalmakla, para gasp etmekle oluyor. Hepimiz her gün birilerine sözler veriyor, buluşmak için sözleşiyoruz. ''İnşaallah akşam saat 5'te bilmem nerede...'' Randevulaşılan yere vaktinden sonra gelmeyi bir üstünlük,vaktinde orada olmayı eziklik hisseden bir zümre türedi. ''Aman saati saatine orada olma, ne o öyle hevesli gibi... Birazcık beklesinler...'' vs vs.

    Ve şöyle devam eden sayfalarla karşılıyor sizi Üstad;

    ''Acıklı bir intihar tarzı! Batı aleminde ne görürlerse, ruhlarına danışmadan hayat sahasına çekiyorlar ve bunu ilerleyiş sanıyorlar...''

    Her kıyafet her bedene olmaz kardeşler !! Soylu geçmişimizi, ahlak üzerine kurulmuş muazzam geleneklerimizi ne uğruna feda ettiğimize bir dönüp bakalım. Ne kendimiz kalabildik ne de özen duyduğumuz Avrupalılar gibi olabildik. İkisi arasında sıkışıp kaldık. Onlardan kılık kıyafeti, eğlence, gece kültürü, cinsel özgürlük, çıplaklık gibi sözde hürriyetleri alırken dürüstlüklerini, çalışma azimlerini, bilim ve teknolojilerini neden almıyoruz?

    Diploma almak uğruna istemeye istemeye, fakülte köşelerinde beş karış suratla 5-6 yılını feda eden bir gençlikten nasıl bir gelecek bekliyoruz ?

    Medeniyet pankartları altında medeni ve elit bir zümre olarak görünmek için çocuklarını ibadethanelere; tarihi müzelere götürmek yerine eğlence mekanlarında baba-oğul, ana-kız alkol alıp soyundukça Batıya benzediğini sanan bu kitle ile mikroskop başında civciv nöronları ile insan nöronları arasındaki farkı inceleyen bilim insanı arasında nasıl bir benzerlik vardır?

    Okullar çocukların severek değil zorla götürüldüğü kurumlar oldukça, din adamlarının din yoluyla ceplerini doldurdukça, vazifelisi olduğu görev yeri ve zamanında memuru yerinde değil elinde kupa ile teraslarda sigara keyfi yaparken buldukça bu insanlık nereye gidecek ? Vs vs....

    Yazılıp söylenesi çok şey var ki Nurettin Topçu bu satırları yazmış. Nurettin Topçu'yu henüz okumamış ve aşina olmamış herkes için başlangıç kitabı olacak mahiyette 104 sayfalık akıcı bir eser. İlgililerine ve kadrini bilecek olanlara tavsiye olunur.

    Keyifli ve feyizli okumalar ....
  • 184 syf.
    ·7 günde·Beğendi·8/10
    Sinan Canan ilgi ile takip ettiğim, videolarını özenle izlediğim ve mümkün mertebe kitaplarını edinip okumaya çalıştığım bir popüler bilim anlatıcısı (benim tabirim ile).

    IFA-1 Beden kitabındada özellikle ilgi ile takipe ettiğim bir konu olan insanın avcı toplayıcı dönemde ki beslenme ve hareket özelliklerine değinmiş. Bir başucu kitabı olabilecek olan bu kitap genel anlamda (hatta bence biraz fazla derin olabilirdi ama genele hitap etmiş diye düşünüyorum) tarım öncesi toplumda ki insanın nasıl hareket ettiği, nasıl beslendiği ve vücudunun bu kapsamda nasıl şekillendiği konusuna eğiliyor. Günümüz kentli insanı olarak bizim hayatımızda ki yanlışlarında bu şekilde ayyuka çıkması ve gözümüze gözümüze girmesi de yazarın en büyük beklentisi sanırım.

    Kitap direkt olarak bilgiyi hap olarak size vermiyor. Öyle bir şey beklemeyin. Yani al bunu ye, al bunu iç, şunu yap sonra on numara beş yıldız bir hayat yaşa gibi bir şey yok. Öyle bir kaynak bulursanızda çok güvenmeyin derim ki zira bu kitapta bahsettiği üzere kimse bir birinin kopyası değil. Bu sebeple bu kitaptan aldığımız bilgiler ile kendi hayatımızda ki yanlışlara küçük dokunuşlar yapabiliriz.

    Genel olarak tavsiye edebileceğim klasik bir Sinan Canan kitabı olarak akıcı bir dile sahip, kolay okunan, bol kafa çalıştıran kitaplardan.
  • 224 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Günümüz yazarlarına karşı ifrit ve gereksiz bir ön yargımın olduğunu idrakine vardığım, ne kadar güzel işler kaleme aldıklarını ve dakikalardır etkisinde çıkamadığım şahane bir kitap ve yazarla tanıştım.
    Sahiden müthiş bir kitaptı. Bir çocuğun bu kadar donanımlı, hisli ve dahi oluşu insanı kendine çekişi çok güzeldi. Yaşadıkları , tepkileri ve en nihayetinde olayları çözümü yaklaşımı hepsi büyüleyiciydi. Yer yer kendine has benzetmeleri, sokak dilini yerinde kullanışı her şeyin ölçülü bir sekilde zikredilişi yazarın inanılmaz yaratıcılığı kelime oyunları farklı tabirleri alıp götürüyor insanı.
    sahiden bir kitabı okuduktan sonra yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım dedirten bir eserdi. Hiç bir klişenin olmadığı ciddi anlamda özgün bir konuya sahip.
    Hem ağlayıp hem de aynı anlar içersinde gülmenin mümkünlüğü. Her şeyin son derece gerçekliği ve bunun yadsınamaz sonuçları.. toplumsal eleştirinin dahiyane şekillerde yapılması nefisti. Mutlaka yeniden okuyacağım ilerde bu kitabı . Keşke bu kadar geç tanımasaydım dediğim bir eser. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Bir solukta okunan akıcı ve nefis bir kitap.. Teşekkürler Alper CANIGÜZ.
  • "Günümüz dünyasında gerek bireyler arasında ve gerek toplumlar arasında gerçekleşen ilişkiler, eğer taraflar için bir" menfaat" varsa ancak yürütülebiliyor. İnsani amaçlar için insani değerler adına herhangi bir ilişki kurulamıyor."
    Atasoy MÜFTÜOĞLU // Ümmet Bilinci, Düşün Yayıncılık syf, 7
    Atasoy Müftüoğlu
    Sayfa 7 - Düşün Yayıncılık
  • "Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, gelip geçen bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları."
    -maksim gorki