• 192 syf.
    ·Puan vermedi
    Ayasofya’da Bir Gece #starkyorumluyor
    Günümüzde genç Türk yazarlara karşı ben dahil çoğu kişinin önyargısı var. Rana Demiriz, tüm önyargıları kırmaya gelmiş Ayasofya’da Bir Gece ile. Anlatımı o kadar sürükleyici, bilgilendirici ve yalın ki, ne yazsa okurum bundan sonra. Kitabı okumaya başladığınızda sizi içine çeken bir dünya yaratmış ve asla kitabı elinizden bırakmaya cesaret edemediğiniz bir devamlılık sunmuş. Yazar, kitabın tarzını asla bozmadan hedefe odaklanmış. Hani şu, çok satsın diye olmayacak yerlere aşk, entrika, hırs, para ekleyen yazarlardan değil yani. Ana karakterlerimiz, aksiyon üzerine aksiyon yaşadı ve başka yönlere yönelmeden heyecanla kitabı okutturdu. Sürekli “Bir bölüm daha okuyup uyuyayım.” diye diye kitabı bitirdim. Yazarın üniversitede okuduğu bölümden kaynaklı verdiği bilgiler ise kitabın bir diğer güzel yanı. Okuldaki başarısını kitaba yansıtmayı, ince ince işlemeyi öyle güzel becermiş ki, normalde didaktik kitapları sevmeyen ben bile asla rahatsız olmadım. Aksine hoşuma bile gitti. Maceraperest ana karakterlerimiz sayesinde ise tatilde gezilecek bir sürü yer ekledim listeme. Bu kitabı okuyup bana teşekkür edeceksiniz ve benim kitabı bitirdiğimde verdiğim tepkiyi vereceksiniz: “Lütfen 2. kitap olsun! Doyamadım...”
  • "Günümüzde bütün kavramlar gibi "aşk"ın, "sevgi"nin de kirletildiği konusunda herkes hemfikirdir."
  • 112 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    ~~~~~Açıklama~~~~~
    Kırgız Edebiyatının üstadı ve Dünya Edebiyatında da harika bir konuma sahip olan Aytmatov'un harika bir eseri ile geldim. Ama baştan söylüyorum. Gün Olur Asra Bedel'i okumadan bu kitabı okumayınız, çünkü bu kitap Gün Olur Asra Bedel de yazılamayan eksik kalmış bir bölüm veya sonmuş. Yazıldığı dönemdeki bir takım sıkıntılardan dolayı o zaman bu kısım yayınlanmamış. Aytmatov da ilerleyen yıllarda ayrı bir kitap olarak yazmış. Bu arada ben henüz Gün Olur Asra Bedel i okumadım

    ~~~~~Konu~~~~~
    Mesleğinde terfi etmek için bir oyun çevirmeye çalışan KGB(Sovyetler Birliği Gizli Servisi) ajanı Tansıkbayev, Sarı Özek'te öğretmen olan Kuttubayev'i kendine kurban seçer. Kuttubayev tarih üzerinden efsaneler, hikayeler yazmaktadır. Kitabın ismi de Kuttubayev'in yazdığı Cengiz Han dönemine ait Sarı Özek Kurbanları başlıklı bir efsaneden gelmektedir.
    Bu kadarcık yeter, kitabı okursanız; bulutun neden küstüğünü, kurbanların kim olduğunu, Kuttubayev'e ne olduğunu öğreneceksiniz.
    Kısacası kitabın içerisinde, hüzünlü bir aşk hikayesi, iki farklı dönem üzerinden devletin ve liderin selameti için masum insanların katledilmesi ve makam mevki sevdasının neler yaptırabileceği ele alınmaktadır.

    ~~~~~Yorum~~~~~
    Aytmatov hem mükemmel bir edebiyatçı hemde zeki bir sistem eleştiricisidir. Yapılan haksızlıkları, yanlışları kitaplarıyla öyle güzel ve doğru aktarıyor ki kaleminin mest etmesinin yanında, hikayeleri okuyucuda duygusal bir tesir oluşturuyor. Betimlemeler, örneklemeler okumaya güzellik katıyor. Stalin ve Cengiz Han gibi acımasız zalimlerin diktatörlüklerini ifade ediyor. Stalin'in zalimliğini açıkça ifade ederken Cengiz Han'da aynı açıklığı göremedim daha naifçe belirtmiş. Hatta bir saygı, sempati var gibime geldi. Bu durum beni rahatsız etti, gerçi günümüzde bu hatayı yapan kişi sayısı çok fazla. Şu gerçek değiştirilemez ve yumuşatılamaz ki ; Cengiz Han Müslümanları, Türkleri, Çoluk çocuk demeden mazlumları katleden bir zalimdir. Velhasıl kitaba dönecek olursam herkese tavsiye edebileceğim kısa ve akıcı bir eser.
  • Ruh ve Beden Arasında Bir Köprü Epifiz
    İnsanın maddî ile mânevî varlığı arasındaki bütünlüğün, tevhid hakikatine uygun bir çerçevede yorumlanması, zaman zaman ilmî ve felsefî yaklaşımlarca problemli bulunmuştur. Bazı bilim adamları, insanın materyalist ve pozitivist zeminde, biyolojik boyutuyla ele alınıp, ruhuna ait bütün görüntülerinin inkâr edilebileceği veya sadece madde ile açıklanabileceği düşüncesindedir.

    Bunların tam zıt ucunda yer alanlar ise; dini ve mânevîyatı koruma adına her şeyi mânâya ve ruha bağlarken, Allah’ın icraatına birer perde olarak yaratılmış maddeyi, sebepleri, eşyanın hakikatini ve mekanizmaları bütünüyle reddetme gibi bir duruma düşme tehlikesindedirler.

    Bu durumda birinci husus; ifrat ve tefrite düşmeden, insan bedeni ile ruhunun birbirine temas ve tesir noktalarının iyi tespit edilmesi, fizyolojik ve biyo-kimyevî mekanizmaların -sebep olsalar bile- birer hakikatlerinin olduğunun bilinmesidir.

    İkinci önemli husus ise; fizyolojik ve biyo-kimyevî süreçlerin, imtihan sırrı gereği Allah’ın ilim ve kudretine birer perde olduğunun aslâ unutulmamasıdır. “İnsan denen meçhul”ün; ruh, nefis ve beden üçlüsünün, karşılıklı münasebet içinde gerçekleşen bir sistem olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Ayrıca bilimlerdeki parçalanmışlık ve uzmanlığın parçacı bakışı sebebiyle, insanın ilâhî tecellilere mazhar aşkın boyutunun göz ardı edildiği bilinmelidir.

    Ruhun biyolojik mekanizmaları kullanmasında irtibat noktası olarak iş gören organların başında, beynimize yerleştirilmiş olan epifiz bezi gelir. Evrimciler tarafından “sürüngen atalarımızdan kalan körelmiş bir organ” olarak tarif edilen bu küçük organcığın ne kadar mükemmel vazifeler gördüğü son 30 yıl içinde anlaşılabilmiştir. Sürüngenlerde ve kuşlarda epifiz bezi, başın tam ortasında, derinin hemen altında bulunduğundan, güneş ışınlarının tesirine çok daha açıktır.

    Bu konumu araştırıldığında; epifiz bezinin güneş ışığının yoğunluğuna bağlı olarak sürüngenlerde gündüz ve gece biyo-ritimlerinin düzenlenmesinde rol oynadığı görülecektir. İki gözün arasında bulunduğu için epifize üçüncü göz de denmektedir. İnsan dışındaki memeli ve omurgalılarda ışık alıcısı olarak iş gören bu yapı, biyolojik saatin ana merkezi olarak hazırlanmıştır.

    İlk defa Descartes tarafından ruh ile bedenin irtibat noktası olarak tarif edilen epifizin, ruh-zihin-beden üçlüsünden oluşan insan alt sistemlerinin kavşak noktasını oluşturduğu, hormonların kontrol edilmesinde vazifelendirilmiş komutan mesabesinde bir salgı bezi olduğu hususundaki deliller giderek artmaktadır. Günümüzde kritik bir içsalgı bezi olarak kabul edilen epifizden salınan melatonin, pinolin ve dimetiltriptamin (DMT) gibi nöro-hormonlar üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır.

    DMT; insanda mistik zevk ve halleri, metafizikî âleme geçişi tetikler. Meselâ, çeşitli bitkilerin tohum ve meyvelerindeki DMT molekülü, yiyecek veya içecek olarak vücuda alındığında, epifizden salgılanan fıtrî DMT molekülüne benzer tesirlere yol açar. Pinolinin yapı bakımından benzeri, üzerlik bitkisinin (Peganum harmala) tohumlarında bulunan harmin ve harmalindir.

    Epifiz bezinden salgılanan DMT ve 5-MeO-DMT isimli moleküllerin aynısı başka bitkilerde de bulunur. Nispeten fazla DMT ihtiva eden bitkilere, Phalaris aruninacea, Psychotria spp., Phalaris spp., Acacia spp., Arundo donax, Desmanthus illinoiensis, örnek verilebilir. Bilhassa Phalaris aruninacea isimli otsu bitki, DMT ve türevleri bakımından çok zengindir.

    İnsandaki epifizden salınan moleküllerin bir benzerinin üzerlik otu ve akasyada da olması, bunların vücuda alınmasını takiben zihin açıcı, algı değiştirici ve diğer âlemlerle iletişim kurucu tesirlere yol açması, meditasyonun ve biyolojik tesir mekanizmasının da aynı moleküler sistem üzerinden gerçekleştiğinin ortaya konulması, birçok insanı şaşırtmaktadır.

    Materyalistler bu sahadaki ilmî gelişmeleri, madde ötesi tecrübelere ve gerçekliklere inanmanın veya inanmamanın biyolojik sistemdeki farklılıklardan kaynaklandığını belirterek, inanmamanın tabii ve normal bir şey olduğunu söyleyerek küfürlerinde ısrar edecek olsalar da, madde ile mânâ arasında kurulan tenteneli bir perde hükmündeki bu sırlı ve ince bağlantı, inananların imanını derinleştirmeye vesile olacaktır. İnananlar,

    Rablerinin kendilerini ahsen-i takvim suretinde, kâinatın bir meyvesi olarak yarattığı hakikatinin moleküler seviyede de açıkça gözlenebildiğini müşahede edeceklerdir. Ayrıca gece ibadetlerinin niçin önemli olduğunun hikmetini de bir nebze anlamış olmanın itminanını yaşayacaklardır.

    Memelilerde ve insanda, epifizden salgılatılan melatonin, uyku için gözlerin kapanmasını tetikleyen hâdiselerin düzenlenmesinde rol alır. Epifiz, geceleyin veya karanlıkta aktif hale geçer. Epifiz bezinin aktivasyonu, ışık vasıtasıyla düzenlenir…

    Gözün ışığa hassas olan retina tabakası ile hipotalamus arasında bir sinir bağlantısı vardır. Gözden giren ışık ve karanlık hakkındaki bilgiler, hipotalamusun suprakiazmatik çekirdek denen bölgesine taşınır. Buradan da, hususî bir sinir bağlantısıyla ışık ve karanlık seviyeleri hakkındaki elektrikî mesajlar epifize ulaşır.

    Bu mesajların değerlendirilmesinden sonra melatonin sentezi düzenlenir. Ayrıca retinada da melatonin ve pinolin üreten hücrelerin varlığına dair tespitler vardır.

    Epifiz ve hipofiz bezi, böbreklerden sonra kan dolaşımının ve damarlaşmanın en yoğun olduğu organlardır. Böbrek üstü, hipofiz, tiroid ve paratiroid bezleri, aktif veya stres altında ise, epifizden melatonin salınarak, vücudu uykuya sevk eder. Sonuçta bu organların sakinleşmesi sağlanır.

    Araştırmalar göstermiştir ki, epifiz bezinin aktivasyonunu sağlayan faaliyetlere önem verilirse, yaşlanma, kanser, bunama, stres ve hipertansiyona karşı fıtrî bir korunma sağlanmaktadır. Melatonin ve pinolin, şuursuz birer molekül olmalarına rağmen, emr-i ilâhî ile immün ve sinir sisteminin düzenlenmesinde rol almaktadır.

    Antioksidan, antistres ve antikanser hususiyetlerle donatılan bu moleküller, kişinin kuvvet ve enerjisini yeniden toplamasına, tiroid hormonlarının salınması için uyarılmasına, yaşlanmanın geciktirilmesine, parkinson ve alzheimer hastalıklarından korunmaya vesile nörohormonlardır.

    Epifiz bezine, uyku düzenlenmesi ile ilgili mekanizmalarda rol verilmesinin yanında, insanın geceleyin metafizik dünyaya daha açık hâle gelmesinde de vazife verildiği gösterilmiştir. Gündüz veya ışıkta, epifiz bezi aktivitesi oldukça düşüktür. Dolayısıyla insan bedeni, mânevî âlemlere açıklık noktasından tam olması gereken seviyede değildir. İnsanın ışığa ve gün uzunluğuna bağlı biyolojik ritimlerini düzenlemede iş gören epifizden salınan nörohormonlar, insanın biyolojik sistemini ışık yokluğunda (geceleyin), mânevî âlemlerle irtibata açık hâle dönüştürür. Işıkta (gündüz) ise, maddî dünyaya daha çok açık hale getirir. Bu çerçevede “gündüzün çalışma, gecenin de istirahat için hazırlandığını” belirten âyet çok mânâlıdır.

    Epifizin, gece saat üç civarında maksimum aktiviteye ulaşmasıyla insanın mânâ âlemlerine açıklık ve yatkınlık kazanması arasında enteresan bir paralellik bulunmuştur. Bu açıdan geceler ve seher vakitleri, ruh-zihin-beden sisteminde, ruhun bedenin tesirinde daha az kaldığı ve seyahatinin daha kolay olduğu zaman dilimleridir. Bediüzzaman’ın: “Âlem-i şehâdet (görünen, maddî âlem), âlem-i gayb (görünmeyen, mânevî âlemler) üstünde tenteneli bir perdedir.” ifadesi de, bu noktada oldukça mânâlıdır.

    Gecenin sonuna doğru kişi uyandığında, epifiz, maksimum seviyede aktiftir. Burada enterasan olan husus, insanın mistik ve ruhanî tecrübelere hazırlanmasında sebep olarak epifizden salgılanan pinolin, DMT, 5-MeO-DMT gibi moleküllerin, imtihan sırrından dolayı insanın uykusunu getiren melatonin ile eş zamanlı salgılanmalarıdır.

    Bu yüzden bedenin ruhanî âlemlere açık hâle gelmesinde iş gören bu moleküller vasıtasıyla hazırlanan alt yapıyı kullanabilmek için kişinin uykusunu yenebilmesi gerekmektedir. İnsan erken yatarsa gecenin üçte birlik diliminden sonra kolayca kalkabilir ve bedeninin mânevîyâta açık olduğu bir saatte ibadet yapma şansı elde edebilir. Böylece maddî hayatın dar kalıplarından çıkıp, kalb ve ruhun hayat derecelerinde yaşaması da kolaylaşır.

    Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem), yatsı namazını vaktinde kılıp uykuya çekilmesi, gecenin ilerleyen vakitlerinde kalkıp ibadet etmesi ve ümmetine de bunu tavsiye etmesi durumu, bedende epifize gördürülen roller açısından incelendiğinde, O’nun, emir ve tavsiyelerinin insan tabiatıyla tam bir âhenk içinde olduğu görülecektir.

    Madde ile mânâ arasında köprü görevi gören bu moleküller ve tesirleri arasında, sebep-netice münasebetinden ziyade, iktiran diyebileceğimiz iki şeyin bir arada gerçekleşmesi (eşzamanlılığı) söz konusudur. Açarsak, epifiz hormonları kişinin biyolojik sisteminin mânâ âlemlerinde seyahate veya oradan gelecek esintileri almaya hazır hâle gelmesinde, imtihan sırrı gereği, bir sebep olarak kullanılmaktadır. Diğer yandan kişinin metafizik âlemlerle münasebete hazır hâle gelmesi, iki yanı keskin bir kılıç gibidir. Kişi bu durumda tevbe, istiğfar, dua ve ibadetlerle, kendini meşgul etmezse, habis ruhların, şeytanların ve cinlerin müdahalesine açık hâle de gelebilir.

    İnsan bedeni üzerine yerleştirilmiş üç kanal üzerinden, nefis ve ruh tesir altında bırakılabilmektedir. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) güzel koku hakkındaki teşviki, az uyuma ve az yeme hususlarındaki tavsiyeleri, beş duyumuzu haramdan koruma konusundaki hassasiyetleri, bu çerçevede tekrar gözden geçirildiğinde daha iyi anlaşılabilir.

    Bu üç kanaldan ikisi, insanın yediği gıdalarla, içtiği sıvılarla ve solunumla aldığı moleküllerle aktif tutulan sindirim ve solunum kanallarıdır. Üçüncüsü ise, beş duyumuz üzerinden beyne ulaşan mesaj kanalıdır. İnsanın yediği, içtiği, kokladığı ve nefes yoluyla aldığı şeyler, doğrudan doğruya, onun biyolojik, psikolojik, zihnî ve ruhî hayatına tesir etmektedir.

    Özellikle insanın psikolojisini, zihnî algılamasını, şuur seviyesini ve boyutunu değiştiren ilâçlar, bitkiler ve onlardan yapılan tütsüler, kokular ve içecekler, insanlara normal gıdalardan çok daha fazla tesir etmektedir. Kalbin zümrüt tepelerine seyahat ederken, nefsin beslendiği bu üç kanalın temiz tutulması çok önemli olduğundan, İslâm’da nefis terbiyesine hususî önem verilmiştir.

    DMT molekülünün, ruhanî âlemlerle irtibata ve metafizikî hâlleri bedende hissetmeye vesile olduğu dikkate alınırsa, cinlerin ve ruhanîlerin de insan bedeni üzerindeki tesirlerini ortaya koymada, Allah’ın icraatına bir perde olarak benzer nörohormonların sentezini veya salgılanmasını kullandıkları söylenebilir. Nitekim, Amazon yerlilerinin dinî âyinlerinde kullandıkları “Ayahuasca” isimli içecekte, üzerlik bitkisinin tohumlarındaki harmin ve harmalin ile insanda mistik zevkler ve halleri tetikleyen DMT molekülü bulunur.

    DMT, hem epifizden salgılanır, hem de çeşitli bitkilerin tohum ve meyveleri alındığında vücutta tesirlerini gösterir. Bunları içen kişiler, ruhanî âlemlerle iletişime geçmektedir. Başka birileri, insanın bu biyolojik yatkınlığını kullanarak, zihinleri kontrol edebilir, idrâk ve şuur seviyelerini değiştirebilir. Meselâ kişiye, 1 gram üzerlik (Peganum harmala) tohumu çiğnetilirse veya bunun tütsüsü o kişiye yapılırsa, serotonini parçalayan monoamin oksidaz enzimi engellenir. Böylelikle serotoninin parçalanması durdurulurken, DMT sentezi uyarılır. Kişi trans haline geçer.

    Epifizin işleyişine tesir eden faktörler, anormal gündüz-gece ritimleri (uçakla kıtalararası seyahatte olduğu gibi), ışık şiddeti ve süresi, radyasyon, manyetik alanlar, beslenme bozuklukları, günlük stres seviyeleri ve sıcaklıktır. Ayrıca deniz seviyesinden yüksekliğe bağlı olarak epifiz aktivite seviyesinde de dikkate değer farklılıklar tespit edilmiştir.

    Deniz seviyesinde en düşük, dağların zirvesinde en yüksek seviyeye çıkan epifizin bu özelliğini en çok bazı ibadethanelerin ve inziva yerlerinin seçilişinde görmekteyiz. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi vesellem) dağda bulunan Hira Mağarası’nda, Bediüzzaman Hazretleri’nin yüksek dağlarda inzivaya çekilmesi, eski Hristiyan manastırlarının yüksek dağlarda yapılması ve birçok evliyanın dağlık bölgelerde yetişmesinin hikmetlerinden birisi epifizin bu durumu ile alâkalı gibi görünmektedir.

    Nitekim “ışık terörü” olarak isimlendirilen vakada, aşırı parlak ve bol ışıkla aydınlatmanın yapıldığı yerlerde epifizin sağlıklı işleyişi bozulmaktadır. Bu da başta uykusuzluğa ve bunun neticesinde kronik stres ve bağışıklık sistemi zâfiyetlerine sebep olmaktadır.

    Diğer beyin yapılarına benzer şekilde epifiz, ilâçlı veya ilâçsız uyarılabilmektedir. Son yıllarda kullanılmakta olan fiziko-kimyevî yapıdaki ilâçların tesirlerinin üçte birinin tamamen kişinin o ilâç vesilesiyle şifa bulacağına inanmasına, Allah’ın Şâfî ismine inanıp güvenmesine, ümit ve moralini yüksek tutmasına bağlı olduğu gösterilmiştir.

    Bu yüzden kişi, yaptığı dualar, ibadetler, yakarışlar, inzivaya çekilmeler, telkinler yoluyla da epifizdeki nörohormonların sentezinin artmasına yol açabilmektedir. Epifiz bezinden üretilen moleküller, uygun enzimlerin varlığında serotonine de dönüşebilmektedir. Nitekim, kişi zikir ve ibadetlerini düzenli olarak yaptığında, epifiz bezini daha çok serotonin üretecek şekilde de uyarabileceği belirtilmektedir.

    Günümüzde problemlerin yaklaşık % 75’lik kısmı, mânevî tatmin eksikliğine dayanan stres ve depresyonla alâkalıdır. Melatonin seviyelerinde ve sentezinde azalma olmadığı sürece, stresle ilgili problemler de çok az ortaya çıkmaktadır. İnanan ve ibadet eden kişilerde bunamaya pek rastlanmamaktadır. Kişinin sevgi üzerinde olması; ümit, aşk, şevk, inanma kuşağında yaşaması, epifiz faaliyetinde azalmayı önleyici bir sosyal hayat tarzıdır.

    Yapılan araştırmalar, mistik tecrübelerin ve zikirlerin, bir arada yapılan dinî sohbetlerin, bağışıklık sistemine olumlu tesir ettiğini göstermektedir.

    Çocuklarda epifizin rolü

    Doğumda, annede ve bebekte DMT sentezinin yüksek seviyede sentezi ile gerçekleştirilen bir trans ve mutluluk hâli söz konusudur. Bu molekül seviyesine bağlı olarak anne hem doğum sancısına daha rahat katlanır, hem de bebek çok fazla uyur. Araştırmalar bebeğin dünyaya geldiğinde, beyin omurilik sıvısında çok fazla miktarda 5-MeO-DMT bulunduğunu göstermektedir.

    Bebeklik ve çocukluk döneminde beyin % 40 daha aktiftir. Buna bağlı olarak öğrenmeye ve diğer âlemlerle iletişime de daha açıktır. Epifiz bezi, başlangıçta çocuklarda büyük iken, büluğ çağına girildiğinde oldukça küçülür. Dolayısıyla melatonin hormonu, çocuklarda oldukça yüksektir ve onların büluğ çağına girmelerini baskılar. Büyük ölçüde onların masumiyetine katkıda bulunur.

    Epifiz bezinin çocuklarda büyük ve aktif olması, bu bezden salgılanan melatonin, pinolin, DMT ve 5-MeO-DMT gibi insan zihnini mânevî ve ruhanî âlemlere açık hale getiren moleküllerin de, erginlere nazaran onlarda daha fazla olduğunu gösterir. Belki de bu yüzden çocukların beyin-zihin sistemlerinin ruhanî ve metafizikî âlemlere açıklık oranı, bu moleküllerin sentez miktarına bağlı olarak yüksek olmaktadır.

    Eğer bu gerçekten böyle ise, o zaman çocukların, bazı mânevî varlıkları niçin kolayca görebilirken, erişkinlerin cinleri ve ruhanileri her zaman görememelerinin ilmi hikmeti de anlaşılabilir. Çünkü zihin-beyin sistemini ruhanî ve mânevî âlemlere açık hale getiren moleküllerin sentezi, çocuklarda oldukça yüksek iken, bu normal şartlarda erişkinlerde oldukça düşüktür.

    İnsanlar buluğ çağına girdiklerinde ve damarlarında şehvet dolaşmaya başladığında, epifiz bezi faaliyetini yavaşlatmaya ve küçülmeye başlar. Diğer âlemlerle olan iletişim açıklığı oldukça azalır. Zaten günümüzde alınan eğitim, yenen gıdalar ve hayat tarzı da, insanın mânevî hayatını köreltici fonksiyon görmektedir.
  • Aslında aşk kelimesini hiç sevmediğimi, günümüzde bunun bir pazarlama
    aracına dönüştüğünü söyledim.
  • “Günümüzde herkes haberdar ama kimsenin en ufak fikri yok.”
  • 256 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitabı çok tavsiye ettiler bana ama nedense ilk sayfaları okuduğumda konu olarak böyle bir kitap beklemiyordum.Daha çok böyle sıradan annesi babası ölen çocuğun ilerde katillerin peşine düşmesi vs beklerken, karşıma inanılmaz bir aşk romanı çıktı...
    O zamanlar fakir devlet memurunun yaşadığı bu dramı günümüzde maalesef asgari ücretli çalışanların yaşadığını unutmayalım...
    Canım Türkiyemiz de maalesef görülen o ki bu hep devam edecek, zenginler'e özeniş, tabakalar arasında ki büyük gelir farkları ve gençleri yanlış yönlendiren herşeyin para olduğunu düşünen anne babalar...
    Sabahattin Ali'nin diğer romanlarında olduğu gibi bu romanın da sonu maalesef kötü(üzücü) bitiyor...