Yaralıyım...
Ah gurbetlik Ahh...Nasıl yaraliyorsun beni.Kelimelerim senin karşında boynu bükük ,söz konusu "hasret" olunca düğüm düğüm siralaniyor boğazımda.
Yağmurları kendisine çeken bulutlar misali tasmamaya direnircesine toplandı gözyaşlarım.Akmasın diye gozyaslarim, tükettim hıçkırıklarımı
yutkunamamacasina.Yüreğim umudunu yitirmek üzere.Kavus(a)mamanin hüznü boğuyor beni.Bir daha don(e)meyecegini bildiğim halde surekli sayiklayarak hatirimdan çıkmayan günler gelmemesine sozlesmiscesine geride kaldı.

Yüreğim geride seninle kalıp ayak direterek bedenimse ilerde meydan okuyor adeta beni senden ayıran yollara.Kuşların kanatları misali kanatlanıp yitirmisliklerimin enkazini bari kaldirabilsem.Son kez bari son kez hatırını sorsam,sımsıkı sarılsam sana, "helallik" istesem senden.Son kez seninle birlikte göç etsem hatiralarima.Çocukluğuma dönsek yine beraber yine bizimle birlikte çocuk olsan.Tebessüm etsen ,üzülmeyeyim diye ne kadar cabaladiysan benim için, tüm gülüşleri çehrende toplayıp toplayıp biriktirsem hüzne hic yer kalmasa.Yenik dusmesen işte şu amansız hastalığa.Dur gitme daha lütfen.Bu şekilde vedalaşmak istemiyorum.Hem dusunmesene hastalığını .Bak geldim işte yanındayım .Ben mi ağlamıyorum.Sadece gözüme toprak kaçtı.

Gelinligimle görmeyi çok istemiştin ya hani beni.Evlendim ,çocuğum var bir tane.Seninle tanışması için neler vermezdim.Nasıl da zor,nasil da ağır ayrılığın sancısı.En son telefon konuşmamızda sana telkinlerde bulununca zor bela kelimeleri bir araya getirmeye çalıştığında,gözyaşlarım sesime yansimasin diye yüreğime akittigimda hani görmek istemistin ya beni.Sadece seni görmeyi çok isterdim demiştin bana.Gelemedim işte.Yolculayamadim seni.Yetişemedim işte sana .Çok istedim ama yetişemedim.Yüreğin yorgun ,buruk öylece gittin benden.

Bundan dolayı kırgınım seni benden ayiran yollara,kara günlerin habercisi olan Ankara'ya kırgınım iste.Kırgınım işte onca yokluk ,sefalet içinde geçirdiğin günlere mukabil binbir heyecanla ilk defa kendi rizanla dosedigin yeni evine ,sana,mutluluguna geç kaldığı için.Öylece yüreğinde biriktirdigin dertle,kederle hafifleyemeden gittiğin için bir o kadar yaralıyım.

Keşke dönsen ,helallik istesem
senden.Telafi etsem yeniden seni yaralayan kalbimi.Çok sevdiğin tarhana corbasindan yapsan yine bana.Çayımızı yudumlasak yine ,laflasak seninle sabaha kadar.Keşke gelsen vedalassam seninle sessizce ,göz göze ...Gelemezsin işte.

Ah gurbetlik nasıl da eziyet veriyorsun cılız yüreğime.Kopardın işte tutunduğum en güzel dalimi.Yüreğimin bir yanı görmüyor,bir yanı isitmiyor,bir yanı derbeder,bir yanı hissiz,bir yanı felç,bir yanı tutmuyor işte.Ahh gurbet ...Öylece unutulup gitsem.Öylece toprak olsam.Öylece kaybolusun mezarlığında diri diri gomulsem.

(Genç yaşta kaybettiğim halama ithafen )

Işıl A., bir alıntı ekledi.
08 May 13:14 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sofya’dan
“Sofya’ya bir bahar günü girdim, şekerim.
Ihlamur kokuyor doğduğum şehir.
Bilmediğim gibi ağırladı beni hemşerilerin.
Doğduğun şehir kardeş evim bugün.
Ama kendi evin kardeş evinde bile unutulmuyor.
Şu gurbetlik zor zanaat zor...”

Yeni Şiirler (1951 - 1959), Nazım Hikmet Ran (Sayfa 124)Yeni Şiirler (1951 - 1959), Nazım Hikmet Ran (Sayfa 124)
ibiaryu, bir alıntı ekledi.
09 Nis 15:23 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Yetmiş iki millet dolmuş. Hindistan'dan mı , Sudan'dan mı , Mısır'dan mı , efendicağzıma diyim , Fas'tan , Tunus'tan mı , Çini maçin'den mi... Şeher toz duman... Su yoh... İrezzilik canım. Isıcah nasın , derim gemüğüme , dilim damağıma yapıştı. Ehmet ısıcahtan dizanteri oldu , altı tutmaz.
- Ehmet , oglum , kendine gel , altın böyle pisken hacı olunmaz.
Bekir ' in ısıtması duttu. Çıhtık Cidde ' den. Kimi deve sırtında , kimi eşşekte , kimi yayan yapıldah... yürüyoh. Gokten ateş yağıyo. Ehmet ,
- Ben ölüyom , size gulegule... didi.
Bekir , Ehmed 'i sırtına aldı. Neyse efendim , Mekke'ye şukür Allaha , vardıh. Cami-i şerifin gapısında Ehmet sizlere ömür.
Kabeyi tavef ettik. Tufandan sonram Cebreil'in Hazreti İbraam'a virdiği gara daşı godük. Birbirimizin üstünde namazı gıldıh. Oradan depelere çıhtıh. As-Safa , Al-Marvah depeleri arasında yedi dafe gidip geleceğn. Hacıların yarısı bu goşuda töküldü. Hazreti Hecer'i gocası Hazret-i İbraam yüz üstü bırakıp gaçınca , Hecer , gucağın da oğlu Hazret-i Ismıyl 'e su bulmah için , bu depelerin arasını dört dönmüş. Bulmuş mu , bulmamış mı , bilemem. Biz bulamadıh. Bu iki depe arasında üç yüz bin hacı goşduk durduk. Bi gunde dört yüz hacı şehit düştü. Bekir'in parası neyi bitti. Benden fayızınan istedi. Yüsgek de fayız vidi. Emme , burası gurbetlik yir...
- Koyde ossa virirdim Bekir , didim . emme şincik yoh...
Bekir inlemeye başladı :
Suvabına bi bardah su virecek müslüman evldı yoh mu? diye ünnedi . heç kimsenin sesi soluğu çıhmadı. İçim paralandı. Bunlar da Hacı olacahlar.

İt Kuyruğu, Aziz Nesinİt Kuyruğu, Aziz Nesin
yıldız turan, bir alıntı ekledi.
26 Şub 20:58 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gurbetlik iş değil
Gurbetten dönmüş elalemin gurbetçileri
Bizim gurbetçilerimiz ise kaldılar gurbette
Sürü ardındaki kuzular gibi

Sen, Mehmed UzunSen, Mehmed Uzun

Yabancı

Gurbet elde bir garibim
Saraylar hanlar yabancı
Selamımı alan olmaz
Canıma canlar yabancı

Kuşlar bur da başka uçar
İnsanlar insanı seçer
Günüm hüzün ile geçer
Geceler günler yabancı

Yarınımı arıyorum
Her günümü soruyorum
Farklı güne giriyorum
Geçmişler dünler yabancı

Yol da yabancı olurum
Adım atsam kaybolurum
Yolumu nasıl bulurum
Adresler yönler yabancı

Buraya geldim zamansız
Aşikar oldum zamansız
Gurbete daldım zamansız
Bura da anlar yabancı

Sılam da bir şanım vardı
Gurbet elde sona erdi
Bu gurbetlik beni yordu
Bütün insanlar yabancı

Muhterem Taş 2

ÖLÜM YARE KAVUŞMAK


Ölüm bize bir adım,
Bir nefes kadar yakın!
Ölüm canlıya mubah,
Ölüm kaderin sonu
Ahretin anahtarı
Mümin kulların karı
Sevgiliye yolculuk
Huzura varış ölüm

Ölüm bazen ıstırap
Bazen korku kapanı
Ölmek, aşkla ölmek var
Bir olanı bulmak var
Ölüm ecel pençesi…
Değil yâre kavuşmak
Allah’ın huzuruna
Bir an önceden varmak
Aşk ile yarış ölüm

Ve ölsem bir an önce
Yâre kavuşmak için
Ölmeyi yeğliyorum
Hak’la buluşmak için
Yalan dünya da yalan,
Yaşasam neye yarar
Gönül sevgili için
Ölüm meleği arar
Sonra açılır bana
İki metrelik mezar
Mezarım garip bensiz
Neden hasretlik uzar
Rabbim çağır beni de
Ol Divan-ı huzura
Çağır ki ey Allah’ım
Vakıf olayım nura

Yani mübarek ölüm
Bana ne gün gelirsin
Beni Hak huzuruna
Hangi zaman alırsın
Kavuştur sevgiliye
Beni en kıymetliye
O’nun hasreti ile
Ben dönmeden deliye
Gerçi ne güzel hasret
Bu ne güzel gurbetlik
Ölümle bitsin Ya Rab
Sana olan hasretlik


Şiirim de Allah’a olan aşkımı ifade etmeye çalıştığım gibi ölümün de yâre olan hasreti bitiren hasılı son bulduran bir durum olduğunu izah etmeye çalıştım. Bilinmelidir ki ölüm bir son değil, ölüm yar ile olan buluşmanın başlangıcıdır.



Muhterem TAŞ

YABANCI

Gurbet elde bir garibim
Saraylar hanlar yabancı
Selamımı alan olmaz
Canıma canlar yabancı

Kuşlar bur da başka uçar
İnsanlar insanı seçer
Günüm hüzün ile geçer
Geceler günler yabancı

Yarınımı arıyorum
Her günümü soruyorum
Farklı güne giriyorum
Geçmişler dünler yabancı

Yol da yabancı olurum
Adım atsam kaybolurum
Yolumu nasıl bulurum
Adresler yönler yabancı

Buraya geldim zamansız
Aşikar oldum zamansız
Gurbete daldım zamansız
Bura da anlar yabancı

Sılam da bir şanım vardı
Gurbet elde sona erdi
Bu gurbetlik beni yordu
Bütün insanlar yabancı

Muhterem Taş 2

•••MERVE•••, Parasız Yatılı'ı inceledi.
 13 Oca 13:46 · Kitabı okudu · 4 günde

İlk defa tavsiye kitap okudum desem yerinde olur sanırım.

Çok sevdğim bir arkadaşımın yakın zamanda okumaya başlayıp nerdeyse her öyküde iki üç pasajın fotoğrafını mesajla bana yollaması sonucu henüz okumadan tanıştım Parasız Yatılı ile. Sonunda dayanamayıp arkadaşım bitirir bitirmez çektim aldım kitabı elinden, ver bakalım bir de ben okuyayım.

Füruzan’ın ilk kitabı Parasız Yatılı. On iki öyküden oluşan, bu öykülerin merkezine genellikle kadınları alan ve her öyküde birbirinden farlı kadın karakterlerle okura çok farklı dünyaları anlatan, anlatmakla kalmayıp yaşatan başarılı bir öykü kitabı. Bu ilk kitap yazın çevresi tarafından da oldukça başarılı bulunmuş olacak ki basımından bir yıl sonra Sait Faik Hikaye Armağanı’na hak kazanmış.

Öykü, romana kıyasladığımızda daha kısa ve yazımı kolay bir tür olarak görünse de nitelikli öykü yazabilmek oldukça zordur. Roman, öyküye göre daha hacimli olduğu için başlangıcında okuru kazanamasa bile gelişme kısımlarında ya da sonuç kısmında okuru kazanma açısından mutlaka bir şansı barındırır içerisinde. Ancak öykü okurun dikkatini çekmek bakımından biraz risklidir, beğenilmediği zaman bırakılma ihtimali daha yüksektir. Füruzan yayın hayatının başında bu riski göze alarak öyküyle yola çıkmış ve ilk kitabı Parasız Yatılı ile okuruna güçlü bir kaleme sahip olduğunu kanıtlamıştır.

Tavsiye kitap okurken başıma gelmesinden en çok korktuğum şey kitabın sıkıcı olmasıdır. Bu kitabı okurken de o korkunun eşiğinden döndüm diyebilirim. Elli sayfa kadar okuyup kitabın sıkıcı olduğuna karar vereceğim sırada ‘‘Su Ustası Miraç’’ isimli öyküyle karşılaştım ve bir anda fikrim değişti. Bu öykü diğerlerinden daha farklı, okuru içine çeken bir anlatıma sahipti. Bu nedenle kitabı okuyacak olanlara tavsiyem elli sayfa okumadıkça elinizden bırakmaya karar vermeyin, sonrasında isteseniz de bırakamayacaksınız zaten.

En beğendiğim üç öykü ‘‘Su Ustası Miraç’’, ‘‘Edirne’nin Köprüleri’’ ve kitabın son öyküsü olan‘‘Haraç’’. Üçü de ayrı ayrı üzerinde durulacak muazzam öykülerdi. Bu öyküler aynı zamanda kitabın en uzun öyküleri arasındaydı. Kitaba adını veren ‘‘Parasız Yatılı’’ isimli öyküde ise umduğumu bulamadım ne yazık ki.

Su Ustası Miraç, bir zengin konağında diğer erkek kardeşlerinden çok farklı olan Vedat’ı ve annesinin ona olan endişesini, sevgisini, merhametini anlatır. Alışılmış zenginlerden değildir Vedat, konakta kurulmuş kast sistemini tanımayan, çevresindekilerin aksine insana insan olduğu için değer veren bir karakterdir. Haksızlığa boyun eğmeyişi yalnızca konağın duvarları ile sınırlı kalmayınca başına birtakım işler gelir. Onun için tek endişelenen ise, baştan beri olduğu gibi, yine annesidir.

Edirne’nin Köprüleri, yaşadığı topraklardan kopup önce Edirne’ye ardından da İstanbula’a gelen bir ailenin öyküsüdür. Toprağa tutkun, güneşin sıcaklığını her daim omzunda hissetmeye alışık bu ailenin her bireyini ayrı ayrı etkiler gurbetlik. En çok da bu ailenin en büyüğü olan Hala Adile’yi. Zaten hikaye çoğunlukla onun ağzından aktarılmaktadır. Belki de okuru bu kadar etkilemesinin nedeni de budur.

Gelelim gecenin üçüne kadar kitabı elimden bırakamayışıma sebep olan Haraç isimli öyküye. Servet çok küçük yaşta bir zengin konağına getirilip bırakılmış, ailesi hakkında hiçbir şey bilmeyen bir kız çocuğudur. Öykü boyunca büyür, kadın olur ancak yaşadıkları ağzından dökülürken o, hâlâ çocuk masumiyetindedir. İlerleyen yaşına rağmen hâlâ anlam veremedikleri ise Haraç'ı kitapta en sevdiğim öykü yapacak olan ''samimiyet''tir...

Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
 30 Ara 2017

Gurbetlik zor Hüseyin
İçinden köyü, köyünün atla eşekle sürülen dövenleri, püfür püfür esen dere boyu kıyısındaki ulu cevizlerin koyu gölgesi geçti. Sonra daha geriler, daha gerilerin baba evi, anası, anasının bol soğanlı bulgur pilavları, cacıkları, saç ekmekleri burnunun direğini sızlatan bir hasret halinde geçti.
-Şimdi köyde anacığımın bulgur tenceresi başında olmalıydım, dedi.

Gurbet Kuşları, Orhan KemalGurbet Kuşları, Orhan Kemal