Şüphe yok ki, Allah, insana bir babanın oğluna yakın olmasından daha yakındır. Hatta, bir insanın kendisine bile kendisinden daha yakındır. “...Biz size şahdamarınızdan daha yakınız.(Kâf/16)” ayeti bunu gösteriyor.
“Risale-i Nur, tek başına bir İslam Kültürü külliyatıdır.Onun,Anadolu’da, okumamış insandan aydın insana kadar büyük bir kitleyi yeniden İslam Kültürü ve inancıyla eğittiğini, adeta, Anadolu’da yeni bir kültür akımı doğurduğunu ve bir kültür savaşına giriştiğini görmemek mümkün değildir.”
İslam, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur’an yüzlerce ayette, bu ödev üzerinde durur. Düşünmeye çağırır. Işığa koşan bir kelebeğin o telaşlı halinden, geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstünde ki tozlara kadar düşünmek, insana, Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?