• 838 syf.
    ·12 günde·10/10
    Hayatımda yapacağım en ilginç incelemelerden biri olacak sanırım. Çok öveceğim, ama okumanızı doğrudan önermeyeceğim; kendime neredeyse hiçbir düşüncesini yakın bulmadığımı söyleyeceğim; ama...Yine de öveceğim. Çok çaresiz bıraktın beni Dante.

    Orijinalini okuyamadan öleceğime üzüldüğüm kitaplar sırasında birinci olarak kalacaktır İlahi Komedya. Zira sadece İtalyanca değil, İtalyancanın Toscana lehçesiyle yazılmış. Yazım tarihinin de 1300 yılı civarı olduğunu unutmamak gerek. İncelemeye başlamadan önce, okumayı düşünüyorsanız kesinlikle ama kesinlikle Oğlak Yayınları'ndan çıkan Rekin Teksoy çevirisini alın. Çünkü çevirisi oldukça zor bir metinle karşı karşıyasınız. Bir de bazı sayfalarda şiirlerden çok yer tutan dipnotları, yüzlerce, binlerce göndermeleri hesaba katın. Rekin Teksoy'u bu olağanüstü emeği adına kutluyorum.

    Bu incelemede kitabı özetleyip fikirlerimi sunup sonuç kısmını yazıp bitirmek gibi bir şey olmayacak. Ben burada özet yapmaktansa neden kitabı beğendiğime dair maddeleri sıralayacağım. Normalde gerçekten hiç yapmayacağım bir tekniktir ama, yine söylüyorum, çok çaresiz bıraktın beni Dante. Kitabı o kadar farklı yerlerden ve açılardan inceleyebilirsiniz ki, bunları bir bütünlük haline toplayabileceğimi hiç sanmıyorum. Kitabın girişinde Rekin Teksoy, bu eserin neden bu denli önemli olduğuna dair uzun bir inceleme yazısı yazmış. Kesinlikle bu yazıdan daha kıymetli olan o yazıyı da bulabilirseniz lütfen okuyun. Zaten bu yazıda da oradan yararlanacağım. Eh, ufak bir taslağını vereyim bari kitabın:
    Dante, bu eseri "Komedya" ismiyle yazıp yayınlamış; fakat ondan sonra yaşamış ünlü yazar Boccacio (Decameron'un yazarı), bu eseri o kadar beğenmiş ki, başlığına yüceltmek için "İlahi" (Divine/La divina) sıfatını eklemiş ve eser öyle kalmış (çoğu kişi bunu bilmiyor). Dante'nin yaptığı şey aslında hem çok basit, hem de çok zor: Cehennem-Araf-Cennet inancını, kendi ütopyası haline dönüştürüp vermek. Koyu bir Hristiyan olmasına rağmen dini kullanan kurumlara, kiliseye ve Papalığa karşı olan Dante, bir nevi "eğer öbür dünya kavramı varsa, böyle bir şey olmalı" şeklinde yola çıkıp eserini kaleme almış. Bu anlamda eserin protest bir tavrı var. Eserini yazarken de son derece edebi bir dil kullanmış (fakat çeviri olduğu için ister istemez bu edebilik kayboluyor, özellikle şiirlerde). Bu edebi dil, sadece söz oyunlarından ibaret değil aslında: İnanılmaz bir matematik hesabı söz konusu. Kitap üç bölümden oluşuyor (Cehennem-Araf-Cennet); tıpkı Hristanlıktaki Baba-Oğul-Kutsal Ruh gibi. "Triole" adı verilen üçlü satırlar halinde kantolar oluşturuluyor ve Cehennem hariç her bölüm 33 kantodan müteşekkil (Cehennem 34, sanırım dini bir sebebi vardı 100'e tamamlamak için, yani bilinçli yapılmış). Dante'nin sayılara bu denli takıntısı benim şahsen hoşuma gitti. Bu üçlü satırların her biri kendi içinde kafiyeli, hatta Rekin Teksoy'un dediğine göre her mısra sesli harfle bitiyormuş (evet, 800 sayfadaki her mısra). Belki İtalyancanın yapısı buna müsait olduğu için o kadar şaşırmamak gerek, ama ben bunu ustaca buldum. İzin verirseniz artık maddelemeye geçiyorum, dediğim gibi bu şekilde incelemek amatörce görünse de, elimden başka bir şey gelmedi:
    1.Latince'nin edebiyattaki baskısına boyun eğmeyen Dante, İtalyanca, hatta yerel bir lehçe olan Toscana lehçesiyle eserini kaleme alıyor. Bu, o dönem için inanılmaz yenilikçi bir hareket.
    2.Dante'nin en önem verdiği kısım bariz şekilde Cehennem. Bu eser bir nevi Cehennem'in ütopyası. Size de harika gelmiyor mu? "Cehennem'i ütopyalaştırmak" fikri. Ben büyülendim bunu düşündüğümde. Kendi cehenneminizi oluşturup, istediğiniz (daha doğrusu hak ettiğini düşündüğünüz) insanları oraya koymak. Bunu cesurca yapabilmek. Zaten Cehennem inanılmaz detaylı betimlenmiş, katmanları, her suça karşılık gelen insanların tek tek konuşması vs. ama diğer bölümlerde bu denli detay yok. Edebilik ön plana çıkıyor, mekanlar ve kişiler nispeten daha silikleşiyor. (Not: Cehenneme bir sürü sevdiğim insanı da almış Dante. Ona birazcık sitemliyim ama, neyse...)
    3.Cennet'e yeni kaybettiği sevgilisi Beatrice'yi (Beatriçe diye okunuyor İtalyancası) koyması. Bana göre çok naif bir jest. Yıllardır aşık olduğu bir kadın Beatrice, hatta Dante onu ilk kendisi 9 yaşındayken görmüş ve bir ömür boyu sevmiş. Beatrice'nin bundan haberi yokmuş, başkalarıyla evlenmiş ve erken yaşta hayatını kaybetmiş. Dante, o hayatını kaybettikten sonra bu büyük eseri yazmış üzüntüsünden, ve eseri ona adamış. Beatrice, Dante Cennet'e geldiğinde kendisine eşlik ediyor ve sohbet ediyorlar. Ne güzel ütopya!
    4.Cehennem ve Araf kısımlarında Dante'ye Latin şair Vergilius'un eşlik etmesi. Dante Vergilius'u çok takdir eden ve seven bir şair. Hatta eserin içinde ona sürekli "babam, rehberim" gibi farklı şekillerde hitaplar kullanıyor ve onu yüceltiyor (Bu arada bunların spoiler olduğunu düşünmüyorum, İlahi Komedya'da da spoiler mı vereceğim Tanrı aşkına. O halde incelemem mümkün olmazdı). Vergilius onu bu iki katmanda gezdiriyor, karşılarına çıkan insanlarla konuşuyorlar. Şiirler okuyorlar.
    5.Eserin matematikselliği. Normalde buna bu kadar takılmazdım ama, ortada büyük bir emek var.
    6.Eserde geçen çoğu kişiyi tanımıyor olmama rağmen bir şekilde okutabilmesi. Evet, okumaya başlarsanız her sayfada geçen onlarca ismin birini anca bileceksiniz. Zira çoğu Dante'nin yakın çevresini oluşturuyor, pek de ünlü değiller. Bu aslında büyük bir dezavantaj olmalı, ama değil. En azından benim için değildi. Dipnotların da yardımıyla, yer yer zorlansam ve yorulsam da okuyabildim. Zaten özellikle Cehennem kısmındaki isimlerin çoğu ün yapmış kişiler, Dante'nin ne güzel ütopyası varmış...
    7.Dante'nin koyu bir Hristiyan olmasına rağmen din sömürüsüne, Papalığa ta o yıllardan karşı çıkması. Zaten bu başkaldırıyı seven bir insanım, eserin böyle bir yönü olması daha da bir hoşuma gitti.

    Evet, çok konuştum sanırım. Konuyu az çok anlamış olmalısınız. Zor bir şiirsel metin olacak karşınızda. Benim de inanılmaz beğenmeme rağmen yer yer atladığım kısımlar oldu. Çünkü gerçekten yorucu bir metin ve bir yerden sonra dipnotları okuyamadım, üzgünüm Dante. Ben sanırım bu metnin kendisinden çok fikrine, sistemine, arkasında yatanlara hayranım. Yoksa zihniyetimiz Dante ile çok ama çok farklı. Hristiyanlık övgüsü özellikle Cennet kısmında biraz sıkmadı değil, ama dediğim gibi, beğenmeme de engel değil. Okumanızı önerir miyim? Zor soru. Şiirsellik seviyorsanız, dipnotlar sizi sıkmayacaksa okuyun. En azından bu yazdığım bilgileri bilmeniz de size yetebilir, çünkü dünya üzerindeki her insanın bu metni en azından bu yönleriyle bilmesini isterdim. Zaten içinde geçen çoğu karakteri bilmeyeceksiniz, zaten bazı yerlerde yorulup sıkılacaksınız. Bu metin, hayat gibi aslında. Yer yer yoruyor, sıkıyor falan ama, yine de güzel be.

    Bir ruhun varsa, yarattığın "öbür dünya"da onunla karşılaşmayı dilerim Dante.
  • Güzel, gerçeğin peşinden koşmayanlardan kendini gizler. Sanatın anlamı ve varlık sebebi hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere yol açar: "Bunu hiç beğen­medim!", "Hiç de ilginç değil!" ... Bunlar çok iddialı savlar, ama ne ya­zık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın sav­larından hiç farkı yok! Bu kör insan, bir sanatçının gerçeği başkaları­na açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır.
    Peki, ama gerçek nedir?
  • Yeni binyıl insanlığı hücresel ve bilgisayar başında tutsak bir yalnızlığa sürükleyecek. Yüz yüze görüşmeler son buluyor. Hücresel yalnızlık yılları başlıyor. Bilgisa­yarın başına oturup bilgiler sayacağız. Çetleşe , çütleşe geçecek günler. Ben 2000'lerde elektronik bir yalnızlı­ğa ve elektronik mutsuzluklara sürüklenmekten korku­yorum.
    Herkes evinden bilgisayarını açıp gitmiş kadar ola­cak okuluna, ama hiç kimsenin okul arkadaşı olmaya­cak, hiç kimsenin benim öğretmenim Nazmiye hanım gibi güzel bir öğretmeni ve benim ona olan çocuk aş­kım gibi bir şeyi olmayacak.
    Herkesin bilgisayarıyla evleneceği bir dünya öneri­liyor bize. Ben çok tedirginim . Belki de ardımızdan ge­len kuşaklar bizden daha mutsuz olacaklar. Örneğin, bir yerden mektup bekleme, sokağın köşesinden posta­cıyı gözleme gibi duygu ve heyecanları yaşayamayacak­lar. Ama bu e cızgı mail'li dünyanın kendine özgü buna­lımlarını yaşayacaklar.
  • 224 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Bir yazar düşünün! Roman ve eserleri dünyada 176 dile çevrilmiş. Evet dünyaca ünlü Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov , harikulade bir yazar , mükemmel bir kalem. Yazarın daha önce ilk romanı olan "Toprak Ana " ve " Beyaz Gemi" adlı romanlarını okumuştum. Bugün ise "Elveda Gülsarı" adlı romanını okumak kısmet oldu. Gerçekten çok güzel bir roman. Okurken çok zevk alarak ve duygulanarak okudum. Cengiz Aytmatov'un bu romanı da diğer romanları gibi bilmiyorum abartıyor muyum ama insanı gerçekten büyülüyor. Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov edebiyat dünyasına büyük katkılar yaparak ve harika eserler bırakarak 2008 yılında aramızdan ayrılmıştır. Dediğim gibi ben yazarın eserlerini zevk alarak heyecan içinde okudum. "Elveda Gülsarı" adlı eseri ve diğer kitaplarını da zevk alarak okuyacağınıza inanıyorum. Herkese iyi okumalar diliyorum. "KİTAP ŞUURU" insanlık şuurudur diyor ve herkese iyi okumalar diliyorum. "KİTAP ŞUURUMUZ'UN" hep açık olması dileğiyle...
  • ✍ İLMİYLE AMEL ETMEYEN ALİM

    ● Vehb b. Ali der ki: İbnu's-Semmak Kufe'nin vaiziydi. Vaazlarından birinde cehennemden bahsetti ve hem kendisi, hem de onu dinleyenler ağladı.

    Öğütlerde bulunup Allah'ı hatırlattı. Çok güzel bir vaaz oldu. Diğer vaazını yapacakken kendisine bir kağıt parçası verildi, içinde şöyle yazıyordu:

    "Ey başkalarına bir şeyler öğreten,
    Biraz da kendine bir şeyler öğren.
    Hastaya tedavi için ilaç sunuyorsun,
    Ama kendin hastalık içinde bulunuyorsun.
    Aklımıza öğütle doğru yolu aşılıyorsun,
    Ama henüz kendin doğru yolu bulamıyorsun."

    İbnu's-Semmak bu sözlerden sonra ağır bir hastalığa yakalandı ve bu hastalıktan da vefat etti.

    • Beyhakî, el-Câmi' li Şuabi'l-Îmân: 1780

    © by @erreddu
  • Evet, televizyonlar o zaman siyah-beyazdı ama hayatlar güzel, renkli ve samimiydi..
  • ...mavinin üstünde salınan bulutlar- çok güzel bulutlardı, ama içlerinde bir damla yağmur yoktu... Kendisini onlar kadar boş hissetti.