• 222 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Hukukun ayrıntıları ile boğuşmaktan ziyade ana felsefesini öğrenmeye meraklı iseniz bu kitabı mutlaka okumalısınız. "Cezanın esas amacı suçu önlemektir, bir ceza hukuku suçları önleme noktasındaki başarısına göre işe yarar ya da yaramaz" diye başlar "hukuk toplumun haklarını koruma çabasında olupta toplumun anlayamadığı kapalı bir literatür nasıl ortaya koyabilir " gibi çıkarımlarda bulunarak kitabı bitirirsiniz. Ayrıca af yetkisini konuştugumuz yakın zamanda adamın birinin 1750'lerde affın saçmalığınından bahsedişini; insanlığın medeni, duygusal ilerlemesine uygun cezaların verilme zorunluluğunu tespit edişini; yasalardaki ufak boşlukların nasıl çıkara dönüştürülebileceğini yazışını görer hayret edersiniz. Hayretinizde sizi hakikate ulaştırır, velhasıl kelam güzel olur. Okuyalım, okutalım:)
  • "Erkekler daha fazla acı çekiyor ya da başka bir açıdan bakmak gerekirse,bu konuda dayanma güçleri daha az,oysa kadınlar hep suçluluk hissetmeden acı çeker, ancak başka türlüsü ellerinden gelmediğinden değil, en gerçek anlamda -ki aslında belki bu da başka türlüsü ellerinden gelmiyor demektir.
  • Evet, yaradilişin asil, yasal, doğrudan ürünü hareketsizlik, yani boş boş oturmaktir. Ayni şeyi yukarida da söylemiştim. Tekrar ediyorum, israrla tekrar ediyorum: Gerçek, faal insanlarin çalişmalarinin, bir şeyler yapmalarinin nedeni, kalin kafali, dar görüşlü olmalaridir.
  • zeki müren, çocukluğumdan beri dinlediğim, sesine hayran olduğum, hüzünlü gecelerime yoldaş olan, hatta hayatta en sevdiğim kişiler listesinde yer verdiğim, çok büyük bir isim... di... neden geçmiş zaman kipi kullandım? anlatacağım...

    radi dikici'nin yazdığı aşkın kavurduğu güneş zeki müren kitabını okudum. zeki müren'in, sanatçı kişiliğinin yanında insani özelliklerinin de anlatıldığı bir kitap. maalesef kitabın en az yarısını hayretler içinde okudum. üzüldüm, şaşırdım, "hayır olamaz!" tepkileri verdim. sevdiklerinizin kusurlarını yakalarsınız ve birdenbire soğursunuz ya, öyle oldu. hatta kitabı bitirdikten sonra "keşke okumasaydım" dedim; "keşke okumasaydım da belleğimde halen muhteşem bir insan olarak kalabilseydi paşam..."

    bursa'da doğan ve çocukluğu burada geçen zeki müren, maalesef aile sevgisi görmeden büyüyor. bunun nedenleri kitapta uzun uzun anlatılmıyor ama zeki müren'in daha 10 yaşında ortaya çıkan cinsel kimlik tavırları, kadınsı hareketleri, babasını epey bir soğutmuş. zeki müren bu sevgisizliğin karşılığı olarak şöhret olduktan sonra anne babasını hayatından tamamen çıkarmış. hayatının sonuna kadar neredeyse hiç görüşmemişler, zeki müren için anne babası, anne babası için zeki müren yok hükmündeymiş.

    onun hayattaki ilk büyük şansı hayri terzioğlu ile tanışmasıdır. daha 15 yaşındayken söylediği şarkılarla mahallede adını duyuran zeki müren'in yolu demokrat parti bursa il başkanı hayri terzioğlu ile keşişir. hayri terzioğlu zeki müren'in sesini epey beğenir ve ona kol kanat gerer. çok geçmeden de zeki müren'i bursa'da heba olmaması için ailesinden izin alarak istanbul'a getirir. burada liseye ve güzel sanatlar akademisi'ne yazdırır. ona ev tutar, kirasını öder. her anlamda arkasında müthiş bir güç olur. 

    artık büyümüştür. üniversite çağına gelen zeki müren, okulda sık sık kadınsılığı ile ilgili alay konusu olur. bir gün kantinde yine birileri onunla dalga geçmektedir. zeki müren artık dayanamaz, "bana bakın ulan o... çocukları" der ve önce pantolonunu, sonra külodunu indirir. cinsel organını eline alır ve "içinizde bunu yapabilecek bir erkek var mı?" diye gösteri yapar.

    sonrasında yolu trt istanbul radyosu'na düşer. ilk programından itibaren ülke çapında şöhret olur. artık durdurulamaz bir güçtür. gazetelerde, dergilerde hep kendisinden bahsedilir. insanlar zeki müren'in sesini dinlemek için onun radyo programının yapıldığı saatte işlerini güçlerini bırakır, radyonun başına kurulurlar. çok kısa bir süre içinde ilk filmi olan beklenen şarkı'yı çeker. yaşı henüz 22'dir.

    zeki müren için artık gazino dönemi de başlamıştır. bir yandan radyo programları ve film çekimleri de devam eder. çok kısa süre içinde şöhreti yakalamıştır. gazino patronlarını peşinden koşturmaktadır. daha önce hiçbir sanatçıya sunulmayan imkanlar kendisine sunulmuştur. en yüksek ücreti o almaktadır, bir dediği iki edilmemektedir. en sert patron olarak bilinen fahrettin aslan dahi onun karşısında dut yemiş bülbüle dönmektedir. 

    burada zeki müren'in sahne hayatıyla ilgili bilgi vermek gerekirse; onun gerçekten işini hakkıyla yapan, olağanüstü bir sanatçı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. eşsiz yeteneğinin yanı sıra müthiş titizdir. çok çalışkandır. sahne performanslarını kayıt altına alıp, eve gider gitmez bunları izler ve eksiklerini, hatalarını tespit eder. dakiktir. sözüne sadıktır. örneğin hayatını sürekli hastalık içinde geçirmesine rağmen bir kez bile sahneye çıkmamazlık yapmamıştır. seyirciyle olan iletişimi harikuladedir. onlara "aşklarım, canlarım, bitaneciklerim" diye hitap eder. insanlar kendisine adeta tapar. örneğin, ünlü 31 mayıs 1969 zeki müren aspendos konseri'nde izdiham olur. konseri kapasitenin çok çok üstünde bir rakam olan 27 bin kişi izler. insanlar için zeki müren bir yana, diğerleri bir yanadır. paşa, sahnede genelde hep aynı şarkıları okur, repertuarını pek değiştirmez. kendi eserleri de oldukça fazladır. beni şaşırtan bir bilgi olarak, zeki müren'in orhan gencebay ve ferdi tayfur şarkılarını da okuması olmuştur. fakat bu kayıtları maalesef internette bulamadım.

    sahnelere yepyeni bir soluk getirmiştir. kıyafetleri olay olmuştur. denilebilir ki, türk müzik tarihinde sahnelein en büyük devrimlerini zeki müren yapmıştır. onun yaptığının yarısını dahi yapmaya kimseler cesaret edememiştir. rengarenk kıyafetler, topuklu ayakkabılar, mini etekler... aklınıza gelebilecek en ilginç kostümleri giyer. dikkat ediniz, bundan 40 sene öncesinden bahsediyoruz.

    çektiği filmlerde büyük bir star olmanın gerektirdiği gibi kendi kurallarını koyar. bu kurallar türkan şoray kanunları'ndan hallicedir. burada onun pek tevazu sahibi olmadığını görüyoruz. örneğin film afişlerinde kendi ismi en başta ve en büyük olarak yazılacaktır. çektiği 18 film içerisinde ismi tek bir kişi ile eşit büyüklükte yazılmıştır: türkan şoray!

    zeki müren'in aslında hiç yazmak istemediğim taraflarına gelecek olursak... maalesef vefasız ve kadir kıymet bilmez bir yönü varmış sanat güneşimizin... örneğin, kendisini ilk keşfeden, elinden tutup istanbul'a götüren, onun maddi manevi her türlü ihtiyacını karşılayan, liseye ve üniversiteye girmesini sağlayan, sanat camiasının içine sokan hayri terzioğlu'nu bir gecede defterden silmiştir. 27 mayıs 1960 darbesi'nde demokrat parti bursa il başkanı olarak tutuklanan hayri terzioğlu hapse gönderilir ve mal varlıklarına el konur. hapishanedeyken paraya ihtiyacı olur ve zeki müren'den yardım istemek için ona ulaşır. fakat zeki müren önce telefona çıkmaz, sonra da haber gönderir. "nereden çıktı bu iş? ben o kadar zengin miyim ki ona para göndereceğim?" der ve para göndermez. sonraki yıllarda da hayri terzioğlu ismini ağzına almaz. hatta onun öldüğü haberini aldığında "öldüyse öldü, n'apalım?" der ve cenazesine gitmez.

    kaprislidir, kıskançtır, küçük hesapların adamıdır, bencildir zeki müren. kendisinden başka kimseden bahsedilmesini istemez. dünya kendi etrafında dönüyor sanar, eşinden dostundan da bunu ona hissettirmelerini ister. örneğin neredeyse 40 yıl boyunca yanında çalışan, kendisinin ev işlerinden tut kuliste içeceği suyla dahi ilgilenen berrin hanım'ın aktardığına göre zeki müren, kendi adından başkasına tahammül edemezmiş. birisi hakkında şatafatlı bir haber gördüğü an şartelleri atarmış. kendisinin huyunu suyunu bilen yardımcıları da gazetelerle ilgili rapor verirken sadece zeki müren'le ilgili haberlerden bahsederlermiş. sadece olumlu haberlerden. 

    kendisine rakip olacak herkesi ortadan kaldırmaya çalışmıştır paşa... sahnelerde biraz sivrilip de onun gazabına uğrayan o kadar çok kişi vardır ki... yeni yeni adından söz ettiren bülent ersoy'u çalıştığı gazinodan kovdurmaya çalışmış ama başaramıştır. muzaffer akgün'ü kovdurmuştur. gönül yazar'ı canından bezdirmiş, istifa ettirmiştir. (ancak gazeteler "gönül yazar zeki müren'i terk etti" yazmasın diye ertesi gün onun gönlünü almış, tekrar sahneye çıkmasını sağlamış, sonra da onu odasına çağırıp "seninle işimiz bitti gönül, pılını pırtını topla. kimse beni terk edemez, ancak ben kovarım." demiştir) işi öyle bir boyuta getirmiştir ki, adnan şenses'in önünü kesmek için ona tecavüz ettirmeye bile kalkışmıştır. 

    cimri ve paragözdür. küçük bir örnek vereceğim. her gece kendisi için gazinoya gönderilen çiçekler, çalışanlar tarafından sokağa atılıp heba edilir. bunu gören şoförü ile yardımcısı berrin hanım, bu çiçeklerin çöpe atılmasına dayanamaz ve her gece onları toplayıp 100 lira karşılığında çiçekçiye satarlar. bir gece zeki müren bu duruma şahit olur. şoförü, "yanlış bir şey yapmadık ya zeki bey?" der. "yok yok gayet güzel bir şey yapıyorsunuz. bundan böyle fiyatı 200 liraya çıkarın ve parayı üçe bölüp benim payımı verin." der. 

    zeki müren ve aşkları... zeki müren'in cinsel hayatı malumdur. o bir eşcinseldir. kadınlardan çok erkeklere ilgi duyar. unutamadığı büyük aşkı ise kürşat bey'dir. kendisine hayran olan ve tanışmak isteyen kürşat bey, bir subaydır. zeki müren kendisini görür görmez vurulur. aşkı karşılıksız değildir. beraber yaşamaya başlarlar. kürşat bey askerliği nedeniyle evden uzak kaldığı dönemlerde zeki müren neredeyse hayata küser. kendisiyle tekrar buluştuğunda ise yüzünde güller açar. ilişkilerinin duyulması nedeniyle kürşat bey'in ordudaki durumu sıkıntıya girer, askerlikten istifa eder ve yeni işi nedeniyle yurtdışına taşınmak zorunda kalır. büyük aşk da biter gider. zeki müren, bu konuyla ilgili 1987 yılında mete akyol'a verdiği röportajda o günleri şöyle anlatır: "ben sekiz sene, 1962'den 1970'e kadar, büyük bir sarhoşluk içinde aşk yaşadım. allah bana bir daha öyle aşk nasip etmesin. çünkü bu kalbim dayanmaz aşkın öylesine. o günlere dönüyorum, düşünüyorum da... o nasıl bir çileymiş. acılı bir yemek gibi. yemeğin acısını bilmiyorum ama, aşkın acısını tattım, aşkın acısını çok iyi biliyorum." 

    hayatına yine başka başka kişiler girse de, hep erkek olur bunlar. bunu nereden mi biliyoruz? şuradan: 1985 yılında hürriyet gazetesi'nde nimet hanım diye birinin röportajı yayımlanır. nimet hanım zeki müren'den hamile olduğunu iddia eder. zeki müren bunu duyunca, "bir kadını hamile bırakmışım ama haberim yok. ayol üstüme iyilik sağlık, ben hiçbir kadınla yatmadım ki!" der.

    son yıllarında bodrum'da inzivaya çekilen zeki müren, burada bir skandala imza atar. yıllarca yanında çalışan, bir dediğini iki etmeyen, onun tüm işlerini yapan, ona herkesten daha yakın olan berrin hanım'ın ve onun yardımcısının kendisini soyduğunu ve altınlarını çaldığını iddia eder. bu iddiaya karşılık dava açan berrin hanım, davayı kazanır ve zeki müren daha sonra kendisinden özür diler. bunu neden yaptığı bugün bile tam olarak bilinmiyor.

    bitireyim. kitabı okuduktan sonra zeki müren'le ilgili olarak fikirlerimin oldukça değiştiğini söyleyebilirim. üç ayrı zeki müren'den bahsedebiliriz sanırım. sanatçı zeki müren; olağanüstü başarılı, kitleleri peşinden sürükleyen, sahnelerde devrimler yaratan, türk müziğinin mihenk taşlarından biri. insan olarak zeki müren; başarıya giden yolda her şeyi mübah gören, tevazudan uzak, kibirli, paragöz, bildiğin haset. son olarak da cinsel açıdan zeki müren; ezelden beri hor görülmüş, alay edilmiş, şöhrete ulaşınca belki bunu kalkan edinip kendini korumuş ama duygularını hep kendi içinde biriktirmiş, saklamış, acı çekmiş, yalnız kalmış biri.

    madalyonun iki yüzü vardır. yine bağış erten'den ilhamla; öyle ya da böyle; peki kimdir zeki müren? hatalarıyla sevaplarıyla, müthiş bir sanatçı mı? yoksa ibrahim tatlıses için söylendiği gibi "sesi iyi ama kendisini sevmem" tarzı cümleler sıralayabilir miyiz onun için? sizi bilmem ama, bir zeki müren hayranı olarak, benim kalbim ortalarda bir yerlerde çarpıyor...
  • 337 syf.
    Bir psikiyatristin 70'li yıllardan 2000lere kadar tecrübe ettiği psikolojik vakalar ve uyguladığı çeşitli tedavi yöntemlerine değindiği akıcı bir kitap. Sıradan psikolojik vakalar yerine daha ilginç ve az rastlanır vakalar aktarılmış. Bir kadının sırf gözlerine bakıldığı için onunla seks yapıldığını düşünmesi; diyabet hastası olduğu için kafa üstü, çıplak halde duran kız; sol kolunun ona fazla geldiği düşüncesiyle, kolunu istememe ve bundan dolayı kesme girişiminde bulunan bir adam; zehirlenme zannedilen fakat birbirlerinden etkilenerek ardı ardına bayılan kız öğrenciler; anne olma isteğinden dolayı kendini hamile sanan bir kadın; penisinin küçüldüğünü zannederek cinsel hayatından uzaklaşan adam; çok fazla su içtiği için beyin bulanıklığı yaşayan bir film stüdyo yöneticisi; karısını aldattığını yıllarca soğukkanlılıkla sağlayan bir adam ve daha birçok ilginç vakalarla dolu bir kitap. Yapılan tedaviler de açık ve anlaşılır bir biçimde aktarılmış. Psikiyatrist Dr. Gary kendi tespitlerini, düşüncelerini de belirtmiş ve tespit hatalarından da bahsetmiş. Psikolojiye ilgisi olanlar ve hayattaki sıradışı psikolojik vakaları öğrenmek isteyenler için güzel bir kitap. Herkesin anlayabileceği akıcı bir dille yazılmış ve sıkmamış. Fakat okuduğunuzda daha fazlası olabilirdi diye düşünmeden edemiyor insan. Yine de kitabın verdiği bilgiler ışığında gösterdiği katkı su götürmez bir gerçek.
  • 188 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Burada ,asla ilişikteki romancığı savunma niyetinde değilim . Tam tersine anlaşılmasını sağlamaya çalışacağım... Cümlesi ile başlayan Roman Üzerine bölümünde yazılanlar , bir okur olarak benim çok hoşuma gitti.
    Bu bölümü okuduktan sonra romandan çok daha fazla tat almanız mümkün. işte size bağlı örnekler:

    Velhasıl okur kitlesi bize şu şekillerde haykıran birçok guruptan oluşuyor:
    Avut beni.
    Beni eğlendir.
    Beni üz.
    Beni duygulandır.
    Bana hayal kurdur.
    Beni güldür.
    Ürpert beni.
    Beni ağlat.
    Düşünmemi sağla.
    Yalnız bir kaç seçkin zihin ,sanatçıdan şunu istiyor.: “Kafanıza göre , size en uygun gelen biçimde , güzel bir şeyler yaratın bana.”

    Her şeyde , keşfedilmemiş bir yan vardır , çünkü gözlerimizi ancak incelediğimiz şey hakkında bizden önce düşünenlerin anısıyla beraber kullanmaya alışığız.
    En ufak bir şey de dahi biraz meçhul bir taraf mevcuttur.

    Ne söylenmek istenirse istensin onu ifade edecek tek bir sözcük, canlandıracak tek bir fiil ve nitelendirecek tek bir sıfat vardır.



    KARAKTER TAHLİNİNİN İMKANSIZLIĞI

    İnsanları izleye izleye mizaçlarını , neredeyse her şartta varolma biçimlerini öngörecek kadar kesin bir şekilde belirleyebilsek “ Bu karakterdeki şu adam bu durumda şöyle davranır” diye bilsek dahi , bundan, kendine ait olan düşüncesindeki gizli gelişimlerin , bizimki ile yanı olmayan , içgüdülerinin esrarengiz taleplerinin , organları ,sinirleri ,kanı ve eti bizimkilerden farklı doğasının karmaşık itkilerini tek tek tespit edebileceğimiz sonucu çıkmaz.

    Güzel ve sürükleyici bir kitap.