Hani şu günümüz gençliğinin dilinden düşürmediği trendler, sosyal medya çılgınlığı, sürekli parlatılan o popüler kültür var ya...
Yazar tüm bunları öyle tatlı sert bir eleştiri süzgecinden geçirmiş ki, okurken kendini ister istemez derin bir sorgulamanın içinde buluyorsun. İşin güzel tarafı, kitap sadece gençlere hitap etmiyor; biz yetişkinlerin de üzerine uzun uzun kafa yorması gereken çok derin meselelere parmak basıyor. Günlük hayatta görüp geçtiğimiz sıradan olayların arkasındaki gerçekleri, bambaşka bir pencereden önümüze seriyor.
İçinde yok yok diyebilirim! Mesela:
Asıl benzersiz markanın insanın kendi kişiliği olduğu,
Özgüven eksikliği yüzünden körelip giden yetenekler,
Akran zorbalığıyla baş etmenin gerçekçi yolları,
"Acaba bazı kitaplar travma yaratır mı?" endişesi,
Sosyal medya bağımlılığının hayatımızı neye çevirdiği,
Öğretmen-öğrenci ilişkileri ve tabii ki artık hayatımızın tam merkezinde olan yapay zekâ...
Yazar, gençlerin tüm bu ortak dertlerini, o kendine has, insanı gülümseten mizahi üslubundan ödün vermeden masaya yatırıyor. Ama bunu yaparken asla insanı yormuyor; aksine, kitabı kapatıp birileriyle saatlerce sohbet etme isteği uyandırıyor içimizde.
Not: Bugün sınıfta "Evcil Taş" bölümünü sınıfta okudum. Okuduklarım öğrencilerime o kadar aşina geldi ki özellikle şu soruyu sordular: Yazar bu kitabı ne zaman yazmış?