huseyin demir, Gölgesizler'i inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Zamanın ve mekanın, köyün ve kentin, berberin, kunduracının, muhtarın, bekçinin, delinin, akıllının, ihtiyarların gençlerin hatta çocukların, kadınların, erkeklerin ve hatta ayının ve atın, herşeyin ve herkesin birbirine geçtiği, birbirine dönüşüp, birbirinde kaybolduğu ve kimin kim olduğu veya olmadığını düşünürken ve umarken öğrenmeyi karın neden yağdığını ve öğrenmeyi umacak bir çok sırla karşı karşıya kalan sayfalar arasında değilde bir gizin içerisinde paranoyaklaşan okuyucuyu hiç düşünmedin mi Sevgili Toptaş...

Okumak güzeldir.. okuduğunu anlamak daha da güzeldir.. ama bu kez okuduğumu anlamakta zorlandığımı inkar etmeyeceğim.. yalnız bir şeyi, anladığımı anlamadığımı anladığımı anladım..

Yeri gelmişken sana Doğunun Kafkası demek bir övgü niteliği taşısa bile, kalemini bir başka değere benzetebilmek pek samimi gelmedi bana açıkçası. Bence kişinin başarısını veya meziyetini bir başka kişinin meziyetiyle eşleştirmek övgü değildir. Röportajını okurken pekte mutlu olmadığını görmüştüm zaten bu durumdan. Sevgili Hakan Gündayın da dediği gibi her yazar edebiyatın ayrı bir klasörüdür.. ve sen Sevgili Toptaş edebiyatın beyin yakan en kalın klasörlerinden birisin ve unutmadan, anladım ne demek istediğini bu adamın; “Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.”
STEFAN WEIDNER, Frankfurter Allgemeine Zeitung

Hani bir yerde bir kere çiçek açmıştır. Orada bir daha çiçek açmayacak olsa dahi o çiçek bir kere açmıştır ve hep ne güzeldir ya, işte öyle.

Ferman Mamedov, Kafka Okur Sayı 24'ı inceledi.
4 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 7/10 puan

Arkadaş, Audrey Hepburn hayranı ve ben de sinema dünyasındaki ününü biliyorum. Güzelliğini de biliyoruz. 23.sayıyı bu yüzden almıştık. İlk kez Kafkaokur alışımız Audrey'in güzelliği sayesinde oldu. 24'ü de yine bir arkadaş vesilesiyle okumuş oldum. Ben inadına bu dergiye para vermem; şeffaf dosya mı, naylon mu ne diyorlar, çıkaracaksınız onun içinden. Vardır sanırım herkesin bir takıntısı...

Nazan Bekiroğlu'lu sayfalar güzeldi. Anlaşılan kendisi öyle bir yazardır ki, hakkında bahsetmek dahi ismi geçen sayfalara "ruh" katmış. Yoksa ki "ceset" gibi bir dergi. Oysa düzeni, özeniyle tam notluk bir dergi olduğu itiraf edilmeli. Kaan Murat Yanık'ın yazısını görünce çok sevindim. İzdiham'dan biliyorum ve emindim ki ne yazmışsa güzeldir. İnanın bu sayıda okuyacağınız en güzel ve akılda kalıcı yazı bu - "Kokunun İzi".

Nazan Hanım kendisiyle yapılan röpartajda "sanatkarca huzursuzluklarım" diye ifade kullanmış. Eleştirmek istiyorum. Huzur yerine hüzün olmalı. 'Huzur' varsa, 'huzursuzluk' yoktur. Var varsa, yok yoktur örneği gibi. Huzursuzluk, huzuru keşfedene kadar izafi olarak kullanılan - eğer duygusal bir durumdan bahsediyorsak- bir anlayıştır. Huzur bir kez "ele geçince" (doğrusu o biz ele geçirir, fetheder) bir daha çıkmaz. Bu yüzden huzura kavuşmuş kişi için huzursuzluk diye bir anlayış ortadan kalkar. Buradan hareketle anlıyorum ki Nazan Bekiroğlu ya huzuru keşfedememiştir ya da huzurla hüzünü ayıramamıştır. Sanat ve sanatkar(ca) anlayışları yanına 'hüzün' daha yakışır ve uygun olan kelime... Bitti.

Ah Muhsin Ünlü
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum
Şehre inerim bir sinema yağmura çalar
Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür
Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.

-Senegalliler dahil değil

Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-Yoksa seni rahatsız mı ettim?

Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak

-Freud diye bir şey yoktur.

Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.

-Haydi iç de çay koyayım.

Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin

-Yoksa seni rahatsız mı ettim?

Neşet Ertaş özetlemiş; Gönül kimi severse, aşk onda güzeldir.

Her şey sende gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…
~Can Yücel~

Vedalaşmalar hüzünlü ama güzeldir. Sen de hüzünlüsün ama güzelsin...

Resul, bir alıntı ekledi.
10 saat önce · Kitabı okudu · 10/10 puan

Sen, mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit; "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var.
Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.

Uhuvvet Risalesi, Bediüzzaman Said NursîUhuvvet Risalesi, Bediüzzaman Said Nursî