Kurgu karakterlere daha fazla şefkat beslerken, genelde ilk taşı gerçek insanlara fırlatırız çünkü gerçek insanlar bizim ve başkalarının üzerinde gerçek etkiler yaratır. Bu yüzden daha güçlü ve daha farklı bir yargılama gerekliliği doğar. O yüzden edebiyat "başkalarıyla" olan bağımızı şekillendirmemize yardımcı olan bir empati motoru gibi görülse de, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, gerçek hayattaki empatinin bazı sınırları olmalıdır. (Dünyevi ilişkiler ve yargı bizim birbirimizle kurduğumuz ilişkileri de etkiler.) Fakat edebiyattan öğrenebileceğimiz şey, kesin yargılarda bulunmamaktır.
Otobiyografik bir anının özünde duygu olması gerekir. Maya Angelou "insanların söylediklerinizi ve yaptıklarınızı unuttuklarını ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmadıklarını" söylemiştir.
Bir masalın ilgi çekmesi ve karşı tarafin onunla bir çeşit bağ kurması için sanatla süslenmiş ve anlatım prensiplerine uygun olması gerekmektedir çünkü masal ancak bu şekilde ilginç hatta inandırıcı olur.
Babasının olamadığı kadar özgür olmak. Sadece babasının olamadığı kadar değil, onun katlanmak zorunda kaldığı onca şeyden de kurtulup özgürleşmek. Dayatmalar. Aşağılanmalar. Engeller. Yara, acı, duruş ve utanç... Başarısızlığın getirdiği tüm o içsel travmalar.