1 Ağustos, Haçın Kudüs'te bulunduğu gün olarak kabul edilmektedir. Bu amaçla Ağustos'un ilk gününde evlerin damında ve dağlarda ateş yakılır, bayram yapılırdı. Çünkü Eleni Kudüs'te haçı bulduğu zaman bunu dağdan dağa ateş yaktırarak haber vermişti. O çağda Kudüs'ten lstanbul'a herhangi bir haberin üç saatte ulaştırıldığı söyleniyor. Kayseri'de bu bayrama Didimon Bayramı deniliyordu. Çünkü biri Lifos diğeri Ali Dağı olan iki tepede ateş yakıldığı için bu bayram günü Didi mon (lkiz) olarak adlandırılmıştı.
Didimon Bayramı'nda ateşler yakıldıktan sonra köz haline gelen ateşin külleri üzerine haç işareti yaparak bunun üzerinden atlamak önemli bir ritüeldi. Eğer yakılan ateş bir hayvan sürüsünün üzerinden geçirilebileceği bir yerdeyse, bu eylemi mutlaka gerçekleştirirler ve hayvanlara bir zarar gelmeyeceği ne inanırlardı.
Bu ritüel, ateş kültü ile Hıristiyanhğın ilginç bir sentezi olarak göze çarpmaktadır.
“Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacak; fakat taşları yemek ilelebet yasak kalacaktır.”
Lâtife mi yapıyorum, yoksa nazire mi? Ne biri ne öbürü... Hiçbir letafetle temas imkânı kalmadığından lâtife yapmıyor, yapamıyorum. Türk topraklarında takdir salâhiyetinin hiçbir cinsini tefrik etmek ve hele de temyiz etmek imkânı bırakılmadığından nazire yapmıyor, yapamıyorum.
Sadece Türkiye’nin “cebren ve hile ile” getirildiği yerde, yazdıklarımı okuyanların sahip oldukları değerleri yoklama ihtimalini büyütmek istiyorum. Yazdıklarımı okuyanların her biri, eğer değere kavuşabilirlerse, bu kavuştukları değerin ancak İslâm kaynağından doğmuş bir istinadı olabileceğini bilmelerini istiyorum.
Üstelik benim ne istediğimin herhangi bir kıymetiharbiyesi olmadığından haberdarım. Yazdığım her cümlenin karşısına, “Hep yaptığı gibi yine zırvalamış!” diyerek çıkanların nelerle iştigal ettiğinin âyan beyan olduğu günlerde yazıyorum bu önsözü. Yani hangi hacının koltuk altından hangi haçın çıktığının kolayca anlaşılabildiği günlerde.