• 352 syf.
    ·1 günde·9/10
    Kabus senaryosu. Distopyaların baştacıdır. Yazarın 1984 öncesi yıllarda öngördüğü tüm baskıcı, tek adam rejmini şu anda görmekteyiz. Geçmişin değiştirilmesi açık bir şekilde olmasa da geçmiş değiştirilmiş etkisi içinde yaşamaktayız. Açıkça olmayan bir şekilde izleniyoruz, kontrol ediliyoruz, susturuluyoruz. Oldukça zeki olan yazarımız aslında doğru öngörmüş bana kalırsa. Birkaç on yıla bakar sonumuz gibi, sadece onun öngördüğü kadar erken olmamış gibi duruyor. Kitabı okuduğunuz zaman kurgu değilmiş hissine kapılıyorsunuz, sizi rahatsız ediyor, canınızı sıkıyor, zorluyor, düşünmeye itiyor. En güzel kitap türlerindendir sizin aklınızı yoran kitaplar. Zihni doyurur. Okuması zordur.
  • 528 syf.
    ·31 günde·Beğendi·9/10
    Dave Gurney kaldığı yerden güzel devam etmiş.Bir önceki kitabında (kurt gölü) düşüş gözlemlediğimiz yazar, bu kitapta toparlamayı başarmış. Sadece,kitabın son sahnesi daha vurucu ve etkili olabilir miydi acaba, diye sormanız mümkün ama okuma süresince sizi kendine bağlamayı başaran bir akışı var.Ayrıca diğer kitaplardan farklı olarak bu kitabın sonuna "six months later" tarzinda bir ekleme yapilmis...Biliyorum, hepimiz "aklından bir sayı tut" tadında bir kitap bir daha gelir mi diye bekliyoruz,ama sanırım bu biraz zor.İyi okumalar... :)
  • 408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar."
    ~Heinrich Heine, Almansor, 1821 #39266561

    Damarlarımda hissettim, düşlerimde hayal ettim, gözlerimle gördüm, yüreğimle yaşadım, yürürken düşündüm, okurken doyamadım, bir yandan hızlıca sayfaları çevirmek, bir yandan sayfalar bitmesin istedim. Vücuda verilmiş özel bir karışım almışım gibi kendimden geçtim, sonsuz öykülerde kaybolmak, o dünyadan ayrılmak istemedim. Bir yazar, milyonlarca insanı bu ruh haline bir kitapla sokabilir, evet bunu yapabilir. Kitapların gücü o kadar fazla ki, işte bu yüzden korkuyorlar! İşte bu yüzden yok etmek istiyor, yasaklıyorlar!

    Fahrenheit 451 ile Ray Bradbury dünyasına adım attım. O kadar zevk aldım ki, o kitabı da bitirmek istememiştim. Ana kahramanız Guy Montag ile bağ kurdum, o bağ kopmasın istedim. 451 severler, bunu hep dilemiştir muhtemelen. Yakma Zevki ile 451’in daha öncesine gidiyoruz.

    İncelemeyi tamamlamaya yakın, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi ‘ne başladım. Fernando Baez ‘in 18 sayfalık sunuş bölümü, buraya bir şeyler eklemem gerektiğini hatırlattı. İncelemem eksik gibiydi, tam olmasa bile daha iyi hale getirdiğimi düşünüyorum.

    *

    Sistemin eleştirisini doruklara taşıyan anlar vardır. Bu anları iyi anlamak ve kavramak gerekir.

    1984 ‘ün üçüncü bölüm sonrasında ki Winston ve O’Brien,
    Cesur Yeni Dünya ‘nın on altıncı bölümden itibaren Vahşi, Helmholtz ve Mustafa Mond,
    Yakma Zevki ‘nin ise Montag ve Leahy ile olan yüzleşme diyaloglarını dikkatlice ve anlayarak okuyunuz, gerekirse birkaç kez okuyup, notlar alınız. Güçlü ile güçsüzün diyalogları ve aktarılan bilgiler o kadar önemli ki, nefesiniz tutulurcasına okursunuz. Vurucudur, hakikattir, gizlenmiş tüm sözcüklerin ortaya çıkması, akla karanın yüzleşmesidir. Bilgidir, birikimdir, PATLAMADIR! HAYKIRIŞTIR!

    Her diyalog beyninize inmiş bir balyoz gibidir. Sizi kör eden her şeyin ilacı gibidir. Oradadır, çekip almak size kalmıştır. Bir kitap o kadar çok şeydir ki, neleri başarıp başaramayacağı, okuyucusunda gizlidir.


    YAKMA ZEVKİ!

    İnsanın Yıkıcılığı arttı ve artmaya devam ediyor. İnsanın içinde yok etme içgüdüsü olduğunu savunmuş Sigmund Freud . İnsan eyleme geçmek için bir kıvılcım bekler, her zaman içinde var olanın dışarıya çıkmasını bekler. En masum görünümlü insan, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve zihnimizin kabul etmek istemeyeceği suçlar işleyebilir. Bunun önceden kestirilmesi güçtür. İnsan bir şey yapmak isterse yapar, onu ne yasa ne de başka şey durdurabilir.

    Kitapta on üç ana öykü bulunmakta. Sonda ki diğer üç öykü ise, kısa olduğu için diğerlerine nazaran biraz daha hafif. İncelemeyi biraz öykü öykü, birazda doğaçlama yolu ile yapacağım.

    Öykülerin ana teması yakılan ve yasaklanan kitaplar, sansür edilen fikirler, yok edilen özgür düşünceler ve yaratılan otomat kafalı insanlar.
    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayalleri içinde, ruhsuz bir dünya yaratılması, ruhsuz dünyanın hiçbir şey hissetmemesi.

    İnsanın doğası mümkün olabilecek her şeye gebedir. En önemlisi, insan dediğimiz varlık, mutluluktan mutsuzluk, mutsuzluktan da mutluluk çıkarabilecek bir yapıya sahiptir. Yeter ki kendi özgür hür iradesi ile yaşasın ve düşünsün. İnsan ilk önce kendisine hükmetmelidir. Kendi kontrolünü başkasına vermek gibi bir ahmaklığa düşmemelidir. Yönetilmesi normal olabilir fakat, kendisini yöneteni de denetlemekle görevlidir. Sustukça balyozu kafana yersin, sonra bir bakmışsın, öyle bir susmuşsun ki, son balyoz darbesi ile toprağa gömülmüş, boğulmuşsun. İpler hiçbir zaman bir başka varlığın eline ya da devlete veya sisteme bırakılamaz. Bilimkurgu, distopya ve ütopya eserler bunlar üzerine kuruludur çoğu zaman. Var olanın tam tersini ya da daha ilerisini gören, düşünüp; kurgulayan ve yazan insanlara ayrıca minnet duymalıyız.

    Öykülerin adlarını büyük harfle yazıp birkaç tanesini az ve öz size aktarmaya çalışacağım. Çünkü bu kitabın adını arattığınızda öykülerin ne anlattığı hakkında bilgi edinemezsiniz. Ben biraz katkı sağlamak istedim.

    *ÖLDÜKTEN SONRA DOĞMAK, yaşamın bittiği, ölümün hüküm sürdüğü mezardan taşan bir yaşama konuk ediyor sizi. Mezardan kalktınız ve hayatınızı geçirmek istediğiniz, yarım kaldığını düşündüğünüz yere koşuyorsunuz, aşkınızın evine gidiyorsunuz. Sizi gördüğünde verdiği cevap ise "Biz artık düşmanız, Paul. Artık birbirimizi sevemeyiz. Ben canlıyım, sen ölü. (...) Doğal düşmanlarız biz." #38930571 burada ki düşmanlık, yaşamın ölüm karşısında ki zıtlığıdır.

    *ATEŞ SÜTUNU, mezardan ölüm doğurmaya devam ediyor. William Lantry 2349 yılında ölüm uykusunda uyanıyor ve beyaz pudra şekeri kıvamındaki bedeni ile uyumsuzluğa adım atıyor. Bu yüzyıl ona çok yabancı. Kitaplar yok edilmiş, insanlar düşünemeyen tek tip halini almıştır. Kendisi gibi ölüler yok edilmiş, mezarların içinde ki ölüler yakılmıştır. Kendisi son kalandır. Yok edilmeden önce uyanmış ve ölümü bu dünyaya getirmeye yemin etmiştir. Bu öyküden başlayarak edebiyat ve kitaplar karşımıza çıkıyor ve bize müthiş bir şölen yaratıyor aslında. Kütüphaneye gider Lantry ve Edgar Allan Poe var mıdır diye sorar…

    "Kim demiştiniz?”
    “Edgar Allan Poe.”
    "Dosyalarımızda bu isimde bir yazar yok.”
    "Bir kez daha bakar mısınız lütfen?”
    Bir kez daha baktı. “Ah, evet. Endeks kartına kırmızı bir işaret konmuş. 2265 yılındaki Büyük Yakma’dan önceki yazarlardan biri olsa gerek.”
    (…) Bu arada, hiç Lovecraft var mı elinizde?”
    “Seksle ilgili bir kitap mı?"
    Lantry kahkahayı bastı. “Hayır, hayır. Adamın adı o!”
    Kadın dosyaları karıştırdı. “O da yakılmış. Poe’yla birlikte.”

    *PARLAK ANKA KUŞU, 2022 yılında geçiyor, Kütüphane ile başlıyor hikâye. Kitapları yakmak için Kütüphanenin kapısını çalıyor Barnes. İnsanlık için yakmak istiyor, onun görevi bu. Kitapların kime ne faydası vardır ki? Kitaplar yakılırken, insanlar toplanmıyor bile, karşı bile çıkmıyor, unutmuşlar onları. “Kitaplar gibi insanları da yakmayacağım ne malum?” diyor ve doğru bir soru soruyor. Kitap yakan, insanı da yakar. Ki yakmadı mı zaten?

    *MARS’IN ÇILGIN BÜYÜCÜLERİ, 2100 Yılı Mars’ta bir sorun var ve oradaki sorunu kökten halletmek için bir roket fırlatıyor, dünyada ki kitaplar yakılmış, yazarlar da yakılmış. Geriye sadece Mars kalmış, çünkü Mars’a kaçmışlar. Bu hikaye de Edgar Allan Poe , Bram Stoker , Mary Shelley , Henry James , Lewis Carroll , H. P. Lovecraft , H. G. Wells , Aldous Huxley , Stendhal , William Shakespeare ve niceleri eşlik ediyor. Okurken bu dünyadan ayrılmak istemeyeceksiniz.
    "Çok acımasız bir adamsın, Poe."
    "Korkmuş ve öfkeli bir adamım. Ben bir tanrıyım, Hawthorne, tıpkı senin gibi, hepimiz gibi tanrıyım." #38983584

    *ÇILGINLIK KARNAVALI, Ray Bradbury Stendhal ‘ın önderliğinde bizi alıp götürüyor. Kendimizi Stendhal’ın kollarına bırakıp, gözümüzü kapatıyor ve karnavalın tadını çıkıyoruz! Edebiyatın en ürkünç karnavallarından bir tanesi ile karanlığın hüküm sürdüğü kalede, kötü ile daha kötünün karşılaşmasına konuk oluyoruz.
    "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir." #36691790

    Kısa kısa ve bilerek yarım bırakarak anlattım. Her detay size spoiler olarak dönebilir o yüzden okuma zevkinizi almak istemedim. İncelemelerimde spoiler’a yer vermiyorum.

    *

    Kitapta, Fahrenheit 451 ‘in çok iyi bildiğimiz İTFAİYECİ hikayesi de mevcut. Ben bu hikâyeyi ezbere yakın biliyorum. İtfaiyeci yazılmadan önce, GECEYARISINDAN EPEY SONRA ‘yı yazıyor Ray Bradbury’i. İkisinin birbirinden farkları var ama bütünlük olarak aynı hikayeler. Öykücülüğünün iyi olmasının sebebi defalarca defalarca yazması ve edebiyata hakim olmasıdır. Geceyarısından Epey Sonra’yı okuduğumda farkları hemen hissettim. Guy Montag ile yeniden buluşmak fazlasıyla keyiflendirdi beni.

    Kitabın başlangıç konuları, birbirinden farklı. Hatta HBO’nun yeniden çevirdiği ve hiç sevmediğim 451 filmine de bu giriş hayat vermiş. Filmi 20 dakika zor izledim o yüzden geri kalanını pek bilmiyorum. İlk hikâyeyi yani Geceyarısından Epey Sonra’yı baz almışlar. İki hikâyeyi de okuyup kendiniz bu farkları bulabilirsiniz. Ben size iki örnek vereceğim.

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    Hepsi Bay Montag’a baktı.
    “Dün gece yakaladığımız o yaşlı adama ne yapacaklar şimdi?” diye sordu Montag.
    “En az otuz yıl tımarhaneye atacaklar.” Sy.186

    İTFAİYECİ
    Hepsi Bay Montag’a baktılar.
    Bay Montag yutkundu. “Dün gece kitaplarla yakaladığımız o yaşlı adama ne olacak şimdi? diye sordu.
    “Tımarhaneye atılacak.” sy.274

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag ona bakarak.
    “Düşünmek zorundayım. Düşünmek için o kadar çok vaktim var ki. Hiç televizyon izlemem ya da yarışlara veya lunaparklara ve onun gibi yerlere gitmem.” Sy.196

    İTFAİYECİ
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag, huzursuz bir edayla.
    “Çünkü düşünmek için vaktim var. Ben hiç televizyon izlemem ya da oyunlara, yarışlara veya lunaparklara gitmem.” Sy.284

    Bu iki örnek birçok yerde önümüze çıkıyor. Sevgili Ray Bradbury tekrar tekrar okudukça daha iyisini yazabileceğini düşünmüş olsa gerek. Benim düşünceme göre de İtfaiyeci öyküsü daha derli toplu, daha usta işi olmuş. Kelimeler, diyaloglar daha iyi kotarılmış. Kitabın sonunda da farklılar var tabi ki. Okuyunca bütün farkları kendiniz analiz edersiniz. Unutmadan, 451 kitabında ki öykü İtfaiyecidir, gece yarısından epey sonra değil. Yakma Zevkinde ikisinin de olması çok isabetli bir karar. Zaten 451 öyküleri diye geçiyor.

    Bu kısa incelememi toparlamam gerekiyor artık. Kısa oldu bence… : )

    Öykülerini yazdığı yılları düşündüğümüzde bol bol “Gotik” edebiyattan alıntılar yapmış Ray Bradbury. Özellikle Poe’yu tanımayan okurlar, bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle Poe’nun kitaplarına hücum edecektir. O kadar güzel detaylandırmış ve konu etmiş ki öykülere doyamıyorsunuz. Neredeyse, İthaki’nin “Karanlık Kitaplar Serisi” Yakma Zevki içinde geçen yazarlarla dizayn edilmiş diyeceğim. Kim mi onlar?
    Washington Irving , Stephen Graham Jones, Bram Stoker, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Mary Shelley …

    Listeye buradan ulaşabilirsiniz: https://forum.kayiprihtim.com/...kitaplik-serisi/2874

    Kitapları yakanların “cahiller” olduğu düşüncesini aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Tam tersi, akıllı ve donanımlı insanların kitapları yaktığını ve yok ettiğini düşünebiliriz. Bilgiden, düşüncelerden, kitlelerin bu fikirlerden etkilenmesinden korkuyorlar. Korudukları tahtlarından olmamak için, kitlesel kitap kıyımları gerçekleştiriyorlar. 1984’ün yazıldığı döneme bakın. Araştırma yaptığınızda Sovyet Düşmanı yazar olan çıkıyor karşımıza Orwell. Hedef tahtasıdır. Kendisi de kitapları da yasaklıdır. Zaten kitabının basılması da kolay olmamıştır.

    Okunan kitap sayısı, çoğalmak yerine her yıl azalırsa, bu öngörüler rahatça gerçekleşecektir. İnsanların önem vermediği kitaplar yakıldığında, sabah işlerine gitmeye, yemeklerini yemeye devam edeceklerdir emin olabilirsiniz. Bir grup azınlık direnir ve onlarda susturulur zaten. Her kitap değerli midir sorusu başka bir konudur. Buna kesinlikle evet diyemeyiz. Safsataların dolu olduğu, sırf propaganda yapmak için ısmarlama şekilde yazılmış kitaplar değerli kitaplar değillerdir. Genellikle, tarihi; gerçeklerden saptırmak için uydurulmuş yazılardır. Dünyanın her yerinde bu kitaplara rastlamak mümkündür.

    "On yıldır dünyanın beynini öldürüyor, üstüne gazyağı döküyorum. Tanrım, Millie, bir kitap bir beyin demek.
    Biz tüm bu yıllar boyunca sadece o kadını ya da onun gibi bir sürü başka insanı öldürmedik.
    DÜŞÜNCELERİ YAKTIM BEN, PERVASIZCA, CAYIR CAYIR" #39087426

    Birisi korkutucu kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi sistemi eleştiren kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi geçmişin gerçeklerinden bahseden kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi 2+2=4’tür diyen kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    BURN IT MR. MONTAG, BURN IT!!!

    Jorge Luis Borges şöyle der:
    "İnsanın araçları içinde hiç şüphesiz en şaşırtıcısı kitaptır. (...) kitap bambaşka bir şeydir: Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır." #39269501

    *

    Her Şeyi YAK GİTSİN - I --:>> #30692194

    Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliğimiz: #28996895

    Ray Bradbury Etkinliğimiz: #38068128

    *

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Kitaplarla kalın!
    Onlara birisi el uzatırsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!
    Montag ne yaptıysa, sizde onu yapın! 10/10
  • 420 syf.
    ·Puan vermedi
    Ed’in etkinliği olması ve güzel incelemeleri gördüğümde oluşan hafif kıskançlık nedeniyle bu incelemeye biraz özeneceğim. Başlık başlık yapsam güzel olur gibi geldi. (Kısa geç Ferman diyenler Öneri başlığına atlayabilir. For English press 9.)

    Yazar:
    Öncelikle yazarın adını hala öğrenemedim. Son bir kaç gündür ne olur kimse ne okuduğumu sormasın diye dua ediyorum. Alein Kartigerna, Kantigerani, Kernitgera, Kartigerna.. Alein Kleopatra. Olmadı.
    Yorumlara bir göz atmıştım, çevirmen kötü diyorlardı. O yüzden çevirmen kimmiş diye baktım ama kitapta yazmıyor. Türk yazar olabilir kanaati gözümde güçlendi ama çok önemsemedim. Fakat bu düşünce okurken aklımdan çıkmadı. Hatta bir cümlede, hiçbir çevirmen böyle bir cümle kurmaz dedim. Çok da dert değil.
    Kurgu:

    Benim için bir polisiyede olay örgüsü birinci sırada gelir. Anlatım, çözülme, karakterler elbette önemli ama bu öğelerin eksikliği ya da zayıflığı eserin yalnızca yavan olmasını sağlar. Olay örgüsü ise kitabın özünü, temelini oluşturur.
    Kitabın konsepti çok kez işlenmiş bir konu. Yine de “aman be” dedirtmiyor.
    Olay örgüsünü beğendim, hayli beğendim. Akıcı bir dille işlemiş ve merak etmeyi sağlıyor.

    Anlatım:
    Akıcılıkta bir problem görmedim. 3 veya 4 oturuşta bitirdim kitabı ve bu benim dağınık zamanlarımdan ötürü. Tek oturuşta okunması mümkün bir akıcılığa ve ilgi çekiciliğe sahip olduğunu düşünüyorum.
    Bazı incelemelerde devrik cümlelerden bahsedilmiş ama benim gözüme batmadı.
    Tempo artış ve azalışlarını sevdim. Bazı bölümlerde 180 km/s ile giden bir rollercosterdaymış gibi hissettim.
    Tek sorunumsu, katmanlı flashback’ler olayı biraz zorlaştırıyor. 16 saat öncesi, 16 saat öncesinin 4 saat öncesi, 16 saat öncesinin 24 yıl öncesi gibi… bir de yıl 1969 atlamaları var.. yazara bu yorumları iletmek isterdim. Belki bir gün buraları okursa değerlendirir.

    Karakterler:
    Hayli beğendim karakterleri. Dağınık değil, dallanıp budaklanmıyor. Yan karakterler gerçekten yan karakter. Bir anda olayın önüne geçmiyor, okuyucunun zihnini karıştırmıyor. Mike karakterini sevdim ve güzel canlandı kafamda.. Karakterler için büyük bir artı yazıyorum Alein’e.
    Çözülme (Hafif Spoiler):

    Kitabın sonunu kısa tutmuş. Hayli yükselmiştim halbuki. Aslında son 20 sayfaya biraz daha basit, direkt yazsa ve açıklayıcı olsa daha güzel olurdu diye düşünüyorum. Daha çok bir pinpon topu senaryosu çizmek istemiş sanırım. Öyle mi böyle mi, hayır öyle, sanırım böyle. Bence daha iyi geçebilirdi.
    Çoğunun aksine, ben katili tahmin ettim. Erken aşamada. Bu sonla değil ama yaklaşık bir şekilde. Dert etmiyorum bunu çok. Zira bir iki yerde acaba değil mi dedim… ama kısa süre sonra bu fikre geri döndüm.

    Öneri:
    Son bir yılda çok fazla polisiye okudum. Bu alanda yazmak istediğim için sanırım biraz. Kötü kitaplar da okudum. Hayli..
    benim için Grange’ın polisiyede büyük bir yeri var. Şöyle somutlayayım: Grange 200 liralık banknot gibi. Henüz gözümde yaklaşan yok. Diğer polisiye yazarları, Gerritsen, Dorn, Clark, Mazzanti,Jose Rodrigues dos Santos, Casey, Ahmet Ümit, Osman Aysu…vs.vs. ise 5, 10 ve 20 liralar. 50 liralık ve 100 liralığı bulamadım. İşte Alein 50 veya 100 olabilir.
    Tabi buna tek kitapla karar vermek mümkün değil ve doğru da değil. Bu yüzden kısa sürede diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Son bir yılda sanırım bu düşünceye bir de Fritzek yaklaştı.
    Sonuçta kitabı okuduğum için hayli mutluyum. Bir yazarın külliyatına adım atmış olmamın verdiği memnuniyeti taşıyorum. Polisiye severlere okuyun pişman etmez derim.

    Teşekkür:
    Bu kadar polisiye polisiye derken, henüz bulaşmamış olduğum Alein’le tanıştırdığı için Sevgili ve Saygın ED’e teşekkür ederim.
    Yemek yapmamı beklerken ben kitabı okuduğum için aç kalan kardeşime de teşekkür ederim.
  • 208 syf.
    Ters köşe nasıl olunur? Cevabı bu gezegende...

    Soror gezegeni aslında dünyaya çok benziyor. Büyük bir farkı vardı. İnsanlar maymun olmuş. Maymunlar da insan olmuş.
    En başta Ulysee Moreu, Zira(Şempanze) ve Nova'nın dünyasına hoş geldiniz...

    Kitabın başında iki kişi gezegenler arası geziyorlardı. Ta ki ellerine mektup geçene kadar. Mektup ile hikaye başlıyor...

    Hafif Spoiler var...
    Ulysee, Levain ve dünyaca ünlü bilim adamı Antelle gezegen incelemesi yaparken bir gezegene iniş yapıyorlar. Yanlarında da şempanze olunca ilk onu gemiden çıkardılar acaba yaşayacak mı diye. Şempanze hemen ayak uydurunca gemiden inmeye başlarlar ve olaylar da bundan sonra başlıyor. Gördükleri insanlar sadece taklit eden varlıklar. Ve sonradan gördükleri maymunlar ise oldukça zeki ve gezegeni yönetiyorlar. İnsanlar denek olmuş bu gezegende.

    Kitapta gördüklerim nasıl ileri zekalıyken geri zekalı nasıl olunur çok güzel anlatmış. (Ortama ayak uydurma- zoraki de olsa)
    Okuyunca şok olmuştum. Maymunlar da kendi aralarında gruplara ayrılmış. Goriller asker gibi mesela... Çok fazla bilgi de vermek istemiyorum. İyi yürekli olanlar da var ve Ulysee'nin hayatı ''Zira'' ile tanışınca değişecek.
    ''Zira'' onun için en büyük şanstı. Fakat bu şans başına neler açacak?
    İnsan olan Nova ise çok etkileyecek ama Nova bir yabani insan. Sadece taklit yeteneği var ve Ulysee nasıl bu işten kurtulacak? Amacı onu ve insanlığı kurtarmak.

    İleri ki bölümlerde ''Ulysee Moreu'' rahat rahat dolaşırken gezegende yaşadıkları ile şok olacak. İlk sandığında gezegeni maymunlar yönettiğiydi. Ama gün geçtikçe asıl gerçeklerle yüzleşecek. Maymunlar nasıl bu duruma gelmişler. Hepsi Soror'un içinde... Ters köşe nasıl oldum bu gezegende... Acaba kurtulacak mı? Hep mutlu son bekleriz değil mi? Biz yine de bekleyelim her zaman mutlu sonları...

    Kitap çok akıcı, hiç sıkmıyor. Çok rahat okunuyor. Sayfalar su gibi harıl harıl akıyor yani.

    Bilim Kurgu ilk defa okumak isteyenler bu kitap bence çok güzel başlangıç olabilir.

    Tabii bu tarzın üstadları da var. Semih gibi ;) Kapısını çok çaldım ve her zaman sıcak kanlı ve alçak gönüllüydü. Teşekkür ederim yine kendisine.

    Kitabı bana ulaştıran sevgili arkadaşım seni de hiç unutmadım, unutmam da. :)
    Sana da tekrar teşekkür ederim. Öğren de gel ;)

    Herkese keyifli okumalar.
  • 304 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Arkadaşlar herkese merhabalar öncelikle.Kitabi 3 günde bitirdim ve yeni okuyacak arkadaşlarımız için birşeyler yazmak istiyorum.Daha sonra 5 tane (Artılar/Eksiler) bölümü ile kapanışı yapacağım.
    Öncelikle konuya çok sürpriz bozan kullanmadan değinelim...
    Kitap 2 karakter etrafında konuyu ele alıyor.
    Julia ana temanın şimdiki ve gelecek zamanı aktaran karakterimiz.Julia bir kemanist ve gittiği bir İtalya gezisinde kendine bir hediye almak amacıyla girdiği antikacıdan unutulmaya yüz tutmuş bir müzik kitabı almaya karar verir.
    Kitapta H.Lorenzo'ya ait yarim kalmış bir vals vardır.Valsi çalmayı denemesiyle birlikte 3 yaşındaki kızı Lily birden çılgına döner ve şarkıyı sonlandirmasi için annesi Julia'yi bacağından yaralar.Bu noktadan sonra Hayatındaki herşey bir anda kabusa dönmeye başlamıştır ve girdiği hassas döngüyü kırmak için kitabı saplantı haline getirerek ardındaki gizemi çözmeye odaklanır.
    Fakat bu o kadar da kolay olmayacaktır,hem kitabın yazari Lorenzo H. hakkında fazla bilgi bulunmamakta, hem de kitaba sahip olmak isteyen başka birileri ortaya çıkmıştır.

    2.Karakterimiz ise Lorenzo.Yukarida bahsettiğim eserin yazarı olan karakterimiz kendisi gibi müzisyen olan dedesinin tavsiyesi ile yakın dostu Profesör Balboa'nin kızını yarışmaya hazırlamaya ikna eder.Tum Avrupa'da Yahudilerin hakları yavaş yavaş kısıtlanması eşiğinde ikili yarışmaya kadar birbirlerine aşık olur...
    Fakat Lorenzo için hayat bundan sonra başlayacaktır.

    Kitabı Hakkında yorumuma gelirsek; SPOİLER İÇERİR!

    ARTILAR
    1) Avrupa'da Yahudilerin çaresizliği, kısıtlamaları, toplanıp katledilmeleri çok acı bir şekilde betimlenmiş, yazarı bu konuda ayakta alkışlıyorum.
    2) Lorenzo'nun olduğu bölümleri dört gözle bekledim kitapta, zaman su gibi akıp gidiyor resmen.Oldukça mantıklı ve oturaklı yazılmış.
    3)Tess Gerritsen yine sürükleyici bir roman ile karşımızda,dili de müzikal bilgi dışında oldukça sade.
    4) Ateşin Şarkısı son bölüme kadar gizemini koruyor ve birinci dilden anlatım cuk diye oturmuş.

    EKSİLER
    1)Kitap yukarıda hafif verdiğim sürpriz gibi son ana kadar çok iyi gidiyor fakat öyle bir son ile bitiyor ki bildiğiniz saçmalıyor.Villian karakterler olaya neredeyse hiç dahil olmuyor,yine oldu bittilik var...
    2)Julia'nin hastalıkla bazı şeyleri yaşamasınin bağlantılı olması bana çok saçma geldi, farklı bir son yapılabilirdi, çünkü son noktaya kadar gerçekten herşey çok iyiydi.Hadi sonu değiştiremediniz hafif korku temasına donulebilirdi.
    3) Müzikal bilgi çok fazla dipnotlar ile bilgilendirme yapılması daha uygun olurdu.
    4) Lorenzo bir o kadar özenli yazilmisken Julia maalesef Julia bir o kadar özensiz.Bu sizin bazen kitaptan kopmaniza neden olabilir.
    5)Son olarak bol zamanınız varsa şans verin derim.Koleksiyonluk bir eser değil ama okunmaya değer her kitap gibi, okuduğunuz için teşekkür ederim, hoşçakalın :)
  • 98 syf.
    ·2 günde·8/10
    Alıntı ve Hafif Spoiler İçerir

    72. Koğuş, cezaevinin en yoksul, en pis koğuşu. İnsan olarak görülmeyenlerin koğuşu.

    "Biz insan değil miyiz?"
    "Değilsiniz ya, insan mısınız? İnsan olanın 72. Koğuş'ta işi ne?"
    (Everest Yayınları, sayfa 60)

    Para için babasını satabileceklerin koğuşu. Devletin günde bir kere verdiği yemekleri 'tayınlarını' satan insanlar var bu koğuşta. Hem de bütün bir yılın tayınının karşısında kirli bir beşlik alıyorlar. O beşlikle de kumar oynuyorlar. Beş, on olabilir, yirmi olabilir, elli, yüz olabilir mantığıyla. Oluyor mu? Olmuyor tabi ki de. Aç acına yaşıyorlar. Oradan buradan yemek araklıyorlar. Yakalanınca da dayağı yiyorlar.

    Ama içlerinden biri, Ahmet Kaptan, diğerleri gibi değil. Kumar oynamaz, esrar kullanmaz, kendi halinde bir adam. Bütün olay, bu adamın etrafında şekilleniyor.
    Bir gün bu adama annesinden 150 lira para geliyor. Birden koğuşta ağa oluyor. Herkes önünde saygı duruşunda. Eh, Ahmet Kaptan'da merhametli adam. Yemekler pişiriliyor, çaylar içiliyor, üstüne sigaralar da yakılıyor. Ama bitmiyor tabi, daha neler neler. Fazla spoiler vermeden duruyorum.

    Kısaca kitap, 72. Koğuş'un 150 lirayla yaşadıklarını anlatıyor. Ben tavsiye ederim. Gayet akıcı ve zevkli bir kitap.