Bir meslek, insanın hayatında yalnızca geçim aracı olmamalıdır. Ona değer kattığınız, onunla bütünleştiğiniz ölçüde sizi ayakta tutar. Askerlik mesleği de böyledir. Tutku duymadığınız, inanmadığınız hiçbir işte gerçek anlamda başarılı olmanız mümkün değildir. Ayaklarınızın her sabah geri geri gittiği bir yerde, büyük hedefler koymak ve kalıcı başarılar elde etmek imkansızdır.
İnsan, en çok zorlandığı alanı görmezden gelmeyi bıraktığında. "Ben burada iyiyim" demek yerine, "burada eksiğim ama çalışabilirim" dediğinde… Güç, zayıflığı örtmek değil; zayıflığı yönetebilme becerisidir. Zayıf yön, bir kusur değildir. Zayıf yön, sana nerede çalışman gerektiğini gösteren bir pusuladır. 
İnsan çoğu zaman zayıf yönünü fark etmez; fark etse bile görmezden gelir. "idare ediyorum", "şimdilik yeterli", "sonra bakarım" der. Ta ki Hayat onu, denizin ortasında olduğu gibi kaçamayacağı bir noktaya getirene kadar.
Hayatta çoğu zaman minimum yeterlilikler belirlenir. Geçmek için gereken not, kabul edilmek için aranan puan, kapıdan içeri girmek için yeterli görünen seviye… Ancak insanı ileri taşıyan hiçbir yol, minimum yeterlilikle yetinenlerle yürünmez. Minimum yeterlilik, yalnızca bir başlangıç eşiğidir; hedef değildir. Gerçek gelişim, kimsenin sizi zorlamadığı noktada başlar.