Mary Jane

Mary Jane
@halukerer
All iz Well
istanbul
31 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
En güzel zamanlarını, Saçma sapan kişilerle heba ettiğini farkettiğinde, Yeniden sevmeye hevesin, güvenin, gücün kalmamış oluyor zaten.. Sonra mı? Sonrası yok işte..
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ulan! Evim olsaydın da , ben olsaydım direğin.
Yıllardır sevdiğim, ama bir türlü onu sevdiğimi belirtemediğim bir kız vardı. Ben onun hakkında herşeyi öğrenmiştim, ama o benim hakkımda hiç bir şey bilmiyordu. Varlığımdan haberi bile yoktu. En yakın arkadaşından, gittiği cafelere, içtiği içeceklere, hatta sevdiği müziklere kadar biliyordum. Kısa süreli bir ilişkisi olmuştu, ve sonrasında anlaşamadığı gerekçesiyle ayrılmıştı. En büyük sorunu insanlarla anlaşamıyor olmasıydı. Ve bu yüzden kimse ile, uzun süreli bir ilişki yaşayamamıştı. Bir gün cafede denk geldik bununla, sonra bir alışveriş merkezinde, sonra da bir konserde. Bir ara çarpıştık, gülümseyerek 'özür dilerim' dedi. Konuşamadım bile, dilim tutulmuştu. İlk defa bu kadar çaresiz hissettim kendimi. O da hiç istifini bozmadan gitti. Bir kaç hafta sonra, aynı cafede gördüm bunu. Yanıma kadar geldi ve oturabilirmiyim dedi, kafamı salladım. Söylenilen aksine, çok uyumlu bir kıza benziyordu. Oturdu ve; 'geçen gün konserde sana çarptığım için özür dilerim..' dedi. Önemi yok bile diyememiştim, gerçekten dilim tutulmuştu ve herkese bülbül gibi konuşan ben ona 2 kelime bile edememiştim. İşte tam o sırada, 'konuşsana be adam, dilinimi yuttun' dedi. İşte o anda farklı bir şey oldu, önümdeki adisyonun arkasına 'benim konuşmak gibi bir kusurum var, kusura bakma' yazdım. Bana öylece baktı, ama acıyan bir bakış değildi bu. Nasıl yani hiçmi? dedi. Hiç dercesine, bir kafa salladım. Seni öyle görünce, heyecandan konuşamadım, demek yerine böyle demek daha kolayıma gelmişti sanki. Nasıl oldu bu peki dedi, adisyonun arkasına gene bir şeyler yazdım. O soru soruyor, ben adisyonun arkasına yazıyordum. Bu durum onun içinde tuhaf olmuştu, beni farketmeyen o kız, benimle o gün hiç kimsenin ilgilenmediği kadar ilgilenmişti. 2 saat kadar beraber orada oturduk, sonra tekrar buluşmak
Herşeyin üstünden çok zaman geçmişti. Senden; benden; bizden ve hatta sizden bile. Seni en son görüşüm; türkiyede yayınlanmamış en acıtasyonlu bir filmin en ağlamaklı sahnesinde bile yoktu. Şu an bu hikayeyi yazsam; film senaristlerin bütün ilgisini üstüne çekeceğini düşünüyorum. Hani demiştim ya; unuttum seni diye. Biliyormusun? dün o parktaydım. Hani; seninle bir ağacın tam gölgesinin tüm serinliğini bıraktığı o bankta oturup hayallerimizi bir sigara eşliğinde yakıp düşündüğümüz yerde. Ben vardım, sigara vardı, ağaç vardı, hatta ağacın tam gölgesini bıraktığı o bank bile vardı. Ama sen yoktun. Zaman seni benden almış; tutmuş fırlatmış ve nerelere götürmüş. Şu an nerelerdesin? Nasılsın? En son karşılaştığımızda gördüğün manzara hoşuna gittimi? Senin bir elini kocan; diğer elini oğlun tutarken; benim bir elimde (Aslında bu acıklı hikaye yeterince içimi acıtıyor) ama devamını getirmek istiyorum. İşte o gece; yeterince fazla içtim. Seni düşündüm. Bizi düşündüm; bizim neden biz olamadığımızı düşündüm; sonra tekrar sizi düşündüm. Zor bela kalktım gittim masadan; sallana sallana. Sende tıpkı böyle gitmiştin; benden. Oysa ki sen; alkollü bile değildin. Yıkılmadın hiç. Yıktın gittin resmen. Ve ben bir sigara yaktım, gidişinin ardından. Fotoğraflarını yakmaya kıyamadım çünkü. Biliyormusun; ya bu geceler çok uzun; ya bu sigara çok kısa. Bende o yüzden kısa keseceğim; bir gece aniden; tam herşeyi unutmaya çalışırken beni tanımadığım bir numara ile aradın ve; sesimi biraz dinledikten sonra 'nasılsın' dedin ya; lügatımdaki tüm küfürleri boşaltmak istedim o an suratına. Ama yapamadım; ve sen nasılsın dedim. Keşke bana o an çok mutluyum deseydin. Keşke hayat çok güzel deseydin; keşke iyiki seninle olmamışım onunla herşey daha da güzel deseydin. Herşey için; çok pişmanım da ne
Liseye gidiyordum abi. Sıradan, ortalama bir çocuktum işte. Hep arka sırada otururdum, hiç arkadaşım yoktu. Okuldan nefret ederdim. Hep saçlarımı uzatmak isterdim, babam hep keserdi. Babamdan da nefret ederdim. Ne zaman kafamı kazısa, karaktersiz bir tip olup çıkıveriyordum ortaya. Çocukken saçın çıkıyorsa ve sen kelsen herkes seninle dalga geçer abi. Sürekli bugün cuma, enseni kapa diye vurup dururlardı. Babam her kafamı kazıdığında kendimden nefret ederdim. Çok salak bir tipim olurdu. Ne yapayım, benim de kemik yapım böyle. Her neyse işte abi sınav yaparlardı, ben hep düşük not alırdım. Gene böyle bir gün sınav yaptılar, hoca kağıtlarımızı dağıttı kontrol etmemiz için, bende gittim sınıftaki çocuklarla sınav kağıdımı karşılaştırdım. Aynı şeyleri yazmıştık onlara on vermiş, bana altı vermiş. Sonra ben dayanamadım, gittim hocaya abi ne iş hoca dedim ya, herkesle aynı şeyleri yazmışım, bana altı vermişsin? Kopya çekmişsindir dedi, sana güvenemedim dedi. Arka sırada oturan, kel, silik bir tipsen kimse seni dikkate almaz abi. Nazlı bütün bunlara rağmen sevdi beni abi. O sınıfın en güzel kızıydı bence. Hep ön sırada otururdu. Kimseye aldırış etmezdi. Sınıfta bir sürü yakışıklı, varlıklı çocuk vardı, onlara rağmen sevdi beni abi. - Sonra ne oldu la ? Aynı mahallede oturuyorduk Nazlı’yla abi. Okul çıkışı hep birlikte yürürdük eve. Böyle ara bir yol vardı mahalleye. Yolu bayağı uzatıyorduk da, tenha oluyordu işte. Sonra bir gün gene böyle yürürken, çok acayip bir şey oldu abi. Aynı anda birbirimizin elini tuttuk. Ne o önce uzattı, ne ben önce uzattım. Birbirimize ima etmedik, yüz yüze bile bakmadık. Öylece el ele tutuşup yürüdük. Sonra hep yaptık bunu. Bazen birileri sokağa girerdi, hop bırakırdık ellerimizi, sonra tekrar baştan. - Senin kayış nerede koptu la ? Amcam Nazlı'ya