Orayı fethetmeye değil, bize sorarsanız keşfetmeye gitmiştik. Yine de coğrafi keşiflerin onurlu tarihinde sıkça olan şey olmuştu. Cenneti bulmuş, sonra da ateşe vermiştik.
Artık mekanların insanlar için bir önemi yok. Odaklanılan şey, nerede olunduğu değil. Bugünlerde hiç kimse tam olarak bulunduğu yerde değil. En azından tek ayakları o uçsuz bucaksız dijital boşlukta.
Kaplumbağaların milliyeti yok. Bayrakları da. Stratejik nükleer silahları da. Kaplumbağalarda terörizm, referandumlar, Çin'le yapılan ticaret savaşları yok. Spor salonunda dinledikleri Spotify listeleri yok. Kaplumbağa imparatorluklarının yüksekliş ve çöküşlerini anlatan kitapları yok. Kaplumbağalar internetten alışveriş yapmıyor, kasiyersiz kasaları kullanmıyor. Başka hayvanların ilerlemediği söylenir. Ama insan zihninin de ilerlediği yoktur.
Çok fazla zamanımız kalmadı. İnsanın diğer alt türleri -mesela Neandertaller, Asya'daki Denisova insanları, ödünç alınmış takma isimleriyle Endonezya'daki Hobbitler- uzun vadede bir halt beceremediğimizi kanıtladılar; büyük ihtimalle biz de beceremeyeceğiz.