“Dünyada yürürken kendi değerini bilmeni diliyorum. Sana ilham veren, içinde ışık yakan bir tutku bulmanı umuyorum.
Yolunun seni götürdüğü yere güvenmen için gereken huzuru ve
özgüveni kazanmanı diliyorum. Unutma, bu yol sadece sana ait.
Başkaları sana el sallayıp cesaretlendirebilir ama kimse sana yolu tarif edemez. Çünkü senin gideceğin yerde daha önce hiç bulunmadılar.”
“Tarih, hafıza, tanım olarak birer kurguydu. Bir olay artık şimdiki zamanın bir parçası olmadığında, hafızada kaldığında, bir anlatıya dönüşürdü. Ve biz, kendi hayatımız, kendi hikâyemiz, kendi ilişkimiz hakkında hangi anlatıyı seçeceğimize karar verebilirdik.
Anlam yükleyeceğimiz bölümleri biz seçebilirdik.”
"Tamam, Charlie. Anlıyorum."
"Hayır, anlamıyorsun, çünkü bu senin başına gelen bir
şey değil ve beni kimse anlayamaz. Seni suçluyor değilim.
Senin yapman gereken bir işin var ve alman gereken bir doktoran
. . . ve - ah, evet, bana söyleme, sen, bu sevgisiz kalmış
insanlığın içinde senin de olduğunu biliyorum, ama senin de
yaşanacak bir hayatın var ve biz ikimiz aynı düzeydeki iki insan değiliz. Ben yukarıya doğru tırmanırken senin bulunduğun
katı geçtim ve şimdi de aşağı inerken geçiyorum ve
bu asansöre bir kez daha bineceğimi hiç sanmıyorum. Onun
için, istersen seninle hemen burada ve şimdi vedalaşalım."
“Benim ışığımın senin karanlığında daha
iyi olduğunu kim söyleyebilir? Ölümün seni karanlığından daha iyi olduğunu kim iddia edebilir? Ben kimim ki böyle bir şeyi söyleyebileyim?”
“Beni evden çıkıp sokaklarda gezinmeye
zorlayan şey ne? Tek başıma dalgın dalgın dolaşıyorum ve bu insanı gevşeten bir yaz gecesi gezintisi değil, bir yere varma acelesi içindeyim - ama nereye? Ara sokaklara giriyor, kapı aralıklarına bakıyor, kepenkleri yan aralık pencerelerden
içeriyi dikizliyor ve konuşacak birilerini bulmak istiyor, ama aynı zamanda karşıma birileri çıkacak diye korkuyorum. Bir sokaktan çıkıp ötekine dalıyorum, sonu gelmeyen bir dolambaçta kendimi şehrin neon ışıklı kafesinin içine fırlatıyorum. Aranıyorum . . . ama neyi?”