“Mutluluk veren şeyler evrenin dört bir yanına dağılmış. Uyuyakalıp işe geciktiğini sanarak panikle gözlerini açarsın sonra bir bakarsın ki hafta sonuymuş. Rahatlayarak gözlerini kapatırsın ve o uyku pek bir tatlı gelir ya hani? İşte ben öyle sıradan bir hayattan keyif alıyorum. Mutsuz hissettiğim, kalbimin acısını yok etmek istediğim günler de oldu elbette. Ama bize bugünün güzelliğini fark ettiren de o kötü günler değil mi zaten? Sıkıntılarımı silmek istemiyorum. Hem Jaeha’nm hem benim, bugün olduğumuz kişi olmak için o günleri yaşamamız gerekiyordu.”
“Yeonja, bizim gibi sevgi görmeden büyüyen kadınlar birbirini destekleyip sevmeli. Sevgiyle büyüyen çocukların nasıl da ışıltılı ve kusursuz olduğunu biliyorsun. Bizler gölge gibiyiz, onlara yaklaştığımız anda göz kamaştıran parlaklıklarıyla yanar kül oluruz. Bak, ben kül olmak istemiyorum. Birbirimizin gölgesinde hayatta kalalım.Çok yalnızım, senin bana olduğundan çok benim sana ihtiyacım var."
Yürekteki kışa dayanabilmemizin sebebi, bu mevsimin eninde
sonunda geçip gideceğine dair içimizde yeşeren umuttur. Umut,
insanı ya yaşatır ya da öldürür. Yüreğe bahar gelir, bazen yazla
cayır cayır yanar ama ardından gelecek serin sonbahar umududur insanı ayakta tutan. Umut yoksa bu hayata nasıl katlanılır?
Vücudun ihtiyaç duymadığı gıdalardan keyif
almak masraftan başka bir şey getirmiyordu. Sevip de yiyemediği
için acı çekeceğine en iyisi baştan sevmemekti. Nasıl ki beklen-
tisiz bir hayatta hayal kırıklığı yoksa, bir şeyleri sevmediğinde
de hayal kırıklığına pek fazla yer kalmazdı. Sevmekten ziyade
vazgeçmeye alışkın biriydi o.