Zorunlu olarak günümüz Batı toplumunda sevgi önemsizdir. Bu sahip olduğumuz birçok şeyin sevgiye izin vermemesinden değil, üretime yönelik ve mal hırsıyla dolu bir toplumun içinde kişinin ancak karşı çıkarak kendini kurtarabilmesindendir. İnsan varlığı sorununun temel ussal yanıtı olarak sevgiyi gören kişiler, bu durumda sevginin bireysel değil de toplumsal önemi olan bir olgu haline gelebilmesi için toplumsal yapıda önemli değişimlere gerek olduğu kanısındadırlar.
Dürüstlük ahlakı Altın Kural ahlakıyla çatışır. "Başkalarına sana davranılmasını istediğin gibi davran" genel kuralı, "Başkalarıyla yaptığın alışverişte dürüst ol" kuralıyla karıştırılabilir. Aslında bu sözün çıkış noktası İncil' deki "Komşunu olduğu gibi sev," sözüdür. Buradaki "komşunu sev" sözünün anlamı, komşuna karşı sorumlu ol ve onunla bir ol, demektir. Buna karşı dürüstlük ahlakı sorumlu hissetmemeyi, uzak ve ayrı olmayı önerir. Anlamı şudur: "Komşunun haklarına saygılı ol ancak onu sevme." Altın Kural'ın günümüzde en çok rastlanan dinsel kural olması şaşırtıcı değildir; dürüstlük ahlakına uygun olarak yorumlanabilen herkesin anlayıp uygulamaya istekli olduğu dinsel bir kuraldır. Ancak sevginin uygulanması için dürüstlük ve sevgi arasında ayrım yapılmalıdır.
Her inanç kaybının kişiyi güçsüz kıldığını, bunun ise yeni inanç kayıplarına neden olduğunu ve bu kısır döngünün süregittiğini kişi fark etmelidir. Kişi ayrıca bilinçli olarak sevilmemekten korkan birinin aslında bilinçaltında sevmekten korktuğunu fark etmelidir. Sevmek, kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir, inancı az olanın sevgisi de azdır.
Var olan zora inanmak, henüz ortaya çıkarılmamış yeteneklerin gelişimine inanmamak demektir. Bugüne bakarak geleceği kestirmeye çalışmak demektir; ancak bu düşünce
insanlığın yetenek ve gelişimini göz önüne almadığı için tümüyle yanlış çıkmıştır. Zorda ussal inanç yoktur. Zora sahip olanlar ya onu sürdürmek isterler ya da boyun eğerler. Birçok kişiye zor, tek gerçek gibi görünür. Ancak insanlık tarihi onun elde edilen şeylerin en kısa ömürlüsü olduğunu kanıtlamıştır. Zor ve inanç birbirlerinin tam karşıtı oldukları için, düşünsel inanç üstüne temellendirilmiş tüm dinsel ve politik sistemler zora dayanmaya başladıklarında güçlerini yitirir.