• Kurban bayramı geldi,herkes İbrahim ve İsmail Aleyhisselam kıssalarını anlatıyorken benide düşünceler sardı tabi.. Bu evin birde kadını olmalıydı..
    O nasıl bir kadındı ki "İsmail" gibi babasının tek sözüyle bıçağın altına boynunu koyan,hemde babası tereddüt etsede:
    - "Allah emrettiyse üzülme kes babacığım!" Diyen,küçücük yaşında bu tevekkül abidesi evladı nasıl bir anne büyütmüştü?
    İsmail Aleyhisselamın bebekliğine döndüğümüzde aslında aynı itaati annesi Hacer'inde gösterdiğini idrak ettiğim an,yüreğim eridi!

    Hacer annemiz çölde bebeğiyle onu yalnız bırakan ve arkasını dönüp giden kocasının peşinden seslendi:

    -Ey İbrahim! Bunu senin Rabbin mi istedi?

    Rabbimin emridir bu diye ardına bile bakmadı İbrahim Aleyhisselam.
    Kocası adım adım uzaklaşırken, ikinci bir hitap daha yükseldi Hacer annemizin yüreğinden:

    -Rabbimin emriyse bu,bizi burda asla perişan etmez, git ey İbrahim!

    Ya Rabb, bu nasıl bir teslimiyettir?

    Zemzem suyunun varoluş hikayesi işte bu sözlerin sahibi hanımefendinin Rabbine olan teslimiyeti ve kocasına olan sonsuz itaati ile başlıyordu.

    Hani bizde güya "güçlü" kadın imajı çizmeye çalışıyoruz ya son günlerde..
    İyi bakalım İslam nişanı olan hanımların hayatlarına tek tek..
    Makam ve mevki ile mi yükselmişler yoksa sadece "İtaat etmek" ile mi isimlerini İslam tarihine yazdırmışlar.
    Ya Rab bu nasıl bir vasıf?
    Bu nasıl bir yükseliş?
    Ki, bedenen zayıf ve ruhen naif bir kadın sana itaat ile öylesine kuvvetli oluyor ki sende bu kadınların adını kıyamete kadar tüm müminlere zikrettiriyorsun!
    Değmez mi bu şeref herşeye?

    O öyle teslimiyetli bir hanım oldu ki:
    -Rabbim emrettiyse,benim bebeğimi zayi etmez! Dedi. Ve kabul etti kundaktaki İsmail ile çölde aç susuz kalmayı.
    Sonra,o bebeğin topuklarını vurduğu yerden fışkırdı mübarek zemzem!!

    O ananın büyüttüğü bebek öyle teslimiyetli bir evlat oldu ki:
    -Rabbim emrettiyse,beni zayi etmez! Dedi. Ve kabul etti bir kayanın üzerine başını koyup,babasının onu hakka kurban etmesini.
    Sonra,o evlat için indi ulu melek Cebrail!

    Şimdi silkelenme zamanı değil mi? Rahat bırakın halıları,kilimleri,camları,perdeleri!
    Niye misafirlere iyi görünmek isteyipte,Allah'ın karşısında rezil ediyorsunuz kendinizi!
    Gözyaşları içinde bu kıssaları anlattınız mı kendi İsmail'inize?
    Bu affolunma ayında ziyan ediyorsunuz bu değerli vaktinizi,kırılıp hurda olacak eşyalar için.
    Ama unutuyorsunuz Allah'ın size emanet ettiği ailenizi.
    Kocanızın kalbi kırıksa,çocuklarınız bu kelamları annesinden dinleyemiyorsa,aynı şekilde hanımı sevgisiz kalmışsa;
    En iyi tatil beldesine gidilse,en iri kurban alınsa,en hijyenik(!) Evde yaşansa inanın Allah için bunların hiçbir kıymeti yoktur!

    Kurban bayramı dolaplarımıza eti değil,kalbimize İTAATİ sokmalı!

    Bakın bıçağın altına boynunu koyan hayvanlara tevekkül ile.. Aynı şeyi biz yapabiliyor muyuz?
    Üstelik bizden canımızı isteyende yok..
    Allah'ın emirlerine itaat etmek ailemizin kalbini alıp,başımıza ne gelirse gelsin tevekkül etmek..
    Bizden tek istenen bu!
    Vallahi bizi ne çölün ortasında bırakıp giden var,ne gel senin boynunu keseceğim diyen var!
    Biz daha ufacık şeylere katlanamazken Allah aşkına hangi Allah'a iman ediyoruz?
    Onların Rabbi birşey emrettiyse kulunu zayi etmezdi,peki biz neden aynı şekilde güvenemiyoruz Rabbimize?
    Haşa,çok acı ama tek sorun budur.. Biz güvenemiyoruz Rabbimize!
    Güya kendimize göre önlemler alıyoruzda ziyan ediyoruz şu ömrümüzü..
    Velhasıl;
    Evlatlarınızın İsmail,Hacer olmasını istiyorsanız nefsinizi unutun ve bu işten Allah'ın ne kadar razı olacağını düşünün..
    Bir defacıkta kocanız mutlu olsun diye itaat edip:
    -Tamam senin annenlere önce gidelim deyin..
    -Hadi tamam sen nasıl diyorsan öyle olsun deyin,alttan alttan ince bir tebessümle..
    Hanımızın gözlerine bakın:
    -Sen gençliğinde böyle güzel değildin deyin,
    -İyki evimin senin gibi bir hanımı var ki,başka evler çamaşır suyu kokarken sen bizim evimizi Rasullerin kıssalarıyla temizliyorsun deyin..
    Eşlerinizi tebrik edin,kıymetlerini bilin.
    İnanın bu tavrı gören evlatlarda itaatkar olacaklar. Birbirine affen "çemkiren" hiçbir anne babanin evladı,ilerde ne ebeveynine dolayısı ile nede Allah'a itaat etmiyor kardeşlerim.
    Hacer'lerin,Ibrahim'lerin oğulları "İsmail" oluyor..
    Bu sebeble tam vakti bugün..
    Arefe günü tüm geçmişe tevbe edin ve beni:
    -Hacer yap Rabbim!
    -İbrahim yap Rabbim! Ki,yavrumuzda İsmail olsun diye dualar edin..

    /Yağmur Mirzayeva/20.08.2018
  • Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi?
    (Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!)[Kevser 2]
    (Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac 34]
  • Haşa oğul , Allah yoksa sana bu canı kim verdi , toğrağa bu bereketi , suya su akışı , çimenlere rengi , şu vızıldayan arıya uçma gücünü ,insana düşünmeyi , sevmeyi kim verdi ?
  •   "Velilerin himmetleri, imdâdları, mânevî fiilleriyle feyiz vermeleri hâlî veya fiilî bir duadır.

    Hâdî, Mugis, Muîn ancak Allah'tır.

    Fakat insanda öyle bir latîfe, öyle bir hâlet vardır ki, o latîfe lisânıyla her ne sual edilirse, -velev ki fâsık da olsun- Cenâb-ı Hak o latîfeye hürmeten o matlûbu yerine getirir.

    O latîfe pek uzaktan bana göründü ise de, teşhis edemedim."

    Ne diyor bu alıntıda?..

    Velilerin himmetleri, feyiz vermeleri, yardıma koşmaları sadece ve sadece hali ve ya fiili bir duadır.

     Hâdî (hidâyet eden), Mugis (yardım eden, muhtaç olanlara yardıma koşan), Muîn (yardımcı).. Ancak ve ancak Allah'tır (c.c)

    Lakin insanda öyle bir duyu, hiss, latîfe var ki, o latîfe diliyle her ne sual edilirse - fâsık (Allaha inanmayan bile olsa) - Allah (c.c), o latîfeye hürmeten, o isteği yerine getirir.

    O hissiyât bana çok uzaktan göründü ise de, teşhis edemedim.

    Bediuzzaman'ın , Abdülkadir Geylani hazretlerine hitaben : "ya şeyh, filan şeyimi buldur, sana bir fatiha" demesi; onun (haşa) şirk yapmış olduğu anlamına gelmiyor. Elbette biliyor ki, bulduran da, kaybettiren de yüce Allah'tır (c.c). Şeyh ise sadece bir vesiledir.

    Şimdi bâzı arkadaşlar diyorlar ki; ölmüş gitmiş bir insandan yardım istemek, Allaha şirk koşmaktır. (Haşa) yok öyle bir şey. Nitekim Hazreti Allah (Celle Celaâuhu), Kur'an-ı Kerim'inde bununla ilgili bir çok mesajlar vermiştir insanlara. Ben birkaç âyeti sizlerle paylaşarak bu konu hakkında yanlış düşüncelere kapılan arkadaşlarımıza yardım etmek etmek isterdim ama, ufak bir araştırma sonucu karşıma benim size anlatmak istediklerimi daha dağlam bir şekilde anlatan makaleye rastladım. Buyurun, sizlerle de paylaşarak, meselenin aydınlığa kavuşmasından yana olduğumu bilmenizi isterim. Bu yazıdan maksat, birilerini küçümsemek veya ben haklıyım siz haksızsınız demek değildir.. sadece aydınlığa kavuşsun isterim. Hepsi bu.

    https://sorularlaislamiyet.com/...det-istemek-hakkinda
  • elim ayağım

    epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
    adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim
    tanımıyorum
    ben biraz yavaş
    günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
    ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
    mümkünse haşhaş
    yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
    diyelim zencefil
    diyelim hatmi
    elim ayağım
    başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal
    aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak
    kalbinde tef ve delik
    kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti
    madem günde beş vakit kalkıp sana baktım
    madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım
    ben uyudum bu kadar uykusunu
    diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
    kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
    bir elim
    bir ayağım
    ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim
    diyelim fena
    diyelim feci
    elim ayağım
    artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
    sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi
    tamam olmak küfür
    tamam etmek hâşâ
    bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
    yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
    günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
    kalıp sana baktım
    kalıp sana bakmak oldu dünya
    baharatları tek tek
    zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane
    dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
    dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya
    dağlarına yedi
    çarşılarına bir kez kar yağan doğu
    durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler
    uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya
    diyelim fesleğen vardı
    durup fesleğen çalıştım buralarda
    diyelim fesleğen çalışmış kadar yoruldum ben dünyada
    bil dedim
    ilk kez ekmek ve gül geçecek yanımızdan
    ilk kez ekmek ve gül geçecek adımızda
    yalvarırım beni dünyaya bulaştırma
    elim ayağım
    ilkin ruhunu ve duvarını duayla koruyan bir evde karıştı aklım
    karıştı kalbim
    doğu dağlarını yedi diyen ninem
    her baktığını görmesin diye su içirdi kız kardeşlerime
    rüzgar yedirdi her bildiğini demesin diye
    işte ona hep bir çukurdan baktım
    hep yutkundum ninem ve dünya demeden önce
    dağlarını yiyen doğunun adıyla bakışsız bu yüzü seçtim kendime
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat
    o avlu
    o dam
    o çocukluk
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi dünya
    elim ayağım
    yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim
    bu nasıl mümkün
    saçlarından başladılar konuşmaya
    dedim değil mi ki simsiyah yaşımdayım
    değil mi ki ekmeğimi yüzümün teri içinde yedim
    ben de gitmeliyim artık o en fena bitkilere
    çağırdığım haşhaş
    gittiğim hatmi
    olduğum zencefil
    aslında hep bir odun sarsınlar onu içeyim dedim kendi kendime
    duvarımızda dua
    dualarda büyülü o nine
    elim ayağım
    taşıma düşman beğendirmekle geçirdiğim o günlerde
    ben iyiyim de kalbim delik
    ben iyiyim de burası doğu
    ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde
    bu farz dedim
    bu farz
    bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur
    bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık
    cümlelerimi yarım
    beni duman eden her neyse onun adına
    bu nasıl mümkün ki
    önce gözlerimden başladım ben konuşmaya
    akşamını gördüm dünyanın
    merak kuşku ve bekleme yerlerini
    hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah
    kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem
    o ayna
    gördüm
    nereye gitsem ben dik gölgm kamburdu bu dünyada
    elim ayağım
    sen gittin yağmurun sürdü sonra
    denediğim taş çarşıları oldu dünyanın
    sabır bitkileri
    kırk uykusunu uyuduğum doğu
    kırk yolunu yürüdüğüm sokak
    hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda
    dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin
    ben dik gölgem kambur
    bu leke başka
    Seyyidhan Kömürcü

    Fırat Mişe (Cyrano)'ye teşekkür :)
  • Sizce refah, servet, hürriyet, rahatlık vs. başlıca çıkarlardır; bu listeye açıkça ve bile bile sırt çeviren bir kimseye rastlasak ona siz de, bende kaçığın, yobazın biri gözüyle bakarız, öyle değil mi?