Neden bu evde her kötü olay sakince kabulleniliyordu? Felaketlerin başımıza gelmesini, hep bizim başımıza gelmesini doğal karşılamaya ne zaman, neden alışmıştık? Belli ki onlar bu durumu bir felaket olarak görmüyorlardı.
Remi Bey, 1960'larda dert edindiği 'Ortaokul ve lise eğitimi alan bir talebeye neden lisan öğretemiyoruz?' meselesinin altmış yıl sonra bile eğitimimizin en şahane sorunu olmaya devam edeceğini bilemezdi. Bu kadar beceriksizliği nasıl hayal etseydi adamcağız?
Yaşadığımız sadece paranın yokluğu değildi, huzurun, şefkatin, bağlılığın da yokluğuydu. Bütün fakir aileler bizim gibi birbirlerine duyarsız mıydı bilmiyorum. Dış dünyaya kapalı bir şekilde hırsımızı birbirimizden çıkarıyorduk.
Dualar hiç kabul edilmeyecekse insan neden dua etmeye devam etsin ki? Hiç kimse dua etmezse Allah duasız kalır, o zaman da kendisine dua edilmeyen Allah olur ki bu da Allah olma özelliğine aykırıdır, bence böyle yani. Bu düşünceyle içim biraz rahatladı.