Hasibe Dal

Hasibe Dal
@hasibedal
Hissedilmiş olan neyse, yaşanmış olan da odur. Pessoa
Türkçe Öğretmeni
Lisans
İzmir -Bitlis
4 Nisan 1998
379 okur puanı
Ekim 2014 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
BİR ACIKLI KOMEDİ!
10/10
·382 syf.··
Beğendi
·
2018 49. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2018 01:01
Romanın baş karakteri olan Hayri İrdal geleneksel, yeniliğe ayak uyduramamış, ön yargılı eski ve yani arasında kalmış biridir. Hayri İrdal'ın hayatında yaşamının değişmesine sebep olan Halit Ayarcı ise insanlar üzerinde etkisi büyük, modernliği felsefe kabul etmiş kurnaz bir karakterdir. Ahmet Hamdi Tanpınar bu iki zıt karakterle Osmanlı - Türk toplumundaki olayları hicveder, yenilik ve eski usul taraftarlarının Batılılaşma sürecindeki bocalamasını işler. Eser Tanpınar'ın Bergson'dan etkilendiği zaman kavramı üzerine kurulmuştur. Bunu şu cümlelerle aktarıyor Tanpınar ''Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki zaman ve mekan insanla mevcuttur.'' Enstitünün bir kurum olmasıyla işe ciddiyet yükleyip ülkedeki kurumları eleştirip oradaki usulsüzlükleri de işlemiştir. Bunun güzel bir örneği ise enstitüde çalışan kişilerin Hayri İrdal ve Halit Ayarcı'nın akrabalarından olmasıdır. Enstitüye alınan akrabaların Halit Ayarcı'ya kazak örmeleri amirlerine iyi görünmeye çalışanların ahlaksız davranışını sembolize etmektedir. Bütün bu eleştiriler bürokratik kurumların aksaklıklarını gösterir. Kurumda hiç kimsenin iş yapmadığı halde para kazanması, iş yapıyorlarmış gibi övgü alması, dost ve akrabalara iş sağlaması örnekler arasında sayılabılir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün ve onun vesilesiyle Hayri İrdal'ın ünlü olmasıyla etrafını tanıdığı veya tanımadığı bir çok kişi sarar. Bunu ''Meğer ne kadar çok hısım ve akrabam varmış. Hele mektep ve mahalle arkadaşlarımın hatırşinaslığı, vefakarlığı her türlü tahminimin üstünde idi.'' sözleriyle eleştirir. Tanpınar batılılaşmayı yanlış anlayan halkı müzik zevkinden de eleştirir. ''Bunu ancak bir ordu çiğnese bu kadar kötü olabilir'' diye ifade ettiği bir bestenin bütün salon tarafından alkışlanmasını
Bilim
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
Reklam
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2018 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2018 02:55
biliyorum bu bir karabasan ürküyorum ve kaçıyorum yine de ( Murat Kemaloğlu- Yazgı) youtu.be/49oU2qV3buM Yolcularının çıkmasına izin vermeyen bir orman ve bu yolculara ev sahipliği yapan bir şato. Ormanın gizeminden midir bilinmez bu ormana gelen ve çıkamadığı için şatoya sığınmak zorunda kalan bütün herkes dilsizdir. Birbirleriyle bir şekilde iletişim kurmak isterler ve masanın üzerindeki Tarot falları bu konuda onlara yardımcı olur. Herkes masada kendilerine ve yazgılarına en çok benzeyen Tarot kağıtlarıyla hikayelerini anlatmaya başlarlar. Anlatılan bu hikayelerin her biri bir sonraki anlatılacak hikaye ile daima bağlantılıdır. Eşzamanlı olarak iç içe geçmişlerdir. Yazının başına eklediğim şarkı sözünü kitaptaki karakterleri çok iyi anlattığını düşündüğüm için yazma gereği duydum çünkü bütün karakterler hikayesini anlatırken her şeyin kötü bir karabasandan ibaret olduğuna inanmak isterler ama kaçmalarına rağmen kurtulamayacaklarını da bilirler. Hikayelerini anlatırken hiç bir kuralı dikkate almadan ister düz ister ters ister baştan ister sondan kart seçerek yapar bunu yolcular. Yazar bunun nedenini kitabının ön sözünün sonunda karakterlere düzensiz bir seçim yaptırdığını çünkü deneylere yönelik kuramsal ve anlatısal ilgisinin tükendiğini, artık her açıdan başka şeylere geçmenin zamanının geldiğini söyler. Kasvetli bir havası olan, mitolojik unsurlar barındıran ve bitmek bilmeyen uzun cümleleri okurken insanı zorlasada Calvino'nun betimleme yeteneğinin çok güçlü olması ve akıcı bir anlatımının olması bunları görmezden gelmenize neden oluyor. İmgesel bir anlatıma sahip olan bu hikaye kitabı iki bölümden oluşuyor. Her bölüm kendi içinde bir öğüt barındırıp hayal dünyasında geziye çıkartıyor zihinlerimizi. Her sayfada hikâyeyi açıklayan Tarot fallarının
Edebiyat
Kesişen Yazgılar ŞatosuItalo Calvino · Yapı Kredi Yayınları · 2020590 okunma
Aldırma Gönül Aldırma...
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2018 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2018 16:03
Her okurun gönlünde farklı bir yere sahip olan bir yazar, şair muhakkak vardır. İşte benim de gönlümde yeri en değerli olan yazar ise Sabahattin Ali'dir. Zamanında savunduğu düşüncelerinden midir, yazdıklarının samimiliğinden, karakterlerinin içtenliğinden midir, yoksa ölüm şeklinin böylesine güzel bir insan için hiç layık olmayışından mıdır bilmem. Belki de hepsindendir. Bildiğim bir şey varsa o da Sabahattin Ali'nin ülkemiz için hem bir yüz akı hem de bir utanç kaynağı olduğudur. Yeterince değer verilmediği için. Ben Sabahattin Ali okurken hem çok tanıdık şeyleri okurum, hem de hiç bilmediğim köylere konuk olur, bilmediğim acılara şahit olur, tanımadığım kişilerle bir ölür bin doğarım. O her kesimin sesidir. Her acının, her sevincin dile getiriliş şeklidir. On altı tane öyküsünden oluşan bu kitabı ise hayatın ta kendisidir. Çingene Atmaca ve "Viyolonsel" öyküsündeki adsız erkekle aşkı, aşk uğruna nelerin feda edilebileceğini, kocası hapishanede olan Dudu ve siyasetin, güçlülerin savurduğu Çallı Halil Efe ile çaresizliği, adaletsizliği, kekeme bir gemici ile de haksızlığa karşı ses çıkarmanın adalet arayışında atılabilecek en büyük adım olduğunu öğrendik; " Hadi be, ne duruyorsunuz, kaptana gidip et isteyeceğiz. Vermezse zorla alacağız... Kuru baklayla ateş yakamayız biz." ... " Fakat bunlar : " Kuru baklayla ateş yakamayız!" demesini ve kaptanın yarım koyununu almasını öğrenmiştiler." işte bu cümlelerle otoritenin haksızlığına boyun eğmemeyi, sesini çıkarıp hakkını savunabilmeyi öğrendik. Bu cümlelerin yer aldığı " Bir Gemici Hikâyesi" öyküsünü herkesin okuyup içinde bulunduğumuz ülke durumu için değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum. Kitabın başında yer alan yazarın önsözü kısmında Sabahattin Ali'nin, yazdığı bazı öykülerini çocukluğunda yazdığını ve bunları
Edebiyat
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,8bin okunma
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2018 32. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2018 06:50
Bozkırkurtları; sürüsüyle birlikte gezmeyen, sürüsüne uyum sağlayamayan, yalnızlığı tercih eden hayvanlardır. Herman Hesse ise kitapta yaşadığı çağa, insanlara ayak uyduramayan, hep kendi içinde bulunan, vahşi tarafını çıkaran kurtla birlikte yaşayıp çift karakterli olduğunu düşünen Hary' i işliyor. Hermann Hesse bu kitabında hümanist, savaş karşıtı, silahlanmayı reddeden, burjuvaziyi aşağılayan düşüncelerini Hary üzerinden okuyucuyla buluşturmuş. Ancak Hary burjuvaziyi eleştirmesine rağmen burjuva yaşamından çok da uzak kalabilen biri değildir. Hary 50'li yaşlarına gelmiş, edebiyat ve sanat üzerine büyük bir bilgi birikimi olan ama bulunduğu topluma, insanlara hatta kendine bile tahammül edemeyen bir karakterdir. Kendini bozkırkurdu olarak tanımlayan karakter; bir adamın ona Bozkırkurdu İncelemesini vermesiyle, karakteri olarak tanımladığı bu durumun üzerinde yoğunlaşır. Hayatını hep yalnızlık ve intihar üzerine kuran bu karakter bir barda tanıştığı Hermine ile hayatının farkına varır. Bu süreç o kadar güzel anlatılmış ki kitabı bırakmıyorsunuz. Çok net cümleler kullanan Hesse fikir yapısının zor olması dolayısıyla kitabı okurken okuyucuyu zorlamış. Kitabı okurken çoğu zaman Hary'in yerinde buldum kendimi çünkü; günümüzde insanlar aynı şarkıları dinler, aynı dizileri izler, aynı kıyafetleri giyip hatta aynı sığ cümlelerle konuşur oldu. Sırf marka olduğu için herkesin giyindiğini giyinen, hiçbir anlamı olmadığı halde kuru gürültüden oluşan popüler müziklerin dinlenmesi buna örnektir. Hary'inin Mozart dinleyip popüler müziği aşağılamasi bana göre Bozkırkurdunun en güzel özelliğiydi. Kalabalığın çoğu zaman insanı bunalttığını düşünürüm her ne kadar büyük bir aileye sahip olsam da Hary gibi yalnızlığın altına saklanmayı severim. Çünkü kalabalığın olduğu yerde
Edebiyat
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,6bin okunma
9/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2018 30. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2018 01:12
Ah bir yılanı öldürseler... Bu kitabı okumaya başladığınızda sonu ne olacak diye değil, sonunda gerçekleşecek olay neden ve nasıl gerçekleşiyor diye okuyorsunuz. Çünkü kitabın arka kapak yazısında 9 yaşında küçücük bir çocuk olan Hasan'ın annesini öldürdüğünü açıkça belirtiyor. İnsanlar ne çok sever konuşmayı, olmayanı oldurtmayı. Bire bin katıp yeni efsaneler yaratmayı. Her şeye bir suçlu aramayı... Yaşar Kemal Anadolu'nun yıllarca kanayan yarası olan kan davası ve kadının değersizliğini öyle şairane anlatmış ki, kitabı noktası virgülüne kadar her karesini zihninize kazımaya çalışıyorsunuz. Esme güzelliği dillere destan, köyünün en güzel kızıdır. Halil ise onu zorla kaçırıp, ona sahip olmuş sözde yiğit delikanlı gerçekte ise karakter yoksunu, yüzüne bakılmayacak erkek bozmasıdır. Esme bu kadar güzel olunca isteyeni çoktur haliyle. Ona deliler gibi aşık olan Abbas'ın Halil'i öldürmesiyle bütün hikâye başlar. Bütün köy, Halil'in annesi, kardeşleri bunu Esme'nin yaptırdığını düşünüp töre gereği onu öldürmek isterler. Ama bilirlerki onu öldürenin sonu hapishanedir. Gözü dönen aile bunu yalnızca küçücük bir çocuk olan oğlu Hasan'ın yapmasını ister. Bu yüzden akla hayale gelmeyecek hikayelerle aklına girmeye çalışırlar. Babasının hortlaması mı, annesinin namusszluğu mu, babasının kanın yerde kalması mı... Hasan ise annesini hep korumaya çalışır. Çocuk saflığıyla annesine kol kanat germeye çalışır. Ne kadar dayanmaya çalışsa da zihniyeti, fikri olmayan cahil amcalarının, babaannesinin, köylülerin laflarına kanar. Kan davası uğruna sönen yaşamlar, çekilen acıların küçük bir örneği sadece bu kitap. Küçük bir çocuğun eline kalem kitap vermek yerine tüfek verip, ona sevgiyi, yaşamı, güzelliği öğretmek yerine annesini öldürmeyi öğreten bir toplum bu
Edebiyat
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Reklam