İbrahim’in bereketi üzerine pek çok harikulade olaylar yaşanıyordu. Bir keresinde dara düşmüştü. Yakın bir dostundan yardım istedi. Eli boş döndü. Sâre’ye öyle görünmekten utanarak, eşeğinin heybesine kum doldurdu. Eve geldi. Akşam eve vardığı zaman, Sâre ona ekmek çıkarınca, nereden bulduğunu sordu. Meğer heybeye doldurduğu kumlar buğday olmuşlardı.
İbrahim bu buğdayı tarlasına ekti, en iyi ürünü aldı. Afet gelip, herkesin tarlası harap olduğu zaman bile bu tarla zarar görmedi.
İbrahim’in tarlasından çıkan buğdaylar bol ve lezzetli idi. Herkes bunu merak ediyordu. İbrahim’in cevabı anlaşılmayacak gibi değildi;
“Tarlamdan çıkan en güzel tohumları komşu tarlalara hediye ediyorum. Tarlama en cılız bereketsiz tohumları ekiyorum. Buğday başağa bindiği vakit tarlamdakiler diğer tarladaki güzel başaklara baka baka daha da güzelleşiyor.
İyi niyet işte budur.
Başkasının güzelliği ile bereketlenmek!”
“Hayattan ölüme geçişin kıl payı kaldığı yerde, gerçeğin anlamını daha bir derin duyacağız.
Ve daha önce aşırı düşkün olduğumuz, vazgeçemediğimiz, abarttığımız şeylerin, aslında hiç de feda edilemeyecek şeyler olmadığını göreceğiz.”
“İnsanın ölümü hissettiği yerde, hayatın hakikati apaçık olur.”
"Teslimiyet, insanın bir bütün olarak dünyayı ve kendi faaliyetinin neticelerine karşı bir iç tutumudur. Allah'ın iradesine teslimiyet, insanların iradesine karşı bağımsızlık demektir."
"Kim anlayabilir İbrahim'i, hasreti?
Hasreti binlerce yıldır yazıyorlar, kim bitirebildi?
Oysa hasret, vuslatı doğurur. Vuslat ise ağırlığı, ağırlık sabrı, sabır aşkı, aşk da yokluğu ve en nihayetinde hiçliği doğurur."