Gitmem gereken bir yerde çok kaldım.
Bu benim kendime yaptığım, en büyük haksızlık,
Gitmem gereken yerde, bir sevdaya kandım.
İhanetin gölgesi değil miydi?
Aynı masada üzerime düşen o sinsi ateş! Yüreğimde; sevdiğim adamın açtığı yara, Sırtımda; benimle arkadaş olan insanın bıçağı...
Yabancı bir ihanetin soğukluğu değil,
En yakınlarının doğurduğu, bir ihanetin ateşi var göğsümde...
Gitmem gereken bir yerde çok kaldım. Gözlerim kör, aklım, fikrim yitik...
Bir ihaneti göğüslemek zorunda kaldım, Görmezden gelinenlerin yükleri mi, sırtımdaki kamburum?
Düşlerimde sakladığım adam, gönlümde gömdüğüm ceset,
Ve beni tüketircesine yakan bir ateş!
Yabancı bir ihanet daha mı hafiftir?
Yoksa en yakınlarının ihaneti midir insanı tüketen?
Ve iki kişilik aşkta; üçüncü kişinin girdiği bir hikâye...
Aynı masada; aşık bir kadın, bir adam, bir dost.
Bir fotoğraf karesi o güne dair;
Kadının gözlerinin içi gülüyor,
Adam, kadının ruhunu katledeceğinden habersiz,
Dost dediği insan ise yapacaklarından hissiz, kaygısız...
Zamanın kırık dökük hapsettiği bir kare,
Ve aynı karede aptal aşık bir kadın,
Dostu ile sevdiği birlikte olan!
Geriye ne kalır; aşık bir kadından, ihanet sonrası?
Şimdi zihnimde bir katil;
Yüreğim, tanıdık anıların mezarlığı...
Gitmem gereken yerde kalmak yükmüş,
Geç oldu ama anladım.
Bazen tek çare gitmekte kalırmış.
Kalmanın anlamı olmayan yerde,
Durmamak gerekiyormuş.
Bir ihanet, ruhumu öldürünce anladım!