Ismet Özel
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.

Evet, hata yapmak, insanın masumiyetini zedelemez. Fakat yanlışta ısrar etmek, nasihate ve telkine kalbini kapatmak, muhasebeden kaçınmak, bizi iyi bir yere götürmez. Kendisi gibi olmayana tahammül göstermemek, ona hayat hakkı tanımamak da öyle.
Denilmiştir ki, insaf, dinin yarısıdır.

İbrahim Tenekeci: Doğru insana yanlış yapmak

Sevgi Dinç, bir alıntı ekledi.
18 May 13:30 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 6/10 puan

Buna hiç cesaret edemedim ama hata yapmak isterdim seni severken. Senin tarafından affedilmek ne güzel olurdu kim bilir.

Aşkla Kal, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 219)Aşkla Kal, Kahraman Tazeoğlu (Sayfa 219)

"Bir sevmek bin defa ölmek demekmiş." Diyor üstad. Kesinlikle haklı.Birini sevince ne de güzel vazgeçiyor insan . Her şeyden , en başta da kendi benliğinden . Onlarca, yüzlerce hayal kuruyor , umutlaniyor ; umutlandikca seviniyorum , mutlu oluyor ve o hayal aleminde yaşamaya devam ediyor. Aslında bir bakıma hayallerimiz ve umutlarımız değil midir bizi ayakta tutan ve yeri geldiğinde hayata bağlayan ? İşte bizi hayata bağlayan hayaller yıkıldığında , umutlar yok olduğunda en dipte olduğumuzu , asla buradan çıkmayı basaramayacagimizi , yenildigimizi düşünüyoruz . Hatta kimileri tek çarenin ölüm olduğunu bile düşünüyor . Yaptığımız en büyük hata bu işte ! Birini sevmek , çok sevmek , ona güvenmek , ona kalbinin kapılarını açmak ,ona hayatını vermek , onu hayallerinin , umutlarının kahramanı yapmak değil . .. İşler ters gidince güçsüz, dirençsiz, yorgun ve yenik hissetmemiz
Zor olan ayakta durabilmek , her şeye rağmen hayata tutunabilmek . Yaşadıklarından ders alıp , tekrarlamamaya söz vermek ve bu zoru daima basarmak gerek ...
Hayat ve içerisindeki insanlar türlü oyunlar oynayabilirler . Çıkmaza dusmenize sebep olabilirler ve belki yine o hayatın içindeki insanlar sizi ayağa kaldırırlar . Biliyoruz ki "hayat ne getirir bilinmez." İşte bu yüzden; umudunuzun hiç kaybolmaması ve ne olursa olsun ayakta durmaya devam edecek gücü kendinizde bulmanız dileğiyle ...

Dilek Obut, bir alıntı ekledi.
15 May 20:29

İsrail-Filistin çatışması kuşkusuz, çeşitli nedenlerden dolayı, tüm diğerlerinden daha fazla ilgi çekmektedir. Öncelikle, İsrail demokratik ve açık bir toplum olduğundan, orada neler olup bittiğini haber yapmak -ve yanlış haber yapmak- çok daha kolaydır. İkincisi, işin içinde Yahudiler vardır ve bu, şu ya da bu nedenle, onlara karşı olan ve onlardan yana olan büyük bir izleyici kitlesi demektir. Bu farkın bir örneği, 1980'den 1988'e kadar sürmüş ve bütün Arap-İsrail çatışmaları toplamından çok daha büyük can ve mal kaybına yol açmış olan Irak-İran savaşma çok az ilgi gösterilmiş olmasıdır. Bir neden, ne Irak ne de İran'da demokrasi olmaması ve bu yüzden haber yapmanın çok daha tehlikeli oluşuyken, bir başka neden işin içinde, ne kurban ne de maktul olarak, Yahudilerin olmamasıydı; Yahudiler yoksa haber de çok az ilgi görürdü.

Filistin meselesinin önceliğinin üçüncü ve hiç tartışmasız en önemli nedeni de bu konunun adeta izin verilmiş şikayet alanı olmasıdır; medyanın ya tamamen devletin elinde olduğu ya da hükümet tarafından sıkı gözetim altında tutulduğu Müslüman ülkelerde insanların özgürce ve korkusuzca fikirlerini ifade edebilecekleri tek alan budur. Aslında İsrail, çoğu Müslüman halkın içinde yaşadığı ekonomik yoksulluk ve politik baskı konusundaki şikayetleri ve sonuçta ortaya çıkan öfkenin başka yere boşaltılması için, faydalı bir supap vazifesi görmektedir. Buna İsrail'in içinden yapılan katkılar da muazzamdır; hükümetin, ordunun, yerleşimcilerin ya da herhangi birinin yaptığı her türlü yanlış hemen ortaya serilmekte, her türlü hata İsrail medyası ve parlamentosundaki, hem Arap hem de Yahudi, İsrailli eleştirmenler tarafından hemen gündeme getirilmektedir. İsrail karşıtlarının çoğu kendi kamuoyunda böylesi bir engelle karşılaşmaz.

İslam'ın Krizi, Bernard Lewisİslam'ın Krizi, Bernard Lewis
Yasee, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
 15 May 12:47 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Seni bu kadar geç okuduğuma mı üzüleyim?
Aynı gün başlayıp bitirdiğim için çok kısa sürmüş olmana mı?
Yoksa hiç beklemediğim şekilde sonlanıp tüm dengemi alt üst etmene mi ?
Normal şartlar da bir kitap bitince kafandaki tüm soru işaretlerini de cevaplamış oluyorken,
asıl soru işaretleri kitap bitince başlıyor.
Ters giden planlar üzerine…
Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran iki zıt karakter Lennie ve George...

*Toprak satın alma hayalleri, İnsan Ne İle Yaşar kitabındaki Pahom’u hatırlattı bana. Hani şu çok daha fazla toprak uğruna ölümüne girdiği ve tek şartı bir noktadan almak istediği toprağı küçük çukurlar kazarak işaretlemesi ve akşama kadar istediği genişlikte araziyi kazarak başladığı noktaya gelmek zorunda olduğu yarış. İlerledikçe daha güzel meraları görüp her seferinde işareti genişlettiği için akşam başladığı noktaya vardığında ayakları kan içinde bitmiş durumda yığılıp kalır ve orada ölmesi...
Yani aslında insanın ihtiyacı olduğu üç arşın kadar bir toprak…

Gelelim kitaba
Konusunu ilham aldığı Robert Burns’un 'Tae a Moose' isimli şiirinden bir kaç dize

Merak etme minik Fare
Bir sen değilsin hayalleri suya düşen.
Fareler ve insanların en sıkı tasarıları dahi
Sıklıkla ters gider,
ve vadedilen mutluluktan geriye
Acı ve keder kalır.

Yine de şanslı sayılırsın bana göre!
Hep burada, şimdiki zamandasın:
Ama, of! Gözlerim geçmişe bakar benim,
Kaçan fırsatları arar,
Ve geleceğe bakarım, göremesem de daha,
Tahminler yapar, korkarım !

Mevsimlik tarım işçileri George ve Lennie'nin küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşama hayali için para biriktirmelerinin öyküsünü anlatır. İkilinin arasındaki dostluk ve dayanışmaları öykü boyunca önemli bir yer tutar.
İnsanın insan ile ilişkisinin yanında insanın doğa ile ve toplum ile de kurduğu ilişkiyi anlatır.
Lennie'nin başlarına iş açmaları sonucu tekrar para kazanmak ve çalışmak için en son geldiği yerdeki iş arkadaşları, patronun psikopat oğlu ve fingirdek karısı ile olan olaylar, aralarında geçen diyalogların hepsi koca bir ders niteliğinde. Tek amaçları hayalini gerçekleştirmek olduklarından dolayı her ne kadar beladan uzak durmaya çalışsalar da hayatın bazen tüm planlarını alt üst ettiğini ve bütün planlarınızın yarım kaldığı anlatılmış.

Kitaba o kadar kaptırmışım ki kendimi beğendiğim yerlerin altını çizmek için elime aldığım kalemi bile çok fazla kullanmadığımı fark ettim.

Zeki George ve onun güçlü, kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie’nin kısacık öyküsü o kadar derinden etkiliyor ki sizi, kitap bittiği zaman hissettiğim duyguyu tarif etmem mümkün değil sanırım.

Hatta dünden beri kafamda dolaşan bir dünya düşünce içinde bunları yazıyorken bir yandan da içimden saçmalamamış olmayı diliyorum. Çünkü hala ne kafamdakileri toparlayabilmiş ne de kendime gelebilmiş değilim.

Kitabın başından beri çok farklı bir duyguyla okudum zaten. Lennie de benim için kitabın ana karakteriydi. Engelli bir insanın dünyasını, düşünce yapısını anlamak için dışarı da 3-5 dakika şahit olmak yetmiyor inanın. Sadece içindeyseniz bu durumun çok net anlayabiliyor ve hissedebiliyorsunuz. Ve öyle zor bir imtihan ki bundan dolayı kimsenin bu durumu anlamamasını da dileyebilirim sırf yaşamış olmasınlar diye. O yüzden Lennie ile ilgili olan satırları birden fazla okudum her seferinde de farklı bir duygu yaşadım sanırım.

Kitabın konusuna çok kısa değindim zaten. Öykü sonuna kadar bu iki arkadaşın yaşadıklarına bazen hayranlıkla, bazen öfkeyle, bazen de üzülerek şahit oluyorsunuz. Spoiler vermemek için çok detaya inmek istemiyorum. Ama sadece şunu belirteyim bittiği zaman inanın tüm duygu ve düşünceleriniz, fikirleriniz alt üst olacak.

Çünkü kitap bitince değil tüm soru işaretlerinizin çözülmüş olması aksine asıl soru işaretleri o zaman hatta daha da artarak başlıyor.

En son hangi kitabın etkisinde bu kadar kaldım hatırlamıyorum. Belkide kendimi fazla kaptırıyor bazı karakterleri de içimde yaşıyorum. O yüzden ilk defa bir incelemeyi normal bir ruh hali ile yazmadığımı söyleyebilirim. Hata ve yanlışlık varsa da şimdiden affola.

Son olarak kitap ile ilgili yapmak istediğim tek şey elime kooccaa bir megafon alıp “OKUYUUUUNNNNN VE OKUTUUUNNN“ Diye bağırmak.

Ve tabiki okumama vesile olan Sui Generis‘e kocaman bir teşekkürr <3

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

sleepsleeslesls, bir alıntı ekledi.
14 May 22:07

hata yapmak insana özgü ama hatada ısrar etmek sadece aptal bir insana özgüdür.

Her Şey Bitmek İçin Başlar, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 39 - aylakadam)Her Şey Bitmek İçin Başlar, Marcus Tullius Cicero (Sayfa 39 - aylakadam)

Iskender Pala'nin Yüce Efendileri Ve Mutlu Köleleri
Güncel sorunlarımıza idealleştirilmiş bir tarihten çözüm bulmaya çalışan kalem erbapları her dönem olmuş. En çok arz-ı endam ettikleri dönemlerse sistemin ideal insan-yurttaş tanımında değişiklik olduğu dönemler. “Ümmetten millete” geçerken bastıran tarihi roman dalgası, şimdi “milletten ümmete” geçerken yine oldukça popüler. Bu dalga, tarihle edebiyatın ilişkisinde her dem var olan problemleri de taşıyor, güncel problemleri de.
Ömer Türkeş, “Romana Yazılan Tarih” makalesinde, Hobsbawm'dan aktarıyor: “Belki de 'alt tarafı' bir roman deyip önemsenmeyebilir, ama tarihin yerine mit ve icat koymaya yönelik bu ve başka girişimler sadece kötü entelektüel şakalar olarak geçiştirilmemelidir. Zira okul kitapları, sinema ve televizyon filmleri, hikaye ve romanlar, popüler çizgi romanlar bu entelektüellerin üretimidir ve tarih ataların belleği ya da kolektif gelenek değildir. Tarih, insanların roman yazarları, din adamları, öğretmenler tarih kitaplarının yazarları, dergi makalelerinin editörleri ve televizyon programcılarından öğrendikleri şeydir.” Zamanında okuma yazma bilmeyen halka tarih nasıl kilise duvarlarındaki resimlerle öğretildiyse, şimdi de, çabuk sıkılan çağımız insanına, tartışma programları, TV dizileri ve bol aşk soslu tarihi romanlarla öğretiliyor. Satış rakamlarına baktığımızda bu konudaki en iddialı öğreticimiz İskender Pala.
Pala'nın anlattığı tarih, kahramanların yazdığı şanlı bir tarih. O şanlı kahramanlar tarihi yazarken sıradan fanilerse onların devletlü iradesinin önündeki hazan yaprakları gibi savrulup duruyorlar. Bugünün sorunlarını dahi öngörüp çözüm geliştirmiş olan bu kahramanlar, hata yaptıklarında bile bir takım “devlet etme” zorunluklarıyla davranıyor ve mutluluk dolu bir itaati de hak ediyorlar şüphesiz. O buğulu sesiyle birtakım vicdansızlıkları “zorunluluk” mertebesine yükseltiveriyor Pala. Yunus'un mezarına kimse gitmiyor diye gözleri dolacak kadar hassas olan bu adam, birden buz gibi bir itaatle konuşmaya başlıyor: “Efendim, şimdi dönemin şartları düşünüldüğünde, bu devir gibi değil tabii, devlet adamı olmanın zorunlukları var, (taht mücadelelerinde kardeşin kardeşi öldürmesi için)bünyeyi korumak için serçe parmak feda edilmiş, (Yavuz'un Alevi katliamı için)30bin-40bin diyorlar; değil efendim, en fazla 7bin. Onların da çoğu Şah'a gitmesinler diye kolları ve bacakları çapraz kesildiği için ölmüşler. Malum, dönemin tıbbı pek gelişmemiş...” Bu akıl yürütmeye bakıp da iyi kötü bir tarihsellik algısı olduğunu sanmayın Pala'nın. Yok. Zulmü “anlamak” için böyle zihinsel taklalar atarken diğer olguların tarihselliklerini kavramak için serçe parmağını bile oynatmıyor. İskender Pala’ya göre aşk, kadın, erkek, iktidar, namus, mutluluk Osmanlı'da neyse hala o ya da hala o olmadığı için sorun yaşıyoruz bugün. Dönüp orayı anlasak ve tekrar etsek sorunlarımız çözülüverecek.
Pala'nın kadına bakışı, ayrıca üzerinde durulmayı hak ediyor. Kadın'ı Allah'ın yarattığı dünya güzelliklerinden biri olarak görüyor. Şöyle diyor mesela: “Tanrı, büyük ve sonsuz gücüyle balçıktan, yanakları gelinciğe, göğüsleri beyaz güle benzeyen güzeller yarattı. Bu güzelliğin değerlendirilip sevilmesi için de aşıkların gönüllerine aşk ateşini yerleştirdi.” Kim bu aşıklar? Erkekler tabii. Yani bir yanda dünya var, bir yanda da koca gönülleriyle erkekler. Sürekli ağlayan, iç çeken, tek takdir edilecek şeyi güzelliği olan kadınlarsa bakılıp sevilecek, kaderleri hakkında başkalarının verdiği kararlara bir tür “gönüllü kulluk” geliştirecek varlıklar. Mesela saraydan kaçan bir cariyeyi anlatırken onun neden kaçmış olabileceğini anlayamıyor Pala. Çünkü bir cariyenin Sultan'ın odasındaki mutluluğunu “İçinde bir erkekle değil, bir devletle birleşmenin hazzını yaşıyordu.” diye tarif ediyor. Bir kadının mutluluğunu buradan tarif ettiğinizde “Saraya ait bir kadınla değil konuşmak, onun yüzüne bile bakmak bin bir çeşit sorgu sual gerektirirdi.” cümlesine, daha “saraya ait bir kadın” diye başladığınızda ne çok mutsuzluk sebebi yarattığınızı anlayamıyorsunuz tabii. Saray ahalisinin gezmeye çıktığı Hıdırellez günden bir sahne tarif ediyor Pala. Atlardan biri ürküp şaha kalkınca cariyelerden biri denize düşecek gibi olur. Cariyenin yakınındaki bir şair onu tutarak düşmekten kurtarır. “Hareme ait” bir kadına dokunur yani! Kendilerine geldiklerinde ise cariye korkudan bayılır, şair ise günahına karşılık diz çöker Sultan'ın önünde. Sultan'sa Pala'nın tüm sultanları gibi yüce gönüllüdür ve “Üzülme mollam! Bu hanımı sana bağışladım, helalin olsun.” der. Ve hemen orada nikah kıydırır ikisine. Eh, yoruma gerek yok...
Saraydaki entrikaları ise kadınlar ve iktidar sahibi olmayanlar yaratır şüphesiz. İktidar sahibi ise, iktidarı hak edecek yüceliğe kendiliğinden sahip biri olarak, tüm bunlardan uzaktır. “O yükseklerde bir adamdı, bu entrikaların pek çoğundan haberi hiç olmazdı.” Ama bir cariyesinin firarından haberi olsa, yine anlamak için kırk takla atarak doğal kabul ettiğimiz bir şekilde, “kendisine ihanet ettiğini düşünüp belki de erkeklik gururunun bütün incinmişliğiyle onu gözden çıkaracak, boynunun vurulmasını isteyecekti.” Alışık olduğumuz bir hassasiyet dengesizliği! Bir erkeğin/güçlünün gururu konusunda altın tartar gibi hassaslaşan terazi, kadının/ezilenin gururu söz konusu olunca odun tartan bir kantara dönüşüyor. Tuhaf bir güçlü olanla, iktidar sahibiyle empati kurma refleksi. Ve hemen biçimi gözden çıkaran, niyete odaklanan bir anlayış: Yaptım, ama hele bi' sor, niye yaptım!
Pala, genç nesle Divan edebiyatını sevdiren yazar olarak da tanınıyor. Divan edebiyatı kadar biçimin önemli olduğu bir alanda Pala'nın bu türü sevdirmek için kullandığı yegane yöntemse lise edebiyat öğretmenlerimizle aynı: Anlayabileceği dile çevir, sevecektir. Sorun yine aynı; sevmiyoruz çünkü anlamamışız. Her bölümün başında birkaç mısra paylaşıp altına da bugünkü Türkçeye çevirmek dışında hiçbir katkıda bulunmadığı açıklamalarını koyuyor. Bu fanatik içerikçiliği romanında da koruyor tabii. Dönüp dönüp aynı konuları işlerken ulaştığı doruk biçimsel yetkinlik olan Divan edebiyatını sevdirmek için romanlar yazıyor ama dönüp dönüp aynı konuları işlemek dışında bir benzerliği yok onunla. Biçimle hiç ilgilenmiyor Pala. Ne dilsel tutarlılık ne ritim. Bir yandan Farsça kelimeler kullanıyor, bir yandan “yeniden formatlamak” gibi hem yanlış, hem yersiz deyişler. Romanın merkezi olan Leyla İle Mecnun eserini, adını yazmaya üşenmiş gibi, L&M diye anıyor. Divan edebiyatını tanıtmak için yazılmış bir romanda insan onun katı biçimsel yetkinliğini arıyor, ama boşuna. Geldiği gibi yazılıvermiş gibi duruyor romanlar.
Tarihi romanların temel işlevi geçmişi anlatmaktan çok bugünü biçimlemektir. Pala'yı yazdıklarının gerçeğe uygun olup olmadığı noktasından eleştirmek anlamsız olacaktır bu bağlamda. Tüm diğer tarihi romanlar gibi onunkiler de bugüne ne yapmak istediğiyle eleştirilebilir ancak. Pala'nın söylemek istediği ise iktidarın kıymetli hassasiyetlerine itaatin ne kutlu bir görev olduğu.
Pala, aşkı ya da Divan edebiyatını değil, efendinin yüceliğini ve köleliğin “mutluluğunu” anlatan yazardır sonuç olarak. Vasat bir yazar olarak içeriğe yüklenir ve popüler bir yazar olarak malumat aktarmaya ve aşkı anlatmaya bayılır. Tehlike şurada ki, postmodernizmin hakikatsizlik evreninden geçmiş çağımız insanları tekrar Hakikat'in imkanına inanmaya başladığında dönüp bu vasat vaazcılara çarpmaktadır.
http://pelintemur.blogspot.com.tr/2016/03/

Aycan, Second Debt'i inceledi.
 12 May 01:10 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

**Hawksridge Hall'a hoşgeldiniz. Aklınız varsa yemek salonuna girmeyiniz**

Jethro...
Nila...
Jethro ve Nila...
Nila ve Jethro...

*And we live like legends now, no that would never die!
Oh, we got love! We got love!*

Diyerek başlamak istiyorum, Tove Lo senin müziklerin olmasaydı bu kitap eksik kalırdı.. Pepper bu kitabı yazarken nasıl Tove Lo dinlememiş diyorum, sonra; yazarken, okurken olduğu gibi olmuyordur diyip konuyu kapatıyorum.. Neyse.


Buralar sessiz ve sakin ama ben bu durumdan şikayetçi değilim. Melike, Indebted ortamında seni de görmek istiyorum artık. Koş. Run, Ms.B. Run.

Debt Inheritance ve First Debt'i bir rafa, Second Debt'i ayrı bir rafa koyalım lütfen. Bu kitap iki kitabı sıyırıp attı. Şu an kasılmış, gururlu bir şekilde en önde duruyor. Onu ilk sıralarda görmek beni mutlu ediyor.

Ben kitap okurken diyalog okumak isterim genelde, iç sesler pek bana göre değildir. Bana ne senin iç sesinden, ben kendi iç sesimi bile dinlemezken seninkini neden okuyayım?

İşte Pepper. Sevmediğim şeyi bile bana sevdirdi. Ben Jethro'nun içinden geçen her kelimeyi, ağzından çıkan her kelimeyi duvara asmak istiyorum. Yapmak istediğim çok şey var ama bunlardan yapacağımı düşündüğüm iki şey var -bende kalsın.

Nila, ikinci kitabın sonunda gerçeği öğrenmişti. Ama biz Jethro'nun o mükemmel-ötesi-harika-tatlı iç sesinden dolayı kitabın başlarında öğrenmiştik.

Bu kitapta, ilk karşılaşma her zamanki gibi havaya çakmak çakmışsınız da alev almış gibiydi. Kalbimin ritmini değiştiren türden hani.. Yani bu kitap genel olarak kalbimin ayarlarıyla oynuyor, bu kötü bir şey mi?? HAYIR!

ARADIĞIMIZ RUH BU!!!11*1

Aradığım yani.

İlk kitabın sonunda olan şeyin benzeri yine yaşanıyor ama bundaki tutkuyu buraya aktarmak için yetenek lazım.. Öyle bir şeyi buraya tam olarak geçirebileceğimi sanmıyorum.

Nefret ve sevginin çoğu kitapta işlendiğini biliyorum. Herkes farklı şekillerde karşımıza çıkarıyor, bazen seviyoruz, bazen sevmiyoruz tamamen nefret ediyoruz. Ben öyle yapıyorum. -Yani seviyor musun? Sevmiyor musun? Söyle! Buraya bunlarla uğraşmaya gelmedim, hayatım zaten karışık bir de senin çekişmelerinle mi uğraşacağım?- diye sitem ediyorum.

Bu kitap öyle bir kitap ki, o çekişmeleri.. O duygudan duyguya savrulmayı hissetmek, daha çok hissetmek istiyorsun. Düşünceler o kadar iyi yansıtılmış ki, okudukça okumak istiyorsun. Karakterler kanına işliyor, aranızda bir bağ oluşmasa gözlerin dolmaz değil mi? Yüreğin sıkışmaz, o acı çekince senin için çekilmez.

Nila ve Jethro içime öyle bir işledi ki, onları çıkarabileceğimi sanmıyorum. Gerçekten bu kitaptan sonra ara vermem lazım. Tove Lo dinlerken olanları düşünmem lazım. Jethro'nun yaptığı gibi yatağıma uzanıp gülümsemem lazım. *az önce spoi yedin, kendini balkondan atabilirsin*

Jethro, senin gülümsemeni alıp saklama kabına koyarım, gittiğim her yerde yanımda taşırım. Jethro, sen nasıl bir karaktersin? Jethro, sen benim ruhumu emmek için mi yaratıldın? Jethro, bana biraz fazla geldin sanırım. Ama senden daha azını beklemiyordum zaten.

*bugüüüün yıkığım biliyor musuuuun, üzgünüm, çaresizim, umutsuzuuuum.*

Ve hepsi senin yüzünden Jethro, ya ne demek beni çağırman yeterli? O banyoya niye geliyorsun Jethro? Benim yüreğimi sökmek için mi? Ya gerçekten o sahneyi okuduktan sonra bana yaz, biraz konuşalım, çünkü ben o kadar şaşkınım ki, hala geçmedi şaşkınlığım.. Polo maçı başlamadan önce Nila'ya söylediği şey zaten beni gömdü. Kemiklerim sızlıyor. OOF, oof

Polo maçı başladıktan sonra Nila'ya olan şey ya? Nila'nın düşündükleri? Jethro'yu izlerken içinde kopan fırtına? Düşündüğü, hissettiği şeyler? O kadar yoğundu ki, kendisi bile dayanamadı..

Zaten bundan sonra da en en en eneenenenen sevdiğim sahne geliyor. Okursan anlarsın.. o sahneyi hiçbir sahneye değişmem. Üç kitap içinde *en* sahnem orasıydı..

Jethro'nun bütün duyguları içinde barındırabilmesi,
Nila'nın duygudan duyguya atlaması ama en sonunda ne istediğini görmesi,
Jethro'nun babasının söylediği şeye karşı hissettikleri,

İkinci borç ödenirken olanlar.................*error*

Ben biraz zorlandım nasıl bir şey olduğunu hayal ederken, Hülya abla nasıl bir şey olduğunu attı. Eğer ikinci borç ödenirken olan şeyi görmek istersen mesaj at. Linkini atarım, gözünde tam olarak canlanır.

İkinci borçta olanlar aşırı iyi bir şekilde aktarılmıştı, hissedebildim ama elbette anlamama imkan yok. Kimse böyle bir şey yaşamamalı, intikamların, borçların canı cehenneme. Defol git cehenneme Bonnie! S*ktir olup ölebilirsin Cut!! Daniel bi s*ktr git karşımdan, sana olan nefretimde boğul.!!!1

Çok sinirlendim okurken. Öyle böyle değil. Sakinim. Devam edeyim..

*ben daha önce hiç sevilmemişim, bunu seninle öğrendim şahsen*

Kimse kimseyi böyle sevemez diyorum her Pepper kitabında, var mı böyle bir şey? Q, çok ayrı seviyor.
Jethro, ayrı. Gerçekten ayrı.
İkisi de farklı-aşık-yıkık-yaralı-kıskanç-koruyucu-sinirli-hasta-aşık-aşık-ve-aşık.

Ben bundan sonra kaplıcaya falan gidersem ne olacak şimdi? GEL DE DÜŞÜNME! Pepper ne yapıyorsun bana, lütfen... Unicorn diyorsun, at diyorsun, Polo diyorsun... Hayatımdaki her şeyi kitaplarına kodluyorsun resmen. Unicorn lafı geçince aklıma geliyorlar, siyah tişört dediklerinde aklıma önce Jethro, sonra Q geliyor.. Çünkü Q daha çok renkli gömlekleriyle kalbimde. Jethro'ysa siyah tişörtleriyle.. Allahım hiç fangirl olmak istememiştim daha önce.. Pepper'ın kitaplarını okumadan önce...


Şimdiyse sıkı bir *fangirl* oldum. Kimse *fangirl* lüğümü sorgulamasın. Büyük hata.

*tercümesi yok, tecrübesi yok, yeniyim ben daha buralarda.. Bildiğimi de unutturuyor, kokun esince rüzgarla*

ah, ah... Neler yazardım da, hepsi spoi olurdu.. En iyisi okumak ve yaşamak, hissetmek. Jethro'dan sonra kendine gelememek... Siren sesi duyunca aklına bu kitabı getirmek falan dermişim.. sustum...

Ben her zaman söylüyorum, mutlu sonları sevmem diye.. Şimdi bu cümlede asıl anlatılmak istenen nedir? cevabı basit.. SON BÖLÜMDE AYCAN ÖLDÜ! ŞU ANDA YAŞAMAYAN BİR VARLIK! Nefes alamıyor çünkü *kiss* BÜTÜN nefesini çaldı.!1!!

Cebimde peçete, burnumda gözyaşlarım yüzünden akan sümük, kalbimde Jethro, beynimde Jethro, damarlarımda Jethro... ĞĞĞA ağlayabilirim..

Bana sakın eski anıları yenisiyle değiştirelim diyerek gelmeyin, SAKIN! Orada oturup ağlarım, Jethro ve Q gelir aklıma. Ama şimdi ben eskiyi alıp yenisiyle değiştirelim deyince bayağı kaba oldu. Onlar çok kibar oluyordu söylediklerinde... Pepper ve büyüleri işte..

Pepper güneş, ben bitki, Jethro karbondioksit, Q da su... Hadi eyw.