Evren UĞURLU, bir alıntı ekledi.
24 May 23:15 · Kitabı okuyor

Teknolojik gücümüz arttikça hatalarımız, hayasızlığımız, günahlarımız da müthiş derecede artıyor.

Kassandra Damgası, Cengiz Aytmatov (Sayfa 130 - Elips kitap)Kassandra Damgası, Cengiz Aytmatov (Sayfa 130 - Elips kitap)

Keşke nedir Olric? Hatalarımız efendimiz. Çok mu hata yaptık? Keşke diyecek kadar efendimiz..
Oguz Atay

Kürşat Saygılı, bir alıntı ekledi.
22 May 17:03 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ceza görmekte kişiyi arındıran birşey vardı. Insanın adil bir tanrıya yönelttiği dua, "Günahlarımızı bağışla" değil de, "Hatalarımız için bize ceza yolla" olmalıydı.

Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde (Sayfa 271 - Can)Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde (Sayfa 271 - Can)
Mine Ehmedli, bir alıntı ekledi.
18 May 00:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Çünkü bizleri insan yapan hatalarımız değil midir aslında?

Fobi, Wulf Dorn (Sayfa 311 - Pegasus)Fobi, Wulf Dorn (Sayfa 311 - Pegasus)
Abdullah Asal, bir alıntı ekledi.
16 May 11:02 · İnceledi

...Ceza görmekte kişiyi arındıran bir şey vardı. İnsanın adil bir tanrıya yönelttiği dua, "Günahlarımızı bağışla," değil de, "Hatalarımız için bize ceza yolla," olmalıydı.

Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde (Sayfa 271 - Can Yayınları)Dorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde (Sayfa 271 - Can Yayınları)
şule uzundere, bir alıntı ekledi.
14 May 22:55 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kişiliğimizi hatalarımız değil, hatalarımızı telafi etmek için yaptıklarımız ortaya koyar.

Dudaklarımda Şarkısın, Julia Quinn (Sayfa 41 - Epsilon Yayınları)Dudaklarımda Şarkısın, Julia Quinn (Sayfa 41 - Epsilon Yayınları)

Keşke nedir olriç?
Hatalarımız efendimiz.
Çok mu hata yaptık olriç?
"Keşke" diyecek kadar efendimiz..

İarea, Zaman Makinesi'ni inceledi.
04 May 11:20 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Hello arkadaşlar,
Daha önce Cesur Yeni Dünya ve 1984'ü okumuş biri olarak bu kitabı iyiki onların yanına katmışım.

Wells, insanlığın ve dünyanın geleceğini kendine dert edinmeyi görev bilmiş yaramaz bir çocuk edasıyla yazmış bu kitabı.
Bu kitabın ana karakteri Zaman Gezgini açıkca Ford ve Büyük Birader'den sonra biraz hafif kaldı benim için. Kitabı okurken yer yer beyaz yapışkanımsı canlılar yüzünden mide bulantısıyla karşı karşıya kaldım hassas bir kitap ayarlarıyla oynayınca içinizden geleceğe dair distopik paragraflar dökülüyor. Zaman gezgini bir cismin gerçek olması için üç değil dört uzantıdan bahseder. Dördüncüsü adından anlaşılacağı üzere "ZAMAN" dır. Zaman boyutunda bilincimizin hayatımızın sonuna kadar kesik kesik ilerlemesi olarak tanımlıyor.
Her şeyi acele yapıvermenin hata olduğundan bahsediyor. Doğru söze ne denir. Acele işe şeytan karışır diye boşuna dememişler. Evren bile bu kadar kusursuz bir düzen ve uyum içinde ilerlerken acele yapıvermek her şeyin mahvolmasına yol açar, hatalarımız acele alınmış kararlarımızın sonucudur çoğunlukla.

İlerleyen zamanı ya da bundan Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılını düşünürsek bu süreçte artık insan insana kayıtsız kalacak ve insanlıkdışı soyu ise insanlıktan çıkmış bir dünyaya evrilecek. Her ne kadar varsayımlar dâhilinde gitse bile eser sizce insan artık insan dışında başka şeylere bağımlı hâle gelmedi mi? Bir telefon insanın veremediği şeyleri veriyorsa madde olana mana olandan daha çok bağlandıysak?? Kaygısızlık belki gelecek dünyanın köküne kibrit suyu dökecek. İnsanlar yavaş yavaş olayları normalize ederek olup bitenlere nötralize yaklaşırken daha iyi bir dünya nın hayalini kurmak mümkün gibi görünmüyor. Her şeyin dengesi bozulmaya başlıyor. Sık sık büyüklerimizden şu kelimeleri duyuyorum; eskiden kışın kış yazın yaz olduğunu bilirdik şimdi mevsimler hangi mevsim belli değil. Doğanın dengesi bozulurken insanın olduğu gibi kalmasının bir yolu olabileceğini düşünmüyorum. İnsan kendi genetiğiyle kendisi oynuyor. Tükettiğimiz gıdalar bile beyin kimyamızı, fiziksel ve ruhsal sağlığımızı çok çabuk bozabilirken duygularımız ve bilincimiz ve boyutları algılamamızın aynı kalmasının oluru var mı?
Yabancı bir dünyanın ortasında belki gelecek nesiller kendilerinden daha devasa yengeç ve böcekleri bile görebilir. Duyguları mekanikleşerek bir çocuk zekasına dönüş olabilir. Kayıtsız, cinsiyetsiz, dertsiz, tasasız. Kaygı, dert, tasa olmayan çok güzel bir toplum. Ahmak birer yaratık olabilir mi insan sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılında?? Belki daha erken.
Hayvanların soyunun tükendiği yeni yaratıkların türediği bir dünya olsa bile ancak bizim eserimiz olabilir. Zaman ilerledikçe her şeyin organiğini veya el değmemişini aramaya başlamamız bilinçlenmeye değil kötüye gittiğimizin işareti. Her şey organik ve katkısız olmalıyken azınlıkta kalıp aranması sonucu acı verecek bir durumdur.

Aile kavramının uçup gitmesi, ilgisizlik, cinsiyetleri birbirinden ayıran cilt dokusu ve davranış biçimi farklılıklarının hepsinden yoksun insanlar, farklılıkların ortadan kalkması hepsinin birbirinin tıpkısı olması. Gelecek dünyaya gitmeye gerek yok estetik kaygısı ile insanların yavaş yavaş birbirine benzediği birinin diğerinin kopyası dudak, burun, kaş ve vücuda sahip olduğu ileri zamanlarda daha hızlı ilerleyeceğini bilmemiz gerekiyor. Slikonlu dudaklar, yay gibi kaşlar, hokka burunlar tek tip olmaya emin adımlarla ilerliyoruz.


Daha ileri bir dünyada insan belki de kendi türünden tamamen ayrışarak ilgisizliği ile bu dünyaya yabancı bir hayvan olacak. Kendi türünden biri can verirken umarsızca geçip gidecek ve tüm duygulardan ayrışmış olacak kim bilir! Varsayımlar bile ihtimaller dahilinde olduğu hâlde şu an yaşadığımız dünya gelecek için sağlam ipuçlarını elinde bulunduruyor.

Filolog Hanım, Bağırmayan Anneler'i inceledi.
01 May 12:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hatice Kübra Tongar’ın zarif üslubuyla yine kendinizi düşünce ve sorgulama deryasında bulacağınız satırlarda gezeceksiniz. Anne olmak ama nasıl bir anne? Hatalarımız ve doğru sandığımız hatalarımız... Ayırdına varamadığımız birçok şeyi fark edeceksiniz. Hayırlı evlat sahibi olmak -ki yazar “çocuk sahibi”tanımını da benimsemiyor çünkü çocuk, anne babaya verilmiş en güzel emanet- hayırlı bir anne olmaktan geçiyor ve ilk sorgulamamız da burda başlıyor. Annelik makamına yaraşır bir anne olabilmeyi ve emanete en güzel şekilde riayet edebilmeyi nasib etsin Rabbim, amin

Ait olma olgusu hem dünyanın en güzel şeyi hemde dünyada hissedebildiğin acılardan bir tanesi .Neden diye soracaksınız kendinize belki şöyle bir örnek verdigimde daha guzel betimleyeceğimi düşünüyom .Biz insanoğlu varoluşumuzdan beri hep bişeyleri bu bir nesnede olabilir bu bir insan ya da başka bir canlı ya da başka şeylerde olabilir .Kendimizi ya biseylere ait bulmuşuz ya da onların sahibi gibi davranmışızdır.Belki bu aitlik olgusunun beraberindeki sahiplenme duygusu hem acı hemde mutluluğa erişmiştir insanoğlunu ama benim kafama takılan bu aitlik olgusu ya da sahiplenmek hangi kavrami ya da olguyu kullanırsak doğru olur bilemem ama acıya yada mutluluğa ne gibi davranışlar yapıldığın daha çok mutluluğa erişmiş olacaz bilemem.Bu yazıya başlarken kafamdaki ani gelen bu soru böyle değildi yani en azından böyle ďüşümemistim yazı yazarken hem ďüşünmem hemde yazmam olayın benim açidan değiştiğini belirtmek isterim .Buna eminim asıl kafamdaki ilk soruya gelirken aitlik olgusu çoğu zaman acıya sebebiyet verdiğini düşünüyom çünkü bunun sebebi fazla bağlılık fazlaca insanlara değer verirken dozundan kararinda derler ya büyüklerimiz yaa sanırım ben o dozu aşanlardanım .Hayatımızın her noktasında acı olaylar yapmaktayız kimi zaman bizim hatalarımız kimi zamanda karşımdaķi insan sesimizi duyuramamaktan kaynaklan bir iletşim sorunu yaşamaktayız .Sanırim anlamadığım şekilde yazımın sınırlarina aşmış bulunmaktayım burdada yaşamımızda düz bir çizgide gitmediği bariz belli onun yaşamızi akişina birakarak daha fazla mutlu olacağını düşünmekteyim .Belki sizler benimle aynı görüste olmayabilirsiniz ama benim kendimce bu kanıya vardım doğru ya da yanlıs tartışilir bence?