Nedime Hanım, o gün ilk defa kocasının gözlerine bakarak yavaşça sormuştu: "Beni kıskanıyorsun, değil mi sevgilim?"
"Ne demek, biliyorum? Ben o kadar öyle erkeklerin başlarını döndürecek kadar güzel değilim. Sen neler söylüyorsun, budala?"
"Bir kere, sen benim için dünyanın en güzel kadınısın. Kadın; her zaman aklıyla, namusuyla, merhametiyle, cesaretiyle güzeldir. Boyayla, ipekle, hele etiyle, cilvesiyle değil."
"İhsan bir gün bana, 'Karıcığım,' dedi. 'Düşüne düşüne bak ne buldum: Meşrutiyet bu memlekete hürriyet getirmiş. Bu, yüzde yüz. Hiç değilse ilk aylarda. Ama bu hürriyeti getirip kime teslim etmiş, bilir misin? Hürriyeti dövüşerek elinden aldığı despotlar takımına. İşte bu sebeple İstanbul'daki hürriyet bayramını düşündükçe artık ağlayasım geliyor.' "
Aklım ermez, Kuvâ-yi Milliye ne demek farkında değilim. Kimi bolşevik diyor, kimi Rus moskofu diyor. Kemal Paşa isminde biri türemiş, türesin bakalım. Doğrusunu ister misin, biz mahpus milleti; buradan bizi kim kurtarırsa, onlardanız. İster Yunan kâfiri olsun, ister Kemal Paşa... Bize kim af verecekse, o yaşasın. Vesselam...