Hayat, birçok anlam barındıran sonu gelmeyecekmiş gibi görünüp, bir avuç toprak sonu olan en büyük karmaşaydı. Zihnimizi kurcalarken bazı gerçekler bize yaşamayı unuttururdu. Unuttuğun yerden başlardı yeni olduğunu sandığın geçmiş tozlu hayatın. Yeni bir hayat yoktu kimse için. Geçmiş zihninin en ücra köşesinde olsa bile asla seni terketmezdi. Penceresini kapatırdın bazen ama şeffaftı işte içerisi gözükürdü her baktığında.
Ayağa kalktım. Öylece beni izliyordu. Kaldırımdan bir taş alıp yanına gittim. "Bak bu taş hep kaldırımdaydı değil mi? " Anlamayan gözlerle bana baktı. Cümleme devam ettim. "Bir yanı gökyüzüne bakıyor. Gökyüzüne en güzel burdan bakılır sanıyordur belki. Gördüğü en güzel manzaranın gökyüzü olduğunu sanıyor." Taşı havaya attım. Sonra denizin içine düştü. "Onu havaya attığımda güzel bir yerdeydi değil mi? Hep gitmek istediği yere, gökyüzüne daha yakın. Ama bu taş deniz nasıl bir yer bilmiyor. Çünkü hep kaldırımdaydı. Denizin varlığından haberi yoktu. Şimdi denizin dibinde hem denizin içinde hem de gökyüzü hala üzerinde. Ama belki artık gökyüzüne bakmak bile istemez çünkü bir kere denizi gördü." Hafifçe gülümsedi. "Şimdi anladım galiba."