İnsanlar ömür denen şeyi ne de uzun sanıyorlar. Hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç ölmeyeceklermiş gibi dolaşıyorlar. Oysa etraflarında o kadar ölüm var ki! O kadar çok ölen var ki etraflarında. Yine de ibret almıyorlar. Ölüm denen mecburiyetin bir gün onlara da geleceğini hiç getirmiyorlar akıllarına. Sanki ölenler hep diğerleri olacakmış zannediyorlar. İnsan ne kadar nisyana meyilli, unutmaya ne kadar da alışık!
“Evlatlarım” dedi. “Bilin ki bu dünya dedikleri bir kuru rüya imiş. Sorsanız ki dün geldim bu âleme derim ben ve bugün göçüp gidiyorum. Bir gün gibi bütün ömrüm... O’na kavuşacağıma şükrediyoru.
Daha açık söyleyeyim çocuklar herkesin bir putu vardır. Ne kadar yok dese de vardır. İşte nefs içimizde var olan bir puthane gibidir.
Kiminin putu şöhrettir mesela, kimin putu, şehvet, kiminin putu paradır, kiminin haset, kiminin putu evladıdır belki ya da hayattır.
Lakin onların içinde bile onlarla değildi. İnsanların arasında ama insanlardan çok uzakta... Ölü müydü, yaşıyor muydu? Belli değildi. Ölü gibi yaşıyordu.
Ben ne çok bağlanmışım bu dünyaya da vazgeçemiyorum! Ne çok makam sevdası düşmüş sineme de elimin tersiyle itemiyorum. Dünya sevgisi nedir ki Allah sevgisinin yanında? İnsanların ne diyeceklerine ne çok takılıp kalmışım ben!