İnsan meleklerin varlığına inanır, her yaptığı işin yazıldığına kani olursa, zerre kadar iyiliğin zayi olmayacağını, kötülüklerin de gözden kaçmadığını bilir. Bu iman, iyiliğin sürdürülmesi konusunda her seviyeden insan için büyük bir itici güçtür.
Konuyu Akseki'den bir alıntı ile tamamlayalım: "Bunun içindir ki, havas ve avamı hayran eden faziletlerin edvar-ı inkişafı (gelişme dönemleri), daima akide ve imanın kuvvetli olduğu zamanlara tesadüf etmiş. Bilakis kalplerde imanın gevşemeye başladığı devirlerde ise kavaidi ahlâkiye (ahlâk kuralları) de tesirini kaybederek rezâîl ve kabâyıh (rezillikler ve kabahatler) cemiyete hükümran olmuştur. Din ile ahlâk arasındaki bu revâbiti kaviye (kuvvetli bağlar) de ispat ediyor ki ahlâk dinden müstefattır (yararlanır). Dine müstenit olmayan ahlâk hakikatte yok demektir."
Şükredebilmek nimetleri, güzel şeyleri, iyilikleri görebilmeyi gerektirir. Bir gençle yan yana namaza durmak, şükür sebebidir. Erguvanların bitip, manolyaların açması şükür sebebidir. Dünyanın bir ucunda bodrum katını mescid yapmış göçmenlerin, sizin için dua ettiğini duymak şükür sebebidir. Cehalete kızmak yerine, bilgiye ulaşmanın mümkün olduğu bir dünyada yaşa dığını bilmek, şükür sebebidir. Şükretmeye dikkat kesilen için şükür sebepleri saymakla bitmez. Günahkârın günahına duyduğu üzüntü bile şükür sebebidir. Hatta medeniyetimiz ve tüm insanlık adına üzüldüğümüz şeyler, sırf onlara uzülebilen bir dikkate ve yüreğe sahip oluşumuz nedeniyle, bir cihetten şükür sebebidir.