“O, fazla alışkanlığı olmayan, ama olanlara da müthiş yoğunlaşan bir adamdı ve ben onun alışkanlıklarından biri olup çıkmıştım. Böyle bakınca kemanından, tütününden, eski piposundan, fihristlerinden farksızdım. Hareketli bir iş çıktığında, bir de sinirlerine güvenebileceği bir arkadaşa ihtiyaç varsa, benim rolüm belliydi. Ama bunun dışında da işe yaradığım şeyler yok değildi. Mesela zihnine bir nevi bileği taşı oluyordum. Onu coşturuyordum. Benim yanımda sesli düşünmeyi seviyordu. Belki de sözleri nadiren bana yönelik oluyordu, öyle zamanlarda benimle değil de tütün kesesiyle konuşsa da olur diye düşünüyordum; ama yine de alışkanlıklarından biriydim ve kimi zamanlar o konuşurken araya girmem yararlı oluyordu. Zihnimin onun kadar hızlı çalışmaması canını sıksa da, bu can sıkıntısı, kıvılcımlar saçan sezgilerinin ve fikirlerinin her zamankinden daha canlı ve zinde alev almasına yol açıyordu. İttifakımızdaki mütevazı rolüm buydu işte.”