“Dostum Sherlock Holmes’un sıra dışı zihinsel özelliklerini sergilediği vakaları seçerken, her zaman, içinde mümkün olduğunca az duygusallık bulunan ve yeteneklerini en iyi şekilde gösteren örneklere yönelmişimdir. Ancak suç dinyasından duyguları söküp atmak ne yazık ki mümkün olmadığı gibi, bir hikâyeci olarak, zaman zaman ya mesele için önem teşkil eden detayları feda edip yanlış bir izlenim uyandırmak zorunda kaldım ya da meseleyi tercihlere değil şansa bırakmak gereğini duydum.”
“Gerçekten acayip, Watson,’ diye ekledi Holmes, defterini kapattıktan sonra, ‘ama bu vakada bir kez daha tanık olduğum üzere ‘acayip’in bir adım ötesi dehşet olabiliyor.”
“Üstüne ölüm kokusu sinmiş eski bir ev, tuhaf ve tekinsiz ev sakinleri, karşımıza çıkabilecek bilinmeyen tehlikeler ve yaptığımız işin kanunlara aykırı olduğu gerçeği hevesimi kırmaya yetiyordu. Ama Holmes’un soğukkanlı mantığında, insanı her türlü maceraya atılmaya iten bir şey vardı. Ancak bu şekilde bir sonuca ulaşılabileceği ortadaydı. Yani sessizce dostumun peşinden gidip kendimi kaderin oyunlarına bırakmaktan başka şansım yoktu.”
“O alışıldığı üzere hiçbir şey söylemedi; ben de alışıldığı üzere soru sormadım. Ava katılmak ve bu istekli beynin dikkatini gereksiz müdahalelerle dağıtmadan naçizane yardımda bulunmak benim için yeterliydi. Nasıl olsa sonunda her şeyi öğrenirdim.”