Halk : "Yalnızlık Allaha mahsustur" der. Felsefe: "İnsan doğuştan medenîdir,
cemiyet içinde yaşamak için yaratılmıştır" der. Hayatta da her gün bunun çeşit
çeşit misallerini görürüz. Geceyarısına doğru yalnız odasına dönen yaşlı bekâr,
evli komşusunun penceresinde ışık görünce garipser; bu pencerenin arkasındaki
mesut aile babasım kıskanmaktan kendini alamaz. Ama mesut aile babası bu
saatte yatağında —başına üşüşmüş bakkal, kasap, kömürcü, terzi hesaplan içinde
— tavada balık gibi bir yandan bir yana döne döne kızarıyormuş, ne çıkar?Bin
tezvirle gelinini evden atmış kaynana, ertesi sabahtan tezi yok yeni bir gelin,
kendine bir canyoldaşı aramağa çıkar.
Bir
yabancı; fakat kimdir, nenin nesidir biliyor muyuz? Sözü geçecek, en umulmadık
bir zamanda kendine el uzatabilecek bir adam olmadığı nereden belli?
Bunu söylerken kesik kesik gülüyordu; fakat ne acı ve sinirli bir gülüş!
Bu başlangıç, bana uzunca bir dert dinleyeceğimi zannettirmişti. Öyle olmadı.
Hakikî bedbahtlar, hakikî fakirlere benzerler; sefaletlerini birdenbire açığa
vurmaktan utanç duyarlar.
Bir yük hayvanı yük
yönünden ancak bu kadar bahtiyar olabilirdi...
Günümüzde bilgiyi ve hikmeti sadece yüklenen onları bünyesine katmayanların hali de tam olarak bu değil midir?
Evet, bu uçsuz bucaksız yolda ne kadar ilerleseniz dönüp dolaşıp hep aynı yere
varacaksınız. Bu benzerlik, bana bir yandan can sıkıntısına, ye’se benzeyen bir
yürek üzüntüsü verir. Fakat, bir yandan da bu toprağın hiç bir köşesinde garip
kalmayacak, her gittiği yerde kendini hemen açılan ve ısınan bir kardeş
kucağında bulacağından emin bir insan ferahlığı...