• 352 syf.
    ·2 günde
    Fransız yazar Georges Perec'in, içinde tek bir ''e'' harfi olmadan yazdığı ve Türkçeye Cemal Yardımcı tarafından çevirisi yapılıp, Ayrıntı yayınlarından çıkan kitabı. Yazarın kaybolmasına göz yumduğu ''e'' harfinin, Fransız işbirlikçiler tarafından Nazilere verilen ve toplama kampında ölen annesini simgelediği söyleniyor ve Perec aslında kitapta, “e” harfini kullanmayarak, ailesinin kamplarda "kayboluşuna" yani yok oluşuna göndermede bulunur. “e” harfinin Fransızca okunuşu "ö"dür. Şahıs zamiri olan ve "onlar" anlamına gelen "eux" de "ö" şeklinde okunur. Kitabın "onlar" yani ailesi ve "e" olmadan yazılması yani "sans eux/e" (onlar olmadan) anlamına gelir ki bu mükemmel bir detaydır. İddialara göre, Perec açıklayana kadar, hiç bir eleştirmen kitabın “e” harfi olmadan yazıldığını fark etmemiş. Kitabın Fransızca baskısında bir teknik hata nedeniyle içine, birden fazla “e” harfinin sızdığını, Türkçe ilk baskıda da bu tür bir hatanın olduğunu kitabın çevirmeni Cemal Yardımcı da Yenişafak gazetesinin kitap eki 3. sayısındaki röportajında itiraf etmişti.

    Kitabın aslı 25 bölümden oluşup sadece “e” harfini temsil eden beşinci bölüm olmamasına rağmen, kitabı Türkçeye çeviren Cemal Yardımcı, kitapta olmayan dört bölüm daha eklemiş ve bölüm sayısını 29’ a çıkarmıştır. Bir dönem Celal Üster de Radikal kitap ekinde bu kitaba eklenen dört bölümden bahsetmişti. Bu bölümlerin bazılarında, Fuzuli’den, Baki'den, Yahya Kemal'den vs. bahsedilmiş. Yani bir nevi "yarı yazarlık" yapmış çevirmen, kitabı bir noktada kendi yapıtına çevirmiş. Bunun doğru olmadığı kanısındayım. Kitabın özüne sadık kalınmalıydı diye düşünüyorum. Hatta bir kaynaktan okuduğuma göre bu kitap için çevirmenler bir araya gelip çeviri "nasıl yapılmalı?" diyerekten çeviriye dair bir takım ilkeler belirlenmesi konusunda görüş bildirmişler. Cemal Yardımcı da, kitaba eklediği bu dört bölümü neden eklediği konusunu da şöyle izah etmiş; Fransız alfabesinde 5. harf olan “e” harfini temsil eden 5. bölümün kitabın orjinal versiyonunda olmaması, buna bağlı olarak Türk alfabesinin 6. harfi olan “e” harfini temsil eden 6. bölümün de Türkçe versiyonda bulunmaması gerekliliğini göstermiştir. Diğer yazılan/eklenen bölümler ise kitabı 29 bölüme çıkarma gerekliliğindendir. Yani bu kitabın orjinal versiyonunda her bölüm bir harfe denk gelmektedir, eklemeler bu orjinalliği Türkçe çeviriye de taşımak içindir.

    Kitap ile ilgili verdiğim bu bilgilerden sonra kitabın kendisine dönersek, "E" sesinin eksikliğine rağmen yapıt dil oyunları, çağrışımları, kurgusu, hayal gücü ve mizah duygusuyla mucize mertebesine ulaşmış diyebilirim. Okurken anlatım içinde kaybolduğunuz hissine kapılabilirsiniz.

    Son olarak kitaptan bir alıntıyla bitirmek istiyorum; “Bu muamma yutacak bizi. Kim ki yorulmadan uzağa, daha uzağa koşmaya gönüllüdür ancak onu kurtarabiliriz.”
  • ''...Güzel kadınları hayal gücü olmayan erkeklere bırakın..''
  • Uzun uzun burnumu çektim.
    "Önemi yok, onu öldüreceğim!"
    "Ne diyorsun sen küçük; babanı mı öldüreceksin?"
    "Evet yapacağım bunu. Başladım bile. Öldürmek, Buck Jones'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bi gün büsbütün ölecek."
    "Bu küçücük kafada ne büyük bir hayal gücü!"
    José Mauro de Vasconcelos
    Sayfa 159 - Can Yayınları
  • 446 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Onun kalemi kesinlikle büyüleyici. Basit bir aşk hikayesini bile güzel bir romana çevirdi. Sonunu tahmin etmek çok zor olmuyor kitaplarında.Umarım en azından ilerleyen süreçlerde muhteşem kaleminin aynı güzellikteki hayal gücü ile süsler.
  • 336 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    "Seni seviyorum. Seni bekleyeceğim. Geri dön."

    Hikayeler yazmaya bayılan ve hayal gücü çok geniş olan, 13 yaşındaki Briony, bir gün ablası Cecilia ve evin çalışanının oğlu Robbie arasında yaşanan bir olaya şahit olur. Gördüklerini kendi hayal dünyasında bambaşka yorumlayan Briony, üçünün hayatını da geri dönüşü olmayacak bir şekilde paramparça edecek bir suç işler.

    Briony'nin yaptığı hata, bu hatanın ömür boyu sürecek etkisi, vicdan azabı, pişmanlık, ayrılık, kendini affedemeyen birinin affedilme isteği ve ödenmesi mümkün olmayan bir kefaret.

    Kefaret, inanılmaz güzel bir kitaptı. Yapılan tek bir yanlışın, insanlar üzerindeki etkisini, bu üçlünün bakış açısıyla o kadar güzel anlatmış ki yazar... Karakterlerin bu olaydan sonra yaşadıklarını ayrı ayrı anlatan ve 2. dünya savaşından da izler taşıyan bu kitap, beni inanılmaz etkiledi. Özellikle kitabın sonu o kadar inanılmazdı ki o son üç sayfayı 4-5 kere okudum.

    Yazarın kaleminin yetkinliği, tüm karakterlerin hislerini okuyucuya bu kadar başarılı geçirebilmesi muhteşemdi. Olayları bu kadar sakin ama bu kadar etkileyici anlatabilmek hayran olunası bir durum. Yazar, bu yazım tarzıyla çok güzel bir kitap çıkarmış ortaya. Çok ama çok severek okudum. Mutlaka okumanızı öneriyorum.
  • İnsanların hiç hayal gücü yok. Yalnızca kendilerine söylenenleri tekrarlıyorlar.
  • 208 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Onu sevmem, bunu yapmam, nefret ederim, şu zamana ölürüm, ... zaten hep öyledir, biliyorum çünkü hep bilirim......

    Bu ve bunun gibi daha nice nice cümle kalıplarından oluşan, akıcı ama akmayan bir kitap. Bu yüzden hayal kırıklığı yaşattı benim penceremden.

    17 yaşındaki Holden'ın dünyaya bakışını anlatırken ben az biraz ergenlikte olur böyle şeyler mesajını aldım, katılamadım ama aldığım bu mesaja. Holden'ın serkeş hallerini okurken bizde buna benzer bir kitap vardı, neydi neydi diye söylendim durdum. Sonunda Evraka!!!

    Islıkla Çağrılan Ergen Kadir'in dünyaya bakışı ile baya bir yerden yere vurulmuştuk. Emine Batar'ın 4 yılda yazdığı, her bir kelimenin hayatımıza dokunduğu, kendi içinde tutarlı ve bize bir ergenlik dönemine hangi pencereden bakacağımız konusunda da farkındalık oluşturan bir roman.

    Birbirlerine tematik olarak çok benziyor bu iki kitap. Ama Kadir'in hayatında etkinlendiğim halde Holden'ı gözümde hiçbir yere taşımayan şey aslında ergenlik dönemi gelişim özelliklerinin tüm olumsuz yanlarını üstünde taşıyor olması. Egosantrik bakış açısıyla dünyaya bakarken bir anda karşılaştığı rahibeler için içinde fedakarlık ırmakları akması, samimiyeti; bir tarafta nefret ettiği arkadaşına yapışması halinde, aslında uyumlu olduklarını anladığımız arkadaşını hiç aramaması. Bunu canının istememesi :D
    Tutarsızlıkla ilerleyen bölümlerin neresinde ne olacak derken bitiyor Holden'ın yürüyüşleri :D
    Mutlu kelimesinin 2 yerde geçtiği, buna karşılık lanet olsun kelime grubunun her sayfada gözümüze çarptığını da belirteyim.

    Üstüne seni neydi bu kadar ünlü yapan diye biraz interneti karıştırınca, beni kendine çekemeyen Holden, John Lenon katilinin idolüymüş, onu öğreniyorum. En yasaklı, en popüler, en çok sansürlenen kitaplar listelerinde iyi sıralar elde edilen kitap da anladığım kadarıyla işte o Holden'ın bana işlemeyen ruhu.


    Ben, kendimce daha iyi bir 17 yaş kafası,
    dünyayı daha iyi yorumlayabilecek muhakeme gücü ve içindeki egosantrik bakışı kendi özüne döndürebilen, kendini keşfetme sürecini başlatan bir gençlik diliyorum.

    Yoksa,
    Her şeyi ben bilirim diyenler,
    Bananeciler kadar çoğalmış sananeciler
    Canım istemiyor yapmam, canım istedi üzebilirim, vurabilirim, keyifciğim diyenler
    Ve
    Dünyadan banane ben mi kurtarıcam diyen, tahammülü bitik, sorumluluklarına sırt çevirmiş, "mış" gibi yaşayan vitrin insanlarının sayısı katlanarak artıyor.

    İçinizdeki Holden'dan kurtulun ;)

    Daha iyi kitaplarla, keyifle...