• 266 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Yıllar öncesinden böyle bir dünya yaratmak ve hala geçerliliğini koruması müthiş bir hayal gücüne sahip olduğunu gösteriyor yazarın.

    Daha önce 1984'ü okumuş biri olarak ayrı bir kitap olarak düşünemedim. Tabii ki ayrı yazım, ayrı teknik fakat anlamlar bakımından bütünlüğe sahip.

    Tasarlanabilir bebeklerin ileriki yıllarda yapılabileceği gündemde, bu yüzden şimdiye ve ileriki yıllara hitap eden bir konuya sahip. Son elli yılda DNA üzerindeki buluşlarla onu değiştirebilmenin mümkün hale gelmesi söz konusuyken yazılanlara ne kadar yaklaştığımız ürpertici.

    Günümüz teknolojisi bebeklerin dünyaya gelmeden daha sağlıklı, güçlü, yetenekli, iyi özelliklere sahip tasarlama bilgisine ulaşmış durumda. Belki de bizim bilgimiz dahilinde olmadan yapılıyordur bile, Çin ve ABD bu konularda gücü elinde tutmak adına rekabet halindeler.

    Sadece mutlu bir yaşam üzerine kurulu, aile, anne, hamilelik gibi kavramların ayıp sayıldığı, mutsuz olunduğunda soma adı verilen ilaçlarla mutlu olunan, keyif üzerine kurulmuş bir Cesur Yeni Dünya. İnsanlar fabrikadan çıkmış bir ürün gibi. Hatta buna seri üretim bandını bulan Henry Ford'a ithafen Tanrı yerine Fordumuz diye atıfta bulunuluyor.

    İnsanların aile kavramı olmadan, mutsuzluğu bile tercih edememesi (çünkü bunu yapanlar da garip karşılanıp dışlanıyorlar), robot gibi bir yaşam sürdüğü bir hayat ne kadar yaşanabilir bir yer olur?

    Yaşadığımız hayat ne kadar stresli olursa olsun en değerli kavramlardan, aileden, düşünmekten uzak bir dünya hiç cazip gelmiyor.

    Orwell ve Huxley' in gelecek hakkında bu kadar isabetli yazmaları tüyler ürpertici. Her yerde izleniyoruz, davranışlarımızı buna göre şekillendiriyoruz, teknoloji anlamında bütün bilgilerimiz, paylaştıklarımız kayıt altında. Böyle bir durumda yaşarken davranışlarımızın ne kadarını kendimiz yönlendiriyoruz?

    Kitap ile birebir olmasa da benzer bir zamandan geçiyoruz ve gelecek de bu yönde. Umarım davranışlarımızda ve düşüncelerimizde özgün kalmayı başarırız.
  • 266 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    Bir insan neden hayal gücünü kullanarak başka bir düzen tasarlamaya çalışır? İşte kitabı bitirdiğimde aklımda kalan geniş bir soru işareti.
    Neden?
    Galiba bu soruya cevap bulmak için hayalin kafada tasarladığı zamana yolculuk etmek lazım. Yoksa salt öznel düşüncelerimizle yükün altında kalmamız kaçınılmaz. O hayal gücü dönemlerine; Platon’a, Campanella’ya, Orwell’e ve Huxley’e o düşünsel hayallere yolculuk etmek lazım. Konu itibariyle diğer düşünsel hayalleri ya da oluşabilecek dehşetleri bir kenara bırakarak konumuza Huxley ve distopyasına dönmemiz gerek.
    1932 senesinde basılan bu eser neyden ve niçin şikayetçi idi ki tasarı fantastik boyutlara ulaştı.
    Dönemin toplumsal ve politik değişimlerine teknolojik gelişme de eklenince; memnuniyetsizlik, derinleşen krizler ve bireyin durumdan hoşnutsuzluğu yeni düşünceler, yeni fikirler ve yeni hayal güçlerini de beraberinde su yüzeyine çıkarttı.
    Enkaz bırakan bir dünya savaşı, savaş sonrası dayatılan sert antlaşmalar ve beraberinde çıkan totaliter rejimler(Hitler, Mussolini vb.), yeni savaşların kaçınılmaz oluşu, Sovyetler’in büyümesi. Ve bunlara bağlı olarak patlak veren ekonomik krizler(wall street), işsizlik ve bireyin karamsar umutsuzluğu. Bütün bu ve bu gibi sosyal, ekonomik ve politik düzenlerin altüst oluşları bireyleri buhranlı bir düşüncelere de sevk etmiştir. Durumdan hoşnutsuzluk düşüncelerde ve hayal güçlerinde istenilen ama olmayan yer olan ütopyaların, gelecekten umutsuzluk distopyaların ortaya çıkmasına gebe olur. Aldous Huxley de o insanlardan biriydi. Londra merkezli bir totaliter ama 1984 e göre daha esnek olan Dünya Devletini tasarladı. Cesur Yeni Dünya....
    Biyoloji ve psikolojinin üstün teknoloji ile harmanlaştığı bir dünya düzeni. Salt uyuyan bir toplumun sahte, farkında olmayan mutluluğu. Anne-baba ve aile gibi bağlılık ve aidiyet taşıyan kavramların ayıp kötü ve müstehcem olarak görüldüğü, duyguların olmadığı; sadece robotik tarzda geçen ömürler. Soma adı verilen ve devlet tarafından her gün düzenli olarak verilen uyuşturucu hapları alarak yaşayan bir uyur gezer toplum. Teknolojik kuluçkalandırma yöntemleriyle normal Doğumun yasak olduğu hatta mide bulandırıcı olarak gördüğü bu doğumlara alternatif üreme fabrikaları oluşmuş bir dehşet.
    Hissiz bir evren.
    Sınıfsal ayrımın daha kuluçka da belirlendiğini, hangi döllenmenin işçi hangisinin memur ya da üst sınıf(yönetici) olacağını belirlenmiştir. Kuluçkadan sonra bebeklikten belli bir yaşa kadar hipnopedya(psikanalizde ismi hipnoz) uykuda öğrenme diğer ismi, mütemadiyen insanlara duygusuzluğu, itaatkarlığı, sosyal sınıfına uygun bir şekilde hizmet edeceği aşılanır. Konumlara göre Alfa, Deta, Epsilons olarak adlandırılmıştır. Hatta bukonovskileştirme adını verdikleri aynı döllenmiş yumurtadan onlarca yüzlerce aynı tip insanlar. Vahşet!!
    Herkesin herkes için olduğu bu cinsel komünalda his, duygu ve sevgi gibi doğal durumlar şartlandırma yöntemleriyle engellenmiştir. Pavlov’un klasik koşullanmasını teknoloji ile birleştirerek hissiz bir toplum yaratılmış. Denetçi bir Yönetici olan Mustafa Mond şu şekilde belirtir eserde; birey hissederse toplum zedelenir.
    Din ve Tanrı gibi kavramların olmadığı bu uygarlıkta yerlerine Ford(Henry Ford) ve tüketici bağımlılık hatta psikolojik itaatkarlık olan efsane T modeli almıştır. Ford Aşkına!!!!
    Herkesin mutlu, sağlıklı, huzurlu olduğu, düşünmenin gerek duyulmadığı, dayatılmış dünya hapishanesi olan, özgürlüğün gerek duyulmadığı, Hayal Güçünün medeni ve uygar insanı.....

    Ve Vahşi John’un diyarı, Ayrıkbölge(MALPAİS). Yukarıda anlattığımız uygarlık ile duvarla ayrılan bir ilkel kabile üyesi. Uygarlıkta yasaklanan, istenilmeyen; aidiyet, bağlılık, aile ve sevgi gibi bağların diyarı. Ama aynı zamanda hastalıkların, çöplüklerin diyarı( uygarlıkla karşılaşma).
    John gayrimeşru olduğunda kabileden dışlanıyor, azarlanıyor ve şiddet görüyor bazen. Ama uygarlıkta olmayan, yasaklanan bir insanla büyüyor. SHAKESPEARE İLE.
    Shakespeare’i içselleştirmiş bir şekilde yaşamının merkezine koyuyor. Dışlanma nedeniyle Lenina ve Bernard’ın katkılarıyla uygar dünyaya annesi ile beraber getiriliyor. İlk izlenimi şu oluyor: Ne harika, ah ne güzel yaratıklar var burada, insanoğlu ne de hoşmuş, ah cesur yeni dünya.(Shakespeare den alıntı yapıyor)

    İşte Vahşi nin ilk izlenimleri göz kamaştırıcı bulması ve muhteşem olarak tasvir etmesi ama????
    Ama zamanla medeniyeti iğrenç bulması, özgürlükten yoksun bulması, hislerin olmaması ve sevgisiz robot insanlardan iğrenmesine neden olur.
    Geri dönecek şansı yok ve dünya devleti ile yaşamasını istememesi. Sonuç inziva hayatı kırbaçlarla kendini terbiye etmesi nefsine hakim olması ve pişmanlıklar pişmanlıklar...........

    Hayal gücüne neden olanlar ve hayal gücünü oluşturanlar böyle ama alternatif ve seçim nasıl olmalı??

    Sahte düşüncesiz mutluluk mu?
    Acı farkındalık özgürlüğü mü?

    Yoksa üçüncü yol mu?

    Düşündürücü ve tartışmaya açık ama yazarın öngörüsü fantastik olsa da al işte gelecek böyle dehşet olabilir diyor.

    Sonsöz Freud dan: uygarlığın bedeli nevrozdur.
  • 274 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitap için öyle edebi yorumlar yada tenkit içeren cümleler yazmayacağım.
    Belki hatası vardır, belki yanlışı olan yerleri vardır ama bu kitabın filmleri ile büyüyen şanslı nesildim ben.
    Bu sebepten kötü birşey varsa bile gözüme gözükmedi.
    Kitap beni içine aldı, etkiledi demek o kadar basit kalır ki.
    Kitap beni içine resmen hapsetti. Dursleylerin evindeki o merdiven altında geçen zamanlar, Diagon Yolunda yapılan o efsanevi alışveriş, harika bir hayal gücü ile tasarlanmış Hogwarts ile tanışmak, Altın 3'lünün kıskanılan dostluğu ve daha bir sürü bir sürü büyülü şey.
    Rowlinge bu dünya ile bizi tanıştırdığı için çok teşekkür etmek gerek.
  • Delikanlı, kaslı vücudunun altında tir tir titreyen bir hassasiyet kütlesiydi. Dış dünyadan gelen en ufak bir etki, bilincini, düşüncelerini, anlayışını ve hislerini zıplatıyor, alev gibi yalayıp geçiyordu onu. Fazlasıyla açık olduğu dış etkilere son derece duyarlıydı, üstün ve coşkun hayal gücü sürekli benzerlik ve farklılık ilişkileri kurmakla meşguldü. Hayatı boyunca kendisine “Eden”, “Martin Eden” veya sadece “Martin” diye seslenilen genci bu denli heyecanlandıran, “Bay Eden” sözüydü. Hele de o “Bay!”
  • 175 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Aslında kitabın içinde alıntı yapılacak, altı çizilecek bir sürü düşünce, bir sürü söz vardı. Lâkin roman beni kendine o kadar bağladı ki o içime dokunan kısımları alıp yazmak aklıma gelmedi bile.

    Zavallı Werthel' imizin hikayesini okuyacaksanız zaten az çok konuyu biliyorsunuzdur. Ön bilgi vermeden konuya ve Werthel'in karakterine değinecek olursam eğer; bu mektup/roman olan kitap Werthel' in bir arkadaşına yazdıklarından oluşuyor. Kent hayatından kaçan, kendini doğaya veren dostumuzun aşkı ve mutluluğu en doruklarda yaşayıp oradan keder ve acının en diplerine kadar vardığı bir yolculuğu okuyoruz aslında.
    Welther' in gözünden ilk başta her şey o kadae kutsal ki... Doğa, lotte, ıhlamur ağaçları... ama ne zaman dostumuzun bu muhteşem hayal gücü kendi hayatını cehenneme çevirdiğinde işte o zaman bu kadar muhteşem şeyleri ne kadar kötü görebileceğini de anlıyoruz.

    Devrik cümlelerim ve birbirinden alakasız sıralanmış kelimlerim için kusura bakmayın. Weltherin o romantik dünyasından çıkar çıkmaz yazıyorum bu incelemeyi. Hala biraz buruk bir haldeyim.

    İşin özü bu romantik ve duygusal Alman başyapıtını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
  • Gizem şudur: Hayal gücü günlük hayattan ilham alsa da, biz kaynaklarımızdan ötesini görebilir, ancak zihinde var olan şeyleri tahayyül edebiliriz. Bir eksiklik fark eder ve bunu tamamlayabiliriz; çevremizi saran duvarlardaki çatlaklar bir ışık kaynağı haline gelir. Böylece paspas Swiffer’a dönüşür, Tin Pan Alley Bob Dylan'ı doğurur ve beylik bir tragedya Hamlet olur. Her yaratıcı hikâye bir yönüyle farklı, bir yönüyle de aynıdır. Hiçbir şey yoktu. Şimdi bir şey var. Adeta sihir gibi.
  • Yaratıcılık o kadar kolay olsaydı, Picasso bu kadar meşhur olmazdı.