• Russel .... şöyle demişti.
    "...İnsan bu güneş sisteminin sınırsız ölüm denizinde yok olmaya mahkum olduğunu idrak edebilecek bir öngörüye artık sahip değil
    ve
    insan yapısı başarı tapınağının, bir gün kaçınılmaz olarak evrenin yıkıntıları altında kalacağını göremez halde. "
  • Ama ne yazık ki hayat böyle akmıyor ve insanlar da romanları taklit etmiyor.
  • "Demek ki aradığım buymuş, buymuş istediğim. Yüreğimin içinde nasıl da hissettim bulduğum şeyleri: Huzur, uyku,
    ölüm, zaman! Hem oradaydım, hem burada; hem huzurun içinde hem de kanlı bir savaşın, hem hortlaksı bir uykusuzluğun hem sonu olmayan uykunun, bitmeyecek gecenin
    ve hızla akan zamanın."
  • “Doğa,sadece tek bir şeyden anlar,o da şimdidir.Şimdi,şimdi,ebedi şimdi,iri,kocaman,muazzam bir dalga gibi-devasa,parlak ve güzel,hayat ve ölüm dolu,gökyüzüne tırmanan,denizlerde yükselen.Gerçekliğe ayak uydurmalısın,şimdi-ve-burada’ya,zafere-“
    .
    Gündelik sıkıntıların birey üzerindeki baskılarından bahsediyor Bellow. Aklınızdaki şeylerin pratikte hiç de planladığınız gibi gitmediğini,aksiliklerin bir köşede pusu kurup beklediğini Tommy Wilhelm karakteri üzerinden anlatıyor.Önce aktör olmak isteyen,ardından girdiği iş de yükselmeyi beklerken işten ayrılan,eşi ve çocuklarını bırakan,babasının başarısının gölgesinde kalmaktan yorulan..Beklentilerin gereksizliği ve hayatın tüm olasılıkları taşıdığına ilişkin sade bir eser..Özellikle Dr. Temkin karakterinin hastalarına ilişkin uydurma mı gerçek mi olduğu bilinmeyen hikayeleri çok hoştu..
    .
  • Hayat ile ölüm iki ucundan ateşe verilmiş bir ip gibi karşıt yönlerden yola çıkarlar ve karşılaştıkları yerde macera sona erer. Seyretmek suça ortak olmaktır ama işlemekten daha kolay bağışlanır.
  • Leon uris'in İnkılap Kitabevi'nden 1985 tarihinde çıkan kitabı 'HACI' Filistinli Arap bir ailenin hayatını anlatmakla başlayıp, kısa bir ortadoğu tarihini de içinde barındıran tarihi roman. Hikaye 1922 yılında genç İbrahim'in babasının ölüm döşeğinde son nefesini verirken, babasının ona mücevver kakmalı bir hançer verip, onu kendisinin devamı olarak seçmesiyle başlar. Kudüs'ün yakınlarında Ayalon vadisinde bulunan Tabah köyünde geçen bir hikaye. Buradan hareketle köy yaşamı, Arap kültürü, yaşamı, aşiret hayatı gibi konular işlenirken, bir anda köyün yakınına yerleşmeye başlayan yabancıların varlığıyla sükunet içinde yaşamlarını sürdürdükleri köylerinde yabancılarla tanışmak ve mücadeleye girişmek yeni bir şey olur. Çünkü yabancılar hiç de kovulacak kadar basit insanlar olmadıklarını yaşayarak şahit olmaları yanında ve zaman içinde
    o yabancıların topraklarını genişletme çabaları ve çölü imece usulüyle bir bir vahaya çevirmelerini de adım adım takip edeceğiz. Peki kim bu yabancılar?

    İbrahim, Tabah köyünün muhtarı ama o da birilerin adamı. Aşiret, güç onda ama o da bir yer kadar. Gideon Asch, bir Arap gibi Arapça bilen, Arap kabileler içinde uzun yıllar yaşayan, İngiliz ordusunda görevli bir asker ve bu bölgeye yerleşen Yahudilerin yani yabancıların koruyucusu.

    Yahudilerin zor şartlar altında yaşamları ve bir yurt kurma sevdasıyla çektikleri çile ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Kitap anlatıcının gözünden Yahudi olmayan tüm unsurların hepsinin kötü. Yani Osmanlı, İngiliz, Fransız, Araplar hep kötü, bu coğrafyaya ihanet eden, birşey yapmayan, sadece kendi
    çıkarlarını düşünen kişiler olurken, Yahudiler bu coğrafyaya sahip olması gereken, çünkü bu çöl ve bataklık araziyi inşa eden çevik, çalışkan insnalar olarak tasvir edilir.

    «Bir konuda yanılıyorsun. Yahudiler buraya aittir. Biz sizinle aynı babanın çocuklarıyız. Hazreti İbrahim’in soyundanız. Babamızın evinde bize de biraz yer olmalı. Tek istediğimiz küçük bir oda.» (s69)

    Çok etkileyici bir cümle. Gerçekten de bu toprakların sahibi kim? Filistinliler mi yoksa Yahudiler mi?

    Yazarın kendisinin de bir Yahudi olması dolaysıyla bazı yerlerde anlatıcının dışına çıkıp, kendi düşüncelerini de aktardığını görüyoruz. Yani kitabın yazarı, yazarlıktan çıkıp anlatıcı olmuş bazı yerlerde. Belki anlatıcı bu kadar öznel düşünmeye bilirdi?

    O zaman şu soru insanın aklına takılıyor. Bir yazar kimliğini açık etmeden ne kadar nesnel davranabilir ya da davranabilir mi?

    Romanı okurken araya serpiştirilen tarihi bilgiler insanı daha da araştırma, daha da derine inmesine yol açıyor. Bu kitabın içinde de daha ayrıntılı ve daha derine inilmesi gereken kişi, yer, zaman mefhumları da var. Ama okura bazen sıkıcı da gelebilir.

    Roman içinde öyle süslü, ağdalı kelime, tasvirler yok. Bize yakın bir coğrafyada yaşananlar sade bir şekilde anlatılmış.

    İlerleyen bölümlerde İsmail'in yani oğulun gözleriyle anlatım devreye girer. Bir çocuğun gözünden 2.Dünya Savaşı öncesi ve sonrası durumu kendi duydukları, dinledikleri ve anlayabildikleri kadar anlatımı ile savaş yıllarına dönüşlere tanıklık edip, Arap dünyası içinde bir nüve gibi duran
    bir aşiret yaşamını içinde bulunan kadınların yaşamını, töreleri, evlilik, sosyal hayat, tarım, hayvancılık, ikili ilşkiler, dini bilgiler
    anlatılır.

    Leon Uris, HACI adlı romanında Ortadoğu'nun 1.Dünya Savaşından İsrail Devleti'nin kuruluşunun ilk yıllarına kadar geçen zaman içinde yaşanan trajik olayları destansı bir hikaye olarak anlatıyor.

    Tarihi roman içinde, tarihin içinden tekrar bizler için kitap sayfalarına gelen insanların mücadelelerine tanıklık ediyoruz. Arapların-Yahudilerle; Arapların-Araplarla yaptıkları çatışma ne tesadüf ya da tarihin tekrarı gibi aynen bu zaman dilimi içinde de devam etmekte.

    Ortadoğu coğrafyasında suni sınırlar yüzünden geniş halk kitlelerinin karşılaştıkları zorlukları okuyoruz. paranın her kapıyı açtığı bazen inancın paradan da üstün olduğu durumu da görüyoruz.

    Bir kişi yani HACI İbrahim'in gençliğinden yaşlılığına kadar geçen sürede yaşanan değişimlere de tanıklık ediyoruz. Filistin bölgesinde yaşayan Arap bir aşiret reisinin geçmişi, bugünü ve yarını için yaptığı mücadeleyi okuyoruz. Geleneklerin ağır bastığı bir Ortadoğu coğrafyasında yaşanan olumsuzlukları görüyoruz. Dünden bugüne Ortadoğu'da çok fazla şeyin değişmediğini de görüyoruz.

    HACI İbrahim, Filistinli bir Arap, geleneksel yapıyı korumayı amaçlayan ama elinden çok da fazla bir şey gelmediğin de farkında bir karakter.

    Oğul İsmail, geleneksel yapıda babadan sonra gelen kişiyi temsil ediyor.

    Araplar: Kendi aralarında yüzlerce parçaya bölünmüş, birlik düşüncesinin sadece kağıt üzerinde (o birlikleri de hangi devletlerin kurduğu malum) olduğu, parayla herşeyin satın alınabileceğini coğrafyada zenginlerin zenginliklerini, fakirlerin ise orda ölmeye veya sürgünde ölmeye mahkum edildiği bir yer ve onun çok kısa hikayesi. Ürdün gibi yapay devletlerin kendi öz çocuğuna (yani Filistinlilere ) sahip çıkmadığı,
    sahipsiz anasız-babasız, yersiz-yurtsuz bir yapının içinden sesleniyor.

    Yahudiler: En kararlı, en istikrarlı en bilinçli toplum. Şu denilebilir: Yazardan kaynaklı bir yazarın taraf tutması var. Doğrudur. Var. Ama şu da unutulmasın ki yazar bazen taraf tutsada çoğu zaman ayna tutmuş. Niçin Araplar birlik olamadığının cevabı kitabın içinde yazıyor aynı şekilde
    Yahudi yerleşimciler o toprakları da oradan bulunan Filistinlilerden aldıkları malum.

    1.Dünya Savaşından İsrail Devleti'nin kuruluşu ve Arap-İsrail savaşlarının başlangıcına kadar dönemde meydana gelen olayları Filistinli baba ve oğuldan hareketle çalkantılı dönemi anlatmaya çalışan uzun bir hikaye okunacak.

    2 ana karakter yani baba ve oğulun gözünden bu coğrafyanın bitmez kara yazısını okuyoruz. Ama araya giren ve romana derinlik, akıcılık kazandıran karakter ve unsurlar da yok değil. Ama kahraman yok. Kadınlarda genel de geleneksel kültürün aynası olarak silik.

    Notlar: Kitabı kendime okuduğum için acelem yoktu yani bir yerlere bir şeyler yetiştirmiyordum. O yüzden bu kitabı çok dinlendirdim zaten dinlendirmeden de olmuyor çünkü bazı kısımları çok ayrıntılı olduğundan ve mecburiyetim de olmadığı için yavaş yavaş sindire sindire okudum ama uzun sürdü.

    + Tarihi roman sevenlere tavsiye ederim. (Eğer bu kitap bir şekilde sayfa sayısı azaltılıp tekrar basılsa güzel bir şeye hizmet etmiş olurlar.)
    + Bu kitabı 6/Mart/2018 - 22/Ağustos/2018 tarihleri arasında okuyup, yazısının ve siteye eklenmesi ise 19/Kasım/2018 tarihinde gerçekleşmiştir.
    + Kitabı ancak sahaflarda bulabilirsiniz.
  • Oğuz (Yaş 14) : Orgazm ne demek anne?
    Annem : Çok ayıp. Nerden duydun o kelimeyi? İleride öğrenirsin.
    Oğuz (Yaş 24) : Yaşasın Orgazm!

    "Kişinin eşini daha iyi tanıyabilmek için evlenmeden önce hayatını geçireceği kişiyi çıplak görme izni vardır."
    Ütopya / Thomas More

    Eşlerinizi iyi tanıdığınızı düşünüyor musunuz? Eşlerinizin nelerden hoşlandığını ya da şu an bu yazıyı okuyan istisnasız olarak herkesin annesinin ve babasının orgazm adındaki ötekileştirilmeye çalışılan, konuşulmasından korkulan, çekinilen duyguyu yaşayarak o kişiyi dünyaya getirdiğini biliyor musunuz? Muhtemelen biliyorsunuz, çünkü lise derslerinizde bu bilgi size teorik olarak sadece bir ders saatinde gösterildi. Fakat bu muazzam ve eşsiz duyguyu sırf toplum tarafından eleştirilirim, kötü görülürüm diye konuşmaktan çekiniyorsunuz. Üstüne çocuklarınızın da merak duyduğu bu tür sorulara doğru dürüst cevap veremiyorsunuz.

    Şu an bu yazıyı okuyan bir anne, bir baba ya da herhangi bir insan olabilir. Orgazm, eşlerin birbirlerinin vücutlarını ve aslında bir bakıma evliliklerinin sürecini tanıma aşamaları için olmazsa olmaz bir basamaktır. Bir doyumdur. Eşlerin ömür boyu birbirlerinin bağlılığı için attıkları bir imzadır. Bu vücut ve hoşlanılan zevklerin tanınma basamağı geçilmeden orgazmın da sadece vajinal seksten ibaret olarak düşünülme yanılgısı çok normal ve yaygındır. Böyle duygusuz kişilerin orgazmı salt geçici bir zevk malzemesi olarak düşünmesine şaşırmamak gerek. G noktası diye anılan Gräfenberg noktası, klitoris, klitoris şaftı, üretra, vulva, iç dudak ve dış dudak gibi tanımları öğrenip, ilişkileri duygusuzlaştırmaya ve kusursuzlaştırmaya çalışan bir porno endüstrisine rağmen uğruna bir hayat adanacak eşin de istekleri göz önünde bulundurularak bir ilişki nasıl yakınlaşma, tensellik, şefkat, sarılma ya da duygusal bağ gibi temellerden inşa edilebilir?

    Kitap her ne kadar kapağında "Kadınlar İçin Sıradışı Bir Rehber" olsa da ben kadınlardan çok ülkemizin erkeklerinin okuması gerektiğini düşünüyorum. Zira ülkemizde her zaman var olan cinsel açlık, bir erkeğin yanından geçen herhangi bir giyim tarzındaki kadını bir seks objesi olarak görmesi, tecavüzlere ve kadın ölümlerine gereken cezaların verilmemesi gibi düşünceler hastalıklı düşüncelerdir. Düzmek, becermek, koymak, kaymak, basmak, yaslamak, pompalamak, kaçak et kesmek vs. gibi bir sözcük dağarcığı çeşitliliği yeteneğinin, küfürlerin kadın organı ve anneler üzerinden gerçekleştiği bir ülkede olmasına şaşırmamak gerek.

    Halil Cibran'ın söylediği söz ülkemin bütün cinsel açlarına gelsin! :
    "Senin fikrin güzel kadından, çirkinden, iffetliden, orospudan, akıllıdan ve aptaldan bahseder. Benimki ise her kadında bir anne, bir kız kardeş ya da herhangi bir erkeğin kız evladını görür."

    Allah aşkına kadın ölümlerinin bir nicelik olarak kayıda geçtiği ve haberlerde zaplayıp kanıksadığımız -vah vah çevir şu kanalı ya bu ne biçim haber böyle de deriz- o kadınların bir ölüm sayacı gibi sayıldığı siteden kaçınızın haberi var? http://www.anitsayac.com Yoksa erkeklerin bu ülkede orgazm oldukları konu kadınlara tecavüz etmek ve onları öldürmek midir?

    Hastalık ancak aşı ve ilaç gibi yöntemlerle geçirilebilir. Bu konunun en iyi ilacı ise cinsellik konusunda çocukluktan beri olması gereken bir kesintisiz eğitim sürecidir. Merak açlığı ancak bilgi tokluğuyla doyurulabilir. Fakat biz tam tersine ne geleceğin yetişkinleri olacak çocuklarımıza böyle konulardan bahsederiz, ne de onlar sorular sormasına rağmen bu soruları cevaplamaya çabalarız. Bu konunun öğretilmesi ve bu konunun toplum içerisinde konuşulacak rahatlığa ulaşması maalesef şu an bizim ülkemiz için bir ütopya seviyesindedir.

    O zaman tekrar diyelim, yaşasın orgazm!