Kendime ait bir evim ve bir işim yoktu. Düzenli bir ilişkim, hatta evim diyebileceğim bir şehrim bile yoktu. Hayatımı nasıl sürdürmek istediğimle ve hayat amacımla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Bir hedefim yoktu. Ama zaman yine de beni yakalamayı başarmıştı. Farklı şehirlerdeki farklı mesleklerle oyalanarak geçirdiğim yıllar yüzüme yansımıştı.
Kırışmıştım.
Gün gibi meydana çıkan kusurlarımı gördüğümde, derin bir pişmanlık duymamın bir önemi var mıydı? Yanlış gittiğinden şüphelendiğim bir şeyi meşrulaştırmak adına, gerçeklere göz göre göre kulaklarımı tıkadığım için kendimden nefret etmemin bir önemi var mıydı?