Eğer birini çok seviyorsanız ona kitap hediye edin. Zira sevginin en güzel ispatı, karşınızdakinin gelişimine katkı sağlamanızdır.

@Pesa, Alemdağ'da Var Bir Yılan'ı inceledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Merhaba sevgili okurlar. Öncelikle, uzun zamandır okumayı düşündüğüm Alemdağ'da Var Bir Yılan kitabını okumama vesile olan https://beta.1000kitap.com/gingerbread ve https://beta.1000kitap.com/AkakiAkakiyevic a teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum.

İlk önce size kitabı nasıl elde ettiğimi yazayım. Bir gün sitede dolaşırken bir kitap hediyesi çekilişi gördüm. Sevgili https://beta.1000kitap.com/Aczbirisi "Alemdağ'da Var Bir Yılan" kitabını hediye ediyordu. Normalde pek katılmam bu tür etkinliklere ama Sait Faik'in bu kitabını okumak istiyordum. Neden olmasın, dedim ve katıldım. Kitap bana çıktı. Çok mutlu oldum. Kendisine tekrar teşekkür ederim.

Kitabı çok istiyordum, çünkü; Sait Faik deyince aklıma ortaokul yıllarım geliyor. Türkçe öğretmenim, bize okuma alışkanlığı kazandırmak için Sait Faik'i anlatmıştı. Bilirsiniz. Hani şu malum hikaye: Sait Faik'in Seçme Hikayeler kitabındaki, "Haritada Bir Nokta" adlı hikayesinde geçer. Hikayenin sonunda şöyle yazar: "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım."

Öğretmenim bu hikayeyi anlattığında içim yazmak ve okumak aşkıyla dolup taşmıştı. (Yalnız, öğretmenim de öyle tutkulu, öyle yaşayarak anlatırdı ki; sanırsınız Sait Faik mezarından kalkmış gelmiş kendini anlatıyor. Kendisi bana şiiri de sevdirmiştir. Ahmed Arif'i, Cahit Sıtkı'yı, Orhan Veli'yi, Atilla İlhan'ı ve daha nicelerini onun sayesinde tanıdım ve sevdim. Her ders mutlaka bir şiir okuyarak başlardı derse. Türkçe derslerini iple çekerdim. Edebiyata olan merakım buradan gelir.)

Bu hevesle ben de yazayım dedim. Bir şeyler karalamaya başlamıştım. İlk yazdığımda, sanki şaheser yazmışım gibi mutlu olmuştum. Bir ay sonra yazdıklarımı tekrar okuyunca "Bunları mı yazmışım?" deyip, yırtıp, çöpe atmıştım. Şimdi elimde hiçbir şey yok. Yazmayı da bıraktım. İleride belki tekrar denerim.

Kitaba döneyim. Alemdağ'da Var Bir Yılan, hepsi birbirinden güzel 17 hikayeden oluşuyor. Ben en çok; "Yalnızlığın Yarattığı İnsan", "Dülger Balığının Ölümü", "Kafa ve Şişe" ve "Yılan Uykusu" hikayelerini beğendim. Sait Faik yine; denizi, maviyi, balıkları, ağaçları, yeşili, bulutu, yalnızlığı ve sevgiyi kendine has üslubuyla yazmış. Günlük hayatımızda sadece bakıp geçtiğimiz, önem vermediğimiz ayrıntıları görmüş, görmemizi sağlamış, anlatmış. Tadına doyamadım.

Herkesin kitaplığında olması gereken bir kitap. "Yazmasam deli olacaktım." diyen yazarın kitabı. İyi ki yazmış.

Betûl Payaslı, Leyla ile Mecnun'u inceledi.
 22 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Bir kitapta yazınsal değer ararım, bana neler katabilecekleri okumadan önce dikkate alacağım unsurlardır. Açıkçası dizisini de izlemeyen biri olarak bu kitaba karşı fazla önyargılı davranmışım. Ancak o kadar akıcı, eğlenceli, yer yer sizi derinlere daldıran bir kitap ki böyle bir kitabın hediye olarak ellerime gelmesi bana kendimi şanslı hissettirdi. Soluk almak istediğiniz dönemlerde okunacak cinste bir kitap :) yani tam da kendi çölünüzde kaybolduğunuz zamanlarda size kılavuzluk edecek bir kitap :)

Bayan Okur, Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları'ı inceledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

!!!!SPOİLER İÇERİR!!!! ️️️
Kitap arkadaşımın kitabın kapağına hayran olup sen kitap okumayı seversin diye bana hediye almasıyla elime geçti. Beklemiyordum bu kadar saracağını, bir anda ilk görünce biraz daha basit bir kitap olduğunu düşünmüştüm fakat çok beğendim. İşlenen hikaye mükemmeldi. Kitaptaki tek kusur diyebileceğim şey çok yavaş ilerliyordu. Bazı kısımlar sadece yazı çok olsun diye var gibiydi. Kitabın genel olarak konusu hakkında da ufak bir ipucu vereyim:
Jacop karakteri dedesinin kendi hayatıymış gibi anlattığı masallarla büyür, dedesine tapar derecesinde bağlıdır. Fakat dedesi bir gün aniden tehlike altında olduğunu arayarak ona söyler. Ve dedesinin ölümünün ardından ortaya çıkan bazı şeyler Jacobu araştırmaya iter ve aslında ona masal gelenlerin dedesinin kendi hayatından kesitler olduğunu öğrenmesi çok uzun sürmez.
Biraz fazla mı spoiler oldu bilmiyorum. Ben okurken keyif aldım sizin de her kitapta birbirinden güzel keyifler almanız dileğiyle

Nazan Öztürk, Ben Sana Mecburum'u inceledi.
Dün 21:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sevdiğiniz birine, ona olan hislerinizi anlatmak için hediye edebileceğiniz okudukça şiire olan sevginizin artacağı bir kitap.. ve herkesin dilindeki sözler ben sana mecburum bilemezsin ..

Bir Harfle Başlayıp Hayatı İstemek
Bu düz yazıyı bir zamanlar ömrümüzün kesiştiği bölümünde 6 ayımı beraber geçirdiğim Erzurumlu Mesut kardeşime adıyorum. Yaşadığımız zorlu ama öğretici günlerin hatrına yazılmıştır...

Her zaman olmasa da: yeri geldiğinde insanları kırabilecek kadar "dürüst" olmalısınız. Çünkü; asıl o zaman gerçek dostları kazanıp -sepetteki sağlam elmaları çürüklerin içerisinden ayıklamaya başlarsınız: Ya da en kötü ihtimalle (bir dostu-bir gerçeği söylemek uğruna) kaybedersiniz. Hayat bu riski almaya değer. Çünkü; kaybedeceklerimizin yanında kazanacağımız şeylerin sayısı çok daha fazla...

Kocaeli'nin Gebze ilçesine bağlı Çayırova beldesinde zorunlu sebeplerden dolayı inşaatta çalışırken Erzurum"lu bir arkadaşla tanışmıştım. Adı Mesut'tu. Saf, iyi niyetli, bir köylü çocuğuydu. Güçlü, kuvvetliydi. Tek eksiği okumamış olmasıydı. 5 yıldır çalıştığı şantiyede onunla aynı zamanda işe başlayanlar kalfa sınıfına ayrılmışken o hala inşaat işlerinde ömür törpülüyordu. Kendisine verilen işleri özverili ve gayet iyi şekilde yapıyordu. Ustabaşları her zaman sırtını sıvazlayıp zor ve ağır işleri sözde iş bölümünü göre ona veriyorlardı. O da sesini çıkarmadan -gık demeden hallediyordu işleri genelde. Ne iş verilse en büyük görev verilmişcesine itinayla yapıyordu.

Fakat Mesut'u diğerlerinden ayıran bir gerçek vardı. O da yöneticilik vasfını -yani insanları yönetme sanatını öğrenememiş olmasıydı. Köylü olmanın -şehirdeki insanlarla aynı vasfa sahip değilmiş gibi davranılmasına ve -sanki bir alt sınıftan gelmişçesine hak ettiği yere bir türlü gelememişti.

Çalıştığımız günlerden bir akşamüstü yemek yapma sırası bendeyken; Mesut'a veresiye defterine aldığım malzemelerle ilgili birşeyler sordum. Bakkala yazdırıyorduk aldığımız herşeyi o zamanlar. Aybaşlarındaysa ben ya da Mesut gidip kapatıyorduk hesabı. Bakkalçının tuttuğu veresiye defterinin yanında -birde bizde küçük not defterimiz vardı. Herkesin tahmin edeceği gibi bakkalçının kelek atmasını önlemek için.

Mesut'a bakkaldan aldığımız ekmeğin, tuzun, makarnanın ve 1 kilo pilavlık pirinçi not defterine yazıp yazmadığını sordum. Eğer eklememişse unutmadan veresiye defterine eklemesini söyledim. Mesut önce cevap vermedi. Elinde olmayan birşeyi yanlış yapmış küçük bir çocuk gibi sustu bir süre. Sonra oturduğu yerden "Benim hesabım kuvvetli. Yalnız, okumam yazmam pek yok. Paraları da üzerlerindeki şekillerden ve renklerinden ayırt ediyorum" dedi biraz utanarak ve sıkılarak.

Bende böyle diyince konuyu değiştirerek üzerine gitmedim. Üstelemedim. Aldım yazdım bakkaldan aldığımız malzemeleri deftere. Arkasından iki kalas üstüne serdiğimiz gazete eşliğinde yedik yemeğimizi. Bulaşıkları yıkayıp, ranzalara geçince günlük işlerden konuştuk. Muhabettimizi ettiğimiz konuların hepsi günlük işler ve ortak sıkıntılarımızdı. Genelde sorunlarımız; maaşların azlığı, sigorta primlerimizin zamanında yatırılmamasıydı.

En kötüsüyse bizimde başımıza da gelebilecek bir iş kazasıydı. Çalıştığımız inşaatın karşısında bir inşaat işçisi asansör boşluğuna düşüp ölmüştü. Herkesin dilindeydi bu olay. Cinayet diyende oldu. Kader diyende. Çünkü; inşaatta böyle şeyer çok normal karşılanıyordu.

Sonunda iş kazası bilirkişinin düzenlediği raporla kesinleşti. İşçi arkadaşımızın ölüm nedeni tamamen kendi hatasından kaynaklandığı anlaşıldı. Hayatın hatasındaysa ölen işçinin geride bıraktığı dul eşi ve çocuklarıydı.

Bunları konuşuruken uygun bir anı kollayarak muhabbet arasında "Erzurumlu istersen sana okuma yazma öğretebilirim" dedim. Başta istemedi. Çekindi. "Boşver, zaten bütün gün çimento taşımaktan belin ağrıyordur. Birde benimle mi? uğraşacaksın!" demek istedi.Cümlemeye tamamlamasına izin vermeden araya girip "Benim için sorun olmaz. Yeter ki: sen okuma yazma öğrenmek iste" diyerek üsteleyince; sonunda kabul etmek zorunda kaldı.

Ertesi gün bakkaldan veresiye defterine yazdırarak aldığımız 3 ortalı çizgili küçük bir defterle başladık derslere. Alfabenin A"sından Z"sine tek tek, yanında sayıları da yad ederek ortalama 50 gün içinde hecelere geçtik. A ile B yan yana gelince AB şeklinde heceleyerek yol almaya devam ettik. Mesut'ta arada boş durmadı. Defterine en az bir harfi 2 sayfa yazarak çalıştığı heceleri belli bir zaman içinde şeklini de kuma, toprağa çizerek -geceleri hecelerden birer birer kelimeleri vagonlar misali birbirine birleştirerek kelimelere dönüştürme gayretini gösterdi. İkinci ayın sonuna doğru yavaş yavaş sökmeye başladı okumayı. Şantiye şefine durumu anlatınca yerleşim merkezine uzak olan inşaat alanına bir dahaki gelişinde oğlunun bir kitabını Mesut'a getireceği sözünü verdi bana. Mesut'a ilk kitabını Şantiye şefi Murat Bey'den aybaşından maaşı ile birlikte aldı. Hemde paketlenmiş mavi bir kağıdın içinde.

Mesut"un ilk kitabı: John Steinbeck"in Fareler ve İnsanları oldu.Hatta kitabı eline alıp kitabın ismini okuduğunda; "Burada yeterince tarla faresi var. Birde farelerin özel hayatlarını mı? okuyacağım dostum" demişti bana. Bende bu farklı. 'Okuyunca anlarsın Erzurumlu.' demiştim kendisine.

Fareler ve İnsanlar'ı okuyarak başladı hayata Mesut. Kitap bitince veresiye defterini elden geçirdi. Okudu ve tam hesabını yaptı bütün aldığımız malzemelerin. Hesapladı kafa matematiğiyle. Hatta alay bile etti bakkal Hüseyin Amca'nın el yazısıyla. Son maaş günü vedalaştık. O Erzurum'a ailesinin ve nişanlısının yanına döndü. Bense okul sınavlarımı verip en kısa zamanda mezun olma telaşına düştüm.

Yıllar geçti aradan. Bir iş için gittiğim Kadıköy'de Erzurumlu Mesut kardeşimi yanında bir bayanla gördüm. Tanıştırdı. Eşiymiş yanındaki hanım. Evlenmiş bizim kalfa. Bir kızı olmuş. İstanbul'a yeni bir iş görüşmesi için gelmiş. Bu sefer niyeti ailesini yanına aldırmakmış. Onun için uğraşıyormuş buralarda. Ayrılırken bana teşekkür etti. Bana hayatta bir insanın bir insana verebileceği en güzel şeyi hediye ettiğimi. O hediyeninde okuma-yazma olduğunu söyledi.

Şimdiyse bir şirketten teklif aldığını. Şantiya şefi olarak proje çizimlerini ustalara anlatıp, onları yönlendirip beraber insanlara ev yapacaklarını söyledi. Hayatımda üniversiteden mezun olduğumda kürsüde diploma alırken bile bu kadar bambaşka duygular hissetmemiştim. Kucaklaşarak vedalaştık Erzurumlu Mesut kardeşimle. Ve eşiyle otobüse binip uzaklaştılar asfaltlı eskimiş İstanbul'un çukurlu yollarında; o gün sıcak bir yaz akşamı hatırası kaldı bende...

Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Nihayet başladım. Bir Psikiyatristin Gizli Defteri bu kitap benim için çok değerli bunun ilk nedeni şudur ki kitap bana hediye olarak geldi. Diğer nedeni de şudur ki ben Psikoloji okumak istiyorum ve bu eserin içindeki tamamen gerçek hayattan alıntılarla Gary Small ve eşi Gigi Vorgan ile beraber kaleme aldığı hayatlar bulunmakta. Kitabı okurken birçok bilmediğim terim ile karşılaştım. Düşündüm taşındım, bu iletide her öğrendiğim yeni kelimeyi sizlerle de paylaşmaya kadar verdim. Hem benim için hem de sizin için faydalı olacağını inanıyorum.

Başlayalım o zaman ;

> Psikiyatri: Hekimliğin ruh ve sinir hastalıklarıyla, kişide görülen önemli uyumsuzlukların tanımlanmasıyla ve bunların sağaltımıyla uğraşan uzmanlık dalı.

> Narsistik Kişilik Bozukluğu: Bu kişiler başkasının düşüncelerine ve isteklerine ilgisiz kalan kişilerdir. Kendini beğenmiş, başkalarının yaşattıklarına ve yaşadıklarına duyarsız kalan sürekli kendini ön plana çıkarmak isteyen kişiler narsistikdir.

> Histrionik Kişilik Bozukluğu: Hayatların da sürekli aşırı dramatik davranarak dikkat çekmeye çalışan insanlarda histrionik kişilik bozukluğu vardır.

> Terapötik: Tedaviye ait.

> İçgörü: Hastanın psikolojik işlevini ve kişiliğini anlamasıdır.

>İçgörü Yönelimli Terapi: Psikiyatri hastalarının hisleri, yanıtları, davranışları ve özellikle diğer kişilerle son ilişkilerinin son dinamiklerinde yeni içgörülerin değerini vurgular.

> Psikanaliz: Ruh çözümü.

> Nevrotik yada nörotik : Sinirceli

> Psikotik Olmak; geçici olarak gerçeklerden kopmak demektir. Bu rahatsızlık algılamayı ve algıların işlemesini değiştirir.

>Analist: Sorunların çözümü için teknikler saptayan ve geliştiren uzman kişi.

>Şizofren: Kişide, gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması, düşünce, duygu ve davranışlarda önemli bozulmaların ortaya çıkması gibi belirtiler gösteren bir ruh hastalığı.

> Psikoz: Her türlü ruh hastalığının genel adı.

> Sanrı: Gerçekte var olmayan şeyleri görmek, işitmek gibi dayanaksız algılama.

> Erotomani: Halk arasında "Eros Hastalığı" olarak bilinen "Erotomani" karışıklıksız, takıntılı ve platonik aşk olarak bilinir be kişinin birinin kendisine aşık olduğuna inandığım sanrılı bozukluktur.

> Antiseptik yada Nöroleptik de denir; Başka şizofreni olmak üzere psikozların tedavisinde kullanılan ilaçlar.

> Hiperseksüalite: Cinsel isteği çok artmış ya da aniden beliren kişiler için kullanılan terimdir.

> Delişmen: Delice davranışları ve tavırları olan, delidolu şımarık kimse.

> Kakafoni: Kakışma

> Ajite: Çok hareketli, yerinde duramayan akıl hastası.

> Entelektüalizm: Anlıkçılık

> Bipolar Afektif Bozukluk, riskli davranışlar nedeniyle ilişkilere ve kariyere zarar veren, tedavi edilmediği zaman intihara bile yol açan ciddi ruhsal hastalık.

> Tendon: Kasım kemiğe yapışma yeridir.

> Derin Tendon Refleksi: Refleks çekici ile kas tendonuna vurulduğunda o kasta kısa sürede olan kasılmaya denir.

> Hidrosefali: Beyin omurilik sıvısının çoğalmasıyla, beyin karıncıklarının, kimi zamanda kafatasının büyümesine yol açan hastalık.

> Hezeyan: Abuk sabuk konuşma, saçma sapan sözler etme, saçmalama.

> Parkinson Hastalığı: Titreme, kaslarda katılık, istençli devinimlerde azalma gibi belirtilerle kendini gösteren bir hastalık.

> Son kerte: Sonuçta