Kitapkolik, bir alıntı ekledi.
22 May 09:47

Üç insan...
İnsan töresini, insan kurallarını çiğnediler.Kokuşmuş yasalar onların elini kesti onları ezdi geçti.
Üç insan...
Cehalet onları suçlu ilan etti, onlar güçsüzdür. Töre onları yok etti, töre güçlüdür.
Bir insan...
Başka bir insanı öldürdü; herkes azılı katil dedi.Kral onu öldürdü; herkes adaletli kral dedi.
Bir insan...
Kiliseyi soymaya kalktı;herkes gözü dönmüş hırsız dedi. Kral onun hayatını elinden aldı, herkes erdemli kral dedi.
Bir insan...
Kocasına ihanet etti; herkes fahişe dedi. Kral onu çıplak olarak teşhir etti ve herkesin gözü önünde taşlayarak öldürttü, asil kral dediler.
--Kan dökmek haramdır. Peki kralın kan dökmesi helal midir ?
--Mal gasp etmek suçtur. Peki can gasp etmek erdem midir?
--Kadının ihaneti iğrençtir. Fakat insanı taşlayarak öldürmek güzel midir?
--Yasa bir kötülüğü daha büyük bir kötülük ile karşılık vermek midir??

Mezarlar Ne Söyler?, Halil CibranMezarlar Ne Söyler?, Halil Cibran
Tuğba Bal, Bağdat'ın Solmuş Çiçekleri'ni inceledi.
19 May 16:14 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bağdat'ın solmaya yüz tutmuş çiçekleri, tekrar açmak için can atıyorlar. İki aileyi ve etrafında gelişen olayları konu alan bu kitap, savaşın izlerinin hayatlarını nasıl etkilediğini anlatıyor.

Bir baba çocukları için ne ister ? İstediği helal bir rızık, huzurlu bir yuva ve gülümseyen evlatlar değil midir ?
Öyleyken bunları gerçekleştirmek bazı şartlar altında imkansız hale gelebiliyor. Hele ki savaşın içinde yaşamaya çabalarken. Yıllardır ekmeğini gerekirse taştan çıkaran insanlar; bir savaşın getirdiği acıyla, dükkanları yerle bir edilirken, yürekleri kor ateşlere düşürülürken, aileleri bir bir hayatını yitirirken, nasıl olur da eskisi gibi hayatına devam edebilir ? Bir iz bir sızı kalmaz mı içlerinde ? Elbette kalır ve o kalıntılarla hayatlarına yine de devam etmek için çabalarlar.

İki aile babası biri gömlekçi dükkanında gömlek satıyor. Her geçen gün patlayan bombalara ölen insanlara rağmen umutlu, yeni günün yeni güzellikler getireceğine inanıyor. Başka ne yapabilir ki hayata karşı, umut olmadan nasıl tutunulabilir ?

Diğeri ise zamanında orduda görev almış, şimdi ise öğretmenlik yapıyor. Ama onun hayatı büyük bir sınavdan geçiyor. Önümüze sunular seçenekler bazen o an mutlu olmamızı sağlasada sonu çıkmazlara saptırabiliyor bizi. Ve bu çıkmazlara saparken yanımızda onlarca insanı sürükleyebiliyoruz. Aadil de aklının kurbanı ediliyor. Ailesi için göze alıyor her şeyi.
Bazı hayatlar aynı yolda kesişirken, bazı hayatlar buluşamadan ayrılıyor. Bazıları yaşarken, bazıları yok oluyor.

İşte bu kitapta savaşın getirdiği izlerle yaşamaya çalışan, hayata tutunan hayatlar var.

Abdullah SAFİDEMİR, bir alıntı ekledi.
 18 May 00:49 · Kitabı okuyor

Bakara Sûresi 168. Ayet
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanlardan helâl ve temiz olanları(nı) yiyin ve şeytanın adımlarına tâbi olmayın! Çünki o, size apaçık bir düşmandır.

[ “İnsanın nefsi, yemek içmek husûsunda keyfe mâyeşâ (dilediğince) hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayâtma tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdetâ ma'nevî hayâtını da zehirler. Daha kalbe ve rûha, itâat etmek o nefse güç gelir. Serkeşâne (baş kaldırarak) dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.” (Mektübât, 29. Mektüb, 253) ]

Kur-ân’ı Kerîm Muhtasar Meâli (Açıklamalı), Kolektif (Sayfa 24 - Hayrât Neşriyat)Kur-ân’ı Kerîm Muhtasar Meâli (Açıklamalı), Kolektif (Sayfa 24 - Hayrât Neşriyat)
Süha Murat Kahraman, bir alıntı ekledi.
16 May 17:02 · Kitabı okuyor

"...İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner. Ramazan-ı Şerifte oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır; riyazete çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir..."

Ramazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said NursîRamazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said Nursî
•Muhayyîr•, bir alıntı ekledi.
16 May 00:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Vallahi tam tevafuk oldu...
İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemayeşa hareket ettikçe, hem şahsın maddî hayatına tıbben zarar verdiği gibi; hem helâl-haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, âdeta manevî hayatını da zehirler. Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.

Ramazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 17 - Söz)Ramazan, İktisat, Şükür Risaleleri, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 17 - Söz)

Hz. Ali (k.v.), bir adama katırını emanet edip mescide girdi. Adam katırın yularını alıp gitti.

Hz. Ali (k.v.), o adama vermek üzere iki dirhem hazırlayıp mescitten çıkınca katırın başıboş dolaşmakta olduğunu gördü. Ona binip gitti. Kölesine çarşıdan yeni bir yular almak üzere iki dirhem verdi. Kölesi çarşıda o yuları hırsızdan iki dirheme satın aldı.

Bunun üzerine Hz. Ali (k.v.) şöyle buyurdular: “Muhakkak kul, sabrı terk etmek suretiyle helal rızkı kendisine haram kılar. Halbuki Allahü Teala tarafından onun için rızık olarak takdir olunandan fazlası da yoktur.”

Resul, bir alıntı ekledi.
09 May 03:34 · Kitabı okudu · 10/10 puan

.. Evet en parlak bir mu'cize-i san'at-ı Samedâniye ve bir hârika-i hikmet-i Rabbâniye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de odur.

Ondan başka olmaz...

Delil mi istersin?

En zaîf, en aptal hayvan; en iyi beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi).

En âciz, en nazik mahluk; en iyi rızkı o yer (Çocuklar ve yavrular gibi).

Evet vâsıta-i rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvazene etmek kâfidir.

Sözler, Bediüzzaman Said NursîSözler, Bediüzzaman Said Nursî
Hilâl Nur, bir alıntı ekledi.
01 May 19:44 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

..ancak iki şey gözetilebilir yeryüzünde: Helal rızık ve âhireti kazanmak. Üçüncü bir amacı varsa insanın zarardadır. Hem ihtiyacı olandan fazlasına tamah etmek de ne! "Malın iki dirhem olsun! Birini ailen için harca, diğerini ahiretin için, bir üçüncü dirhem sana yarar değil zarar verir!", "İki dirhemi olanın hesabı bir dirheme sahip olandan daha zordur!", "Bir keseye atılıp ağzı bağlanan her altın ve gümüş tanesi, sahibini yakacak birer kordur, ta ki onu Allah yolunda harcayıncaya kadar.",  "Şu insanların haline bak! Tövbekârlar dışında çoğunda hayır yoktur!"

Peygamberin Aynaları, A. Ali UralPeygamberin Aynaları, A. Ali Ural

-HER ŞEY MENFAAT OLMUŞ -
Bu başlığa yakışır şekilde ne güzel söylemiş Mehmet Akif Ersoy:

Aldanma insanların samimiyetine,
Menfaatleri gelir her şeyden önce,
Vaad etmeseydi Allah cenneti,
O’na bile etmezlerdi secde”.

“Eskiden insan ilişkileri, sevgiler dostluklar, kardeşlikler bugünkünden çok farklıydı. Eskiden, mahallerde herkes birbirini tanır, sokaklarda ise herkes birbiriyle bir arada olur, birbirini sever, sayar ve korurdu. Birinin bir ihtiyacı olduğunda komşusu, eşi, dostu hemen ortaya atılır imece usulü bir yardımlaşma ile sorunlar çözülürdü. Herkes birbirine daha saygılı, daha anlayışlı ve daha sevgi doluydu. Arada tatlı sohbetler, muhabbetler olur, bir araya gelinip gülüp eğlenilirdi. Aile bağları da çok kuvvetliydi. Anne-Baba ve kardeşler arasında güzel bir saygı, sevgi, muhabbet, yardımlaşma vardı. Genel olarak güzel bir ahlak, saygı ve sevgi ortamı hakimdi insanlarda.

Ama geldiğimiz şu an maalesef; soğuk, çok mesafeli, birbiri hakkında genelde iyi düşünmeyen, art niyetli, sevgisiz, saygısız, acıma duyguları körelmiş, sunulan her şeyi, yapılan herşeyi sadece maddiyat olarak değerlendiren ve karşılığı beklenen ilişkiler kuruluyor. İnsanların tek düşüncesi menfaat olmuş. İnsanlık adına hareket eden kalmadı yada yok denecek kadar az. Küçük, büyük, yaşlı, genç demeden herkes kişisel çıkarı için uğraşıyor. Herkes birbirinden bir şeyler bekliyor. Aile ortamında bile evlat, anne- babadan, anne-Baba, evlattan, eşler birbirinden, kardeş kardeşten, komşu komşudan menfaat bekler duruma geldi. Menfaat yüzünden ayrılıklar, dargınlıklar, kırgınlıklar, vurmalar, kırmalar, hapislere düşmelere kadar bozuldu ilişkilerimiz. İnsanlar önce kendilerini düşünmeye başladı. Oysa dinimiz bize yardımlaşmayı emrediyor. Geleneklerimiz yardımlaşma üzerine kurulu. Ne diyor dinimiz ; komşusu açken tok yatan bizden değildir.

Ahlakımız mı bozuldu, Eğitim sistemi mi bozuk, Anne-Babalar mı evlat yetiştirmeyi bilmiyor, yöneticiler mi bunu körüklüyor, Yeni nesil mi bu gelenekleri yok ediyor, insanlar mı farklı bir zihniyete sahip olmaya başladı, yoksa bunların hepsi mi?

İnsanlar istediklerini elde edememenin acısı ile yaşıyor. Herkes menfaat ve çıkarlar peşinde. Menfaat olmayınca hiç kimse birbirine yanaşmıyor. Herkes kendisini en iyi ve bulunmaz bir hint kumaşı sanıyor. Art niyet ve düşünce insanlarda nifak dürtüsünü had safhaya taşımış durumda. İnsani ilişkilerin son zamanlarda dibe vurduğu bir memlekette güzel ahlak nasıl geliştirilebilir ki?
Aynı çatı altındaki eşlerin, iki kardeşin, iki komşunun, iki mesai arkadaşının birbiri ile menfaatsiz ilişki kurmadığı talihsiz bir dönemdeyiz ve yaşam inanılmaz derecede giderek zorlaşıyor.
Herkes dost yerine kolay yoldan nasıl para kazanırım düşüncesi içerisinde. Para ve menfaat hırsı ön planda.

Bütün bunların nedenlerini analiz ettiğimizde ;
İnsanların kalitesinin giderek azaldığı, sevgi, dostluk, anlayış, merhamet ve acıma duygularının yok olma noktasına geldiği, her şeyin başında menfaat ve çıkar olduğu,Bencillik duygusunun en üst seviyelere ulaştığı, İnsanlar arasında öfke, gerilim ve nefret duygularının tırmanışa geçtiği, alttan alma, karşı tarafın kusurlarını örtme gibi ince ahlak gerektiren davranışların yok olduğu,insanların birbirine karşı önyargılı, sevgisiz, temkinli ve korkarak yaklaştığı, herkesin bir diğerinin kendisine zarar vereceğinden çekinir hale geldiği, aile bağlarının aşırı zayıfladığı. kardeşler arasında eskiden olduğu gibi sevgi, saygı, koruma-kollama duygularının kalmadığı, anne babalara karşı saygı ve sevgilerin azaldığı ve tamamen çıkara dayalı bakış açısının daha ön plana çıktığı, sıkıntıya düşen insanın halinden anlama, hastalara şefkat ve merhamet gösterme, onu koruyup kollama, ihtiyaçlarını hissettirmeden temin etme inceliğinin neredeyse kalmadığı, dürüstlük, anlayış, helal lokma gibi kavramların azaldığı ve bunun yerine yalan, haram, sahtekârlık, haksız kazanç gibi davranışların arttığı, para, mal, mülk elde etmek için herşeyin mübah sayıldığı, ahlak, onur, şeref, haysiyet gibi kavramların iyice azaldığı, yolda giderken güzel bir ifadeyle yüzünüze gülümseyen, “hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar” diyerek yanınızdan geçen bir insanın hemen hemen kalmadığı bir toplum yapısına doğru hızla ilerliyoruz.

Eğer gerekli önlemleri biran önce alamaz isek yakın gelecekte; insanlık, ahlak, vicdan, adalet, hak, hukuk, sevgi, saygı ve kardeşlik değerlerinin kalmadığı ve herşeyin tamamen menfaat ilişkilerine dayandığı duygusuz ve vicdanı kör bir toplum haline geleceğiz. Allah yardımcımız olsun.