NECİP FAZIL'IN TÜRK ROMANINA BAKIŞI...
**“BENİM malûm fikrim; Türk romanı yoktur. Çünkü Türk romanı denilen, evvelâ Batı örneklerine nispetle ilk okul yazı emeklemelerinden daha iptidaî eserler son yüz yıl içinde ola ola, meselesiz,
NECİP FAZIL BUGÜN ÖLDÜ
O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i
Hayata Dair
Reklam
Her Devrin Romanı
10/10
·540 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 18:40
Bazı klasiklere ne dersen de, ne yazarsan yaz altını dolduramayacak kadar derin olduğunu görüyorsun. Hele bunu Steinbeck gibi büyük bir kalem yazıyorsa sadece saygı duyarsın... Steinbeck öyle bir
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202145,5bin okunma
Bilhassa romanlarında, roman kahramanlannı mutlaka musikiyle ilişkilendirip onlann ağzından bu konu ile ilgili görüşlerini dile getiren Tanpınar, Huzur romanında bunu oldukça başarılı bir şekilde ortaya koymuştur. "Huzur'da, her ferdin bir musiki dünyasının varlığına şahit oluruz. Her ferdin, her toplumun, her devrin birer birer ya da topluca yaşadıklan hayatlann teferruatını bir musiki parçası des­ tanlaştınr. Her musiki parçası, ortaya çıkışından başlayarak, bugüne gelinceye kadar, her fert ve her devre ait hayat par­ çalannı bir araya toplayarak bir mozaik meydana getirmiş yapının adıdır."20 Musikiyi sanattan ziyade dine benzeten Tanpınar, 21 eser­ lerinde muhteşem mazimizle musiki arasında yakın bir ilişki kurmaktan kendini alamaz. Muhteşem maziyi yeniden yaşat­ mak için en önemli araçlardan biri de musikidir. "Çünkü mu­ sıki çabuk büyür. Orada adetler birbirini doğurur. Nitekim bir lahza evvelki gül fidanı şimdi bir ağaçtır." Musikinin insandan başka maddesi yoktur. Bundan dolayı da insanı ele alarak işe başlar. "Onu siler, değiştirir,
Sayfa 35 - Kapı yayınları 2016
Araştırma İnceleme Edebiyat
Tadımlık Bir Tarih Serüveni
9/10
·224 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 10:34
​İskender Pala kitaplarını okuyanlar bilir; onun kaleminden çıkan her satır, bizi bugünden alıp Osmanlı’nın o kendine has atmosferine, ihtişamlı ama bir o kadar da gizem dolu sokaklarına götürür. "Soygun" da bu geleneği bozmuyor. Yazar, çalınan değerli eşyaların etrafında kurguladığı hikâye de Sultan Mahmut'un saltanatından yola çıkarak dönemin sorunlarına da ufaktan değinmiş görünüyor. Kitabın başından sonuna kadar kendinizi dönemin ruhuna uygun hoş bir sohbetin içinde buluyorsunuz. Her bir karakterin durumu hikâyeye itinayla işlenmiş. ​Yazar, bu kez daha kısa ve öz bir anlatımı tercih ederek okuyucuları yormadan hikâyenin merkezine çekmek istemiş gibi. Bölüm sonlarının bir sonraki bölümün başlangıcına ustalıkla bağlanması ve her sayfada yeni bir sırrın okuyucuya sunulması merak duygusunu üst seviyede tutmuş görünüyor. Pala’nın dili, her zamanki gibi naif ve etkileyici; okurken kendinizi o devrin bir parçası gibi hissetmekten alıkoyamayacaksınız. Derinlik olarak çok bir şey vadetmese de tadımlık, etkileyici bir eser olduğu kesin. ​Keyifli okumalar.
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,040 okunma
Vuslata Ermeyen Bir Aşkın Bestesi...
10/10
·190 syf.·
Beğendi
·
2026 277. kitabı
Kitabın kapağını kapattım ama içimde yankılanan o hüzünlü melodi henüz susmadı ve bir süre de susacağa benzemiyor...
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
’nun gerçekçi ve ideolojik kalemine karşılık
Hep O Şarkı
Hep O Şarkı
, onun ruhunun kırılgan, şairane ve melankolik köşesinden dökülmüş bir feryat gibi duruyor. Münire’nin ulaşılamayan, vuslatı olmayan aşkı Cemil’e duyduğu o çaresiz özlem, okurken insanın içini kelimenin tam anlamıyla paramparça ediyor... Roman, baştan sona Münire’nin ruhunda çalan ama hiçbir zaman tamamlanamayan bir şarkının hüzünlü hikâyesini ulaştırıyor okuyucuya ve bunu bizzat Münire ile yapıyor. Cemil, onun için bir sevgiliden öte; hayatın elinden kayıp giden gençliğin, yaşanamamış mutlulukların ve zamanda asılı kalmış bir imkânsızlığın ismine dönüşüyor. Yakup Kadri burada sadece yarım kalmış bir aşkı anlatmakla kalmıyor. Münire’nin o iç burkan yalnızlığı üzerinden; eski İstanbul’un o muhteşem konak hayatının, Boğaziçi estetiğinin ve koca bir devrin parmaklarımızın arasından kayıp gidişini büyük bir ustalıkla resmediyor. Her satırda zamanın her şeyi nasıl öğüttüğünü, en büyük tutkuları bile nasıl birer solgun hatıraya dönüştürebildiğini görüyorsunuz. Dil o kadar şiirsel ve akıcı ki, okurken adeta eski bir İstanbul yalısının loş koridorlarında hüzünlü bir melodi eşliğinde yolculuk etme tadı veriyor.
Hep O Şarkı
Hep O Şarkı
, kalbinde hep yarım kalmış bir ses taşıyanların ve geçmişin o zarif ama hüzünlü gölgesinde yaşayanların romanı olarak tarif edilebilir. Ruhunu ince bir kederle dinlendirmek(dinlendirmek görecelidir tabii ) isteyen herkes, Münire’nin bu iç sesine mutlaka kulak vermeli der, keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
Hep O ŞarkıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,291 okunma
Reklam
Reklam