Cemal Safi
Vakit sensiz gecen günün ertesi,
Sustu tüm kuşların sen şakrak sesi,
Zevk sefa mevsimi, yas neyin nesi?
Nedendir matem durup dururken? ... Titriyor şebnemler, gül üşür gibi,
Bülbüller derdimi bölüşür gibi.
Hayalin halime gülüşür gibi,
Kollarım boşluğu sarıp dururken... Bendim mutluluktan ucan güvercin,
Düşler ülkesinden gelen habercin,
Avcılardan uzak bir yuva için,
Toz pembe hayaller kurup dururken... Gel gör ki kaderin kara yelleri,
Yıktı gönlümdeki tüm emelleri,
Kapımın ecelin soğuk elleri,
Vakitli vakitsiz vurup dururken... Aşk ne imiş görsen de dönsen de geri!
Ah! Bir gizli girsen de içeri!
Hasretin elinden kanlı hançeri,
Üstüme üstüme varıp dururken! .... Her aksam kaybolup gün batışında,
Beni arıyorum senin dışında,
Hasta kalbim hala her atışında,
Her nefeste seni sorup dururken! ... İçtim derdalan’ın ilk bardağını,
Sıklamen süslerken Elmadağı 'nı.
Görüyor gibiyim kor dudağını,
Başkentin ufkunda durup dururken...

Şimdi sen ölümle birlikte gittin ve ben burada, Sadece her nefeste sana bir adım daha yaklaşıyorum umuduyla soluk alip veriyorum.
Ve iste bu benim hayatim..

Ali Şeriati

Ne bir gün kaybettim ömrümden,
Ne bir yıl.
Doğduğumdan bu yana aynı yaştayım,
Sanki yaşamaya hiç başlamamışım.
Ama bir çocuğun koşuşturmacası da var içimde,
Bir ihtiyarın tükenmişliği de.
Hele ki bir gencin sevdası,
Paramparça etti yüreğimi,
Doğduğumdan bu yana.
Doğduğumdan bu yana,
Bir annenin fedakarlığını da taşıdım,
Bir babanın gururunu da.
Ama her şeyden önce,
İnsan olmanın sevinci var içimde,
Şimdi nasıl olur da bir nefeste,
Yahut bir çırpıda veririm hepsini.
Ölsem veremem, öldürseler vermem.

Ahmet Ekinci

Sümeyye TETİK, bir alıntı ekledi.
22 May 19:14 · Kitabı okuyor

İnsan eriyen bir sermayeye sahip; Ömür.
... buz satıcısının söyledikleriyle irkildim;
'Sermayesi erimekte olan bu zavallıya acıyın.' diye bağırıyordu.
Onun söylediklerinin Asr Suresiyle bağlantılı olduğunu gördüm. İnsanın ömrü de tıpkı bir buz parçası gibi erimekteydi. İnsan işte bu yüzden ziyanda, eriyen bir sermayeye sahip. Ömür sermayesi her nefes alış verişte eriyor, tükeniyor. Öyleyse bu nefes alış verişler boşa gitmemeli, her nefeste bir şeyler kazanmak ve ahiret yurdunda kitabı sağından verilenlerden olmak için mücadele etmek gerekiyor."
Fahreddin Razi bu olayı bu şekilde Asr Suresi tefsirine aktarır ve sureyi bu şekilde açıklar.

Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 280 - Kırk Kandil)Mana Deryasının İncisi Muhyiddin İbni Arabi, Hasan Karagözoğlu (Sayfa 280 - Kırk Kandil)
Kasap Bahrettin, Aklından Bir Sayı Tut'u inceledi.
21 May 11:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Son 40-50 sayfa tek nefeste gidiyor çünkü 400 küsür sayfa olaylar öyle bir dağılıyor ki toplamak ne mümkün her yeni sayfada katili bulduğunuzu sanarken bir anda kafanızdan aşağıya kaynar Su dökülüyor

Ahmet Hilmi Güven, bir alıntı ekledi.
 19 May 18:20 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Hayır bir de tekrar, tekrar ve tekrar yaşasam, üç kere değil otuz üç kere yaşamış olsam bu anı ne değişir ki? Ben yine aynı heyecanı yaşıyor olurum. Yine gözlerinde kaybolurum. Yine aldığım her nefeste seni solurum . Her seferinde baştan başlasak , aramızda kilometreler de olsa ben seni yine bulurum.

Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 171)Leyla ile Mecnun, Burak Aksak (Sayfa 171)

Belkide bir yalnızlıktı , yüreğimde gizlediğim
Adını koyamadığım
Her nefeste biraz daha karanlığa gömüldüğüm..

Kutadgu Bilig, bir alıntı ekledi.
18 May 08:19 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Karacaahmet
Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!
Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?
Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...
Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik olum, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, olum yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, onu yırtan da olum;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bolum...
Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taslarda donmuş sukuta sebep?
Kavuklu, başörtülü, fesli, basacak taşlar;
Taslara yaslanmış da küflü kemikten başlar,
Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.
Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.
Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taslarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

Çile, Necip Fazıl KısakürekÇile, Necip Fazıl Kısakürek
Kuhinur, bir alıntı ekledi.
17 May 22:50 · Kitabı okumayı düşünüyor

Sen ol, son ol, sonsuz ol!
İlk aşkımsın! Sonran yok öncen kayıp. Olmadı değil, oldu başkaları ama senden sonra hepsi yok oldu.
Sen, hatalarımın gösterdiği doğru, öncekilerin sürüklediği huzur yolusun.
Gönlüme yağan sevda yağmurusun, her damlada şifa buluyor aşkım.
Çocukluğumsun! Samimiyetim, anlamsız mutluluğum...
Yağmur ile etrafa savrulan toprak kokusu, çayımın en tatlı yudumusun. Sen benim cevapsız sorularımın cevabı, her duamda dilediğim, her nefeste özlediğimsin.
Fazlasına gerek yok, yeter ki senli olsun.
Sen, aşk diye yazılıp eş diye okunansın. "Bu dünya bize yetmez" dediğim, cennet ortağımsın.

Aşk Kalbin Duasıdır, Emre TuncerAşk Kalbin Duasıdır, Emre Tuncer
Devlet Ayıcı, Körler Ülkesi'ni inceledi.
 16 May 16:19 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Kafeste doğan kuşlar uçmayı hastalık gibi görürler yada öyle görmeleri istenir garip bir tepkidir bu , tıpkı körler ülkesinde görmenin de anormal karşılandığı gibi .

Körler Ülkesinde görmek bir ayrıcalık mıdır yoksa farklılık mı, avantaj mıdır yoksa tam tersi mi?

Öncelikle hikayenin konusu üzerine şu soruları da içimden dökerek başlamak istiyorum;
Sahi, herkes gibi mi olmak normallik? Kendini ifade etmek farklılıklarımızı ortaya çıkarmak niye bu kadar güç? Normallik nedir kime yada kimlere göre belirlenir? Bizim kabul ettiğimiz mi yoksa çoğunluğun kabul etmesi mi? Normal yaşamak için kalabalığa göre mi şekil almalı onları mı kabul etmeli yoksa kendi görüşlerimize mi bağlı kalarak başka yol bulabilir miyiz ?

Evet bir düşünün:
Körlere ve görmeyi bilmeyenlere bu duyuyu nasıl anlatıp inandırabilirdiniz?
Sonuna kadar haklı ve emin olduğunuz bir gerçeği, bunu bilmeyen , inanmayan insanlara nasıl ispatlardınız hem de bildiklerinden başka bir bilgiye ihtimal bile vermeden kestirip atanlara ?

Gelin bu sorular doğrultusunda bu kitap üzerine incelememi ve yorumumu sizlere anlatmaya çalışayim ;

Sevdiğim kadın sanatçılardan olan ve muhteşem bir şarkının buluşmasıyla ortaya çıkan bu şarkıyı da dinlemek isteyenlere armağan ederim.
Ayrıca bu şarkının hikayesini de öğrenmenizi öneririm, üzüntülü ve acı dolu bir hikayesi bulunmakta.
https://www.youtube.com/watch?v=Bd4QO2NsdaM

UYARI:
(İpuçları olduğunu düşünmüyorum ama hikaye özetine değindiğim kısımlar vardır *BURADAN başlığı ile başlayıp *BURAYA KADAR başlığı arasında geçen kısımları isteyenler okumayabilir kendi kararlarına bırakırım.)

Wells’in bu kitabını elinize aldığınızda içindeki müthiş hikayeyi okumadan önce Elena fernandez’in resimli sayfalarını karıştırarak bir göz atıyorsunuz okuyacağınız bu distopik kurgu romanını. Ayrıca kitabın kapağında ki yürüyen siyah insanın beyaz gölgesi yada yansıması ile düşüncelerin içine çekerek kitabı okumaya hazırlıyor sizi yazarımız.

Kitabın hikayesi öncelikle olayın geçeceği mekanın tasvirleri ve betimlemeleriyle başlıyor.
Güney Amerika kıtasında bulunan oldukça uzun, birden fazla ülkeler boyunca uzanan And dağlarının vahşi ve ıssız topraklarında insanlardan yoksun bir bölge , vadide geçen bu olaya tanık olmaya başlıyorsunuz. Zorlu ve tehlikeli boğazlar, buzlu geçitler aşıldıktan sonra ancak ulaşılabilecek zorlu bir bölge de olan Körler ülkesi diye tabir edilmiş bir yer vardır. Zamanın bir döneminde İspanya zulmünden kaçarak buraya sığınan bir grup insanlar burada yaşamlarına devam etmeye başlamışlar. Fakat burada ilginç bir körlük hastalığı ile karşılaşıyorlar. Burada doğan, burada dünyaya gelen insanlar bu hastalıkla başlıyorlar hayatlarına. Sebebi bilinmeyen körlük belası hastalığı bölgenin durumundan mı kaynaklanıyor yada inançları yüzünden mi bu konuda ortada belirsiz düşünceler dolaşıyor. Bu hastalıkla uğraşan, sebeplerini ve çözümünü arayan insanlardan birisi bunun için bu ülkeden diğer ülkelere zorlu yolculuğa çıkar fakat geri dönüşü olmayan bir yolculuktur bu. Bu kişinin bu hastalığa çözüm ararken anlattığı bu ülke ve sorun, diğer ülkelerde dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak bir söylenti olarak masalsı hikaye haline geliyor.
Günün birinde bu vadide 17 gün gibi bir süre boyunca karanlığa yol açan bir yanardağ patlamasının ardından başka ülkelere gitme şansları kaybolur ve diğer ülkelerle de bağlantıları koparak etkileşimleri kaybolur, ülkenin geçit yerlerdeki toprak parçalarının yıkıntısı ve tahribi üzerine oldukça zorlu (körler için), bir dağ yamacı oluşur. Volkan patlamasının üzerine oluşan heyelanlar, seller ve yıkıntılar ile kaşiflerin de bu ülkeye gelme şansı kaybolarak ulaşım kapıları kapanır. Bunun üzerine adada kendi başlarına çaresizce kalan az sayılı insanlar körlük hastalığıyla hayatlarını idame ettirmeye devam ederler. Nesiller boyunca bu insanlar, soylarını aynı hastalıkla sürdürürler.

BAHSETTİĞİM KISIM BURADAN

Ve günün birinde And dağlarında gezi yapan bir gruptan olan normal özellikte ki dış dünyadan olan Nunez, gezi sırasında kazaya uğrayarak dağlardan oldukça alçak yamaçlara düşer. Uyandığında bulunduğu yeri gözlemlemek ve tanımak üzere gezmesi üzerine gördüğü üzerine garip hareketli insanların , farklı özellikteki bu bölgenin ‘’Körler ülkesi’’ adlı söylentinin burası olduğunu anlar ve onların dünyasına dahil olarak iletişime geçerek kendisine çıkış yolu aramaya koyulur. Gözlemleri üzerine bu insanların görmenin ne olduğunu dahi bilmediklerini hatta bu kavramı duymadıklarını anlar zamanla. Gözlerinin körleşmesi gibi zihinlerinin de köreldiğini düşünür. Onları tanımaya devam eder, bu kör insanlar kendi dünyalarında gerekli olmayan her şeyi unutmuşlar, çoğu kavramı kaybetmişler ve yeni bilgilere, kendilerine aykırı gelmesinden dolayı inanmıyorlardı! Kendi düzenlerine göre düşünce ve konuşma kavramları belirlemişlerdi, kendi dünyalarını benimsemiş ve alıştıkları düzende yaşam koşullarını şekillendirmişlerdi. İnançlar ve gelenekleri sorgulayarak kendi düzenlerine uygun, kendilerine mantık derecesinde mümkün olan tanımlar koymuşlardı, kendi felsefe ve yaşam amaçlarını değiştirmişlerdi.
Fakat Nunez körler ülkesinde tek farklı kişi, tek gören kişiydi. Ve körler ülkesinde gören tek insanın kral olabileceğini düşünüyor onlara bunu ispatlamayı düşünüyordu. Nunez bu özelliklerinden dolayı onlara üstten bakıyor ve kendisini üstün görüyor yapacaklarını, hayatlarını değiştireceğini düşünüyordu.
Nunez mi körlerin hayatını değiştirecekti , yoksa Körler mi hayatlarını kendisine kabul ettirecekti? Bunun üzerine gelişen olaylarla ve mücadelelerle hikaye devam ediyor.

BURAYA KADAR

Buradaki geçen mücadele de anlatılan mesajı okurken düşünüyor ve görüyoruz ki ; Topluma doğruları , gerçekleri anlatan kurtarıcıların başarısızlıklarla karşılaşması , hitap ettiği kişilerin bunu anlamamaları , hazmetmeye yeterli bir zihinleri olmamalarından kaynaklanıyor çünkü yeni kavramlara olan inanç ve düşüncelerden yoksun olmaları bunu oluşturuyor. Farklılıklarımız; üstünlük hatta bir başarı bile olsa toplumun ilkelerine görüşlerine uymuyorsa onların hoş karşılanmayacağı hatta bundan bizi bile vazgeçirmek için faaliyet gösterecekleri mesaj olarak verilmek istenmiş. Topluma karşı kendi fikirlerimizi açıklama ve onlara anlatma durumunun zorluğunu hikaye ile geliştirerek okurlarına aktarmış yazarımız. İnsanların algısının neye göre belirlenip neye göre şekillendiğini göstermek istemiş.

Anlatmak istediği mesajı ustalıkla 60 sayfalık kitabın yarısında anlatmayı başarmakla kalmayıp bu mesajı kafama yerleştirmeyi gerçekleştirip , canlılığını her zaman koruyacağını düşünüyorum.
Bu kitabın 30 sayfasını okuyor fakat 300 sayfa kadar düşüncelerle buluyorsunuz kendinizi bitirdikten sonra.
60 sayfalık kitabın yarısı hikaye yazılı yarısı da resim baskılı sayfalardan oluşmakta. Sanırım okuduğum en kısa kitaplardan biriydi, bu kadar kısa kitapların Zweig'e has bir tarz olduğunu düşünürdüm bu kitapla karşılaşana kadar.

Kesinlikle tavsiye ederim, bu distopik romanı bir nefeste 1 saatte ama düşüne düşüne 1 gün bile sürmeden okuyabileceğiniz ve uzun süreli etkisinde kalabileceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ve eklemek isterim ki bu yazarın düşüncelerini keşfetmek, geleceği ve bugünü keşfetmek , anlamak olacağı için bundan mahrum kalmayın ve yazarla yeni tanışacak olanlara yada Wells’in henüz bu eserini okumamış olanlara mutlaka bu eserini okumalarını tavsiye ederim. Wells’in bilimkurgu alanında ki amacını da kısaca bahsedecek olursam gelecekte çılgın fikirler oluşturmak yerine toplumsal sorunların da mesajını vermeyi amaç ediniyor. Salt bilime değil aynı zamanda sosyal konuların üzerine de mesajlar vermek istiyor.

Şunu da eklemek isterim ki zaman makinesi eserinde ki gibi sonu biraz boşlukta, bağlanmamış durumda buldum fakat anlatılan hikaye o kadar başarılı ve etkileyici ki bunun sizi fazla üzmeyeceğini düşünüyorum.

Ayrıca ek olarak şunlara değinmek isterim;
Platonun mağara hikayesini bilenler yada duyanlar vardır ki ben de bir kısmını arkadaşımdan öğrendiğim kadarını açıklayacağım. Bir mağarada zincirlerle bağlanmış ve sabitlenmiş olan insanlar sırtları mağara girişine dönük bir bir haldeler iken dışarıdan yansıyan ışıkların mağara duvarında ki oluşturduğu gölgeleri gözlemleyip bunlarla birlikte hayatları üzerine fikir yürütürler. Bir süre sonra zincirlerden kurtulabilen bir kişi mağaranın kapısına kadar gelip , dünyanın farklı eylemlerinin somut , gerçek boyutlarını görerek fikirleri değişir bunun üzerine dönerek bunu zincirli haldeki arkadaşlarına anlatması üzerine onu kimisi deli kimisi ise yalancı olarak yaftalar ve şiddetle karşı çıkarak inanmazlar kendisine.

Ve birde Saramago'nun körlük kitabını okuyanlar da varsa bilirler ki, toplumda körlük hastalığına yakalanan herkesin aslında görmenin sadece gösterilen veya göz önünde bulunanın arkasında da farklı gerçekleri olduğunu , bunu düşünerek hissederek ve anlayarak görmenin önemine değinmiştir.

Körler ülkesi kitabının da bu hikayelere benzeyen noktaları olduğunu eklemek istedim. Verilmek istenen mesajın birbirine yakın olduğunu düşünüyorum.

''İlerlemeyi, bizi şikayet edenler borçluyuz. Memnun insanlar hiçbir değişiklik istemezler.'' Wells

Kitabın içinden beğenerek paylaştığım alıntılar bir arada buraya ekliyorum:
#29462707 - #29686266 - #29659878 - #29504183

Ayrıca Farklı Türleri Keşfet etkinliğinin de tarihini geçirmiş olsam da yine de etkinlik okurlarına sunarım bu kitabı.
Etkinliğin mimarı olan Necip Gerboğa'ya bu zengin etkinlikte farklı türleri keşfettiren yolculuğa bizleri çıkardığı için kendisine teşekkürlerimi iletirim, yolculuğumuzdan memnuniyet duyduğumu belirtirim.
İyi ve keyifli okumalar …