“ Yetmişlerin başından itibaren bu konuda bir paradigma değişiminden söz etmek mümkündür. Örneğin Herbert Blumer, Alfred Schülz’ün fenomenolojik sosyolojisine dayanarak, toplumsal sorunların artık nesnel ve sosyolojik ola­rak şüphe götürmez bir şekilde belirlenebilir yaşamsal koşullar ile toplumsal değersel düzen arasındaki çelişme olarak değil; insanların bünyesinde ancak “ varoluşlarına, 'yaşam hikâyeleri'ne ve kaderlerine sahip oldukları” (Blumer 1975: 112) toplumsal bir tanımlama sürecinin sonucu olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Gerçekliğin toplumsal inşası sosyolojik bir program haline gelmişti.
Sayfa 22·Kitabı okudu