Bu âleme şöyle bir baktığımız zaman her şeyin nisbi bir surette ya kuvvetli ya da zayıf olduğunu görürüz. Fareye nisbetle kedi kuvvetlidir. Kediye nisbetle aslan, aslana nisbetle de akıl sahibi olan insan daha kuvvetlidir. Bunu başka bir türlü ifade etmek de mümkündür. Akıl gücüne sahip olan insandan aslan, aslandan kedi, kediden de fare daha zayıftır. Bunu bitkilere de uygulayabiliriz. Kuvvetli bir ağacın altında bitmiş olan fidan fazla büyümez. Kuvvetin karşısında aczini, diğer ağacın üstünlüğünü kabul etmiştir. Gök yüzüne baksak da durum değişmez. Bizim kandilimiz, lamba-mız ve elektiriğimiz güneş ışığı yanında hiçtir. Gök yüzünde keş-
fedemediğimiz nice güneşler vardır. Acaba yıldız adını verdiğimiz bu güneşlerden hangisi en kuvvetlidir? Sayılmıyacak kadar çok olan gök-teki yıldızların bazısı bize daha yakın, bazısı da bize binlerce yılda ışığı gelecek kadar uzaktır. Acaba bunların en uzakta olanı hangisi? Görülüyor ki bizde bir en kuvvetli, bir en son olan, en yaklaşılmaz bulunan varlık düşüncesi vardır. Tabiatta bir en kuvvetlinin varlığını arıyoruz da niçin tabiatı var edecek kadar kuvvetli olan bir varlığın mevcudiyetini düşünmüyoruz? Küçük balığın büyük balık, küçük devletin büyük devlet karşısındaki aczini kabul ediyoruz da, niçin in-sanın tabiatı var etmekten âciz olduğunu her an hatırlamıyoruz? Eğer en olgun olan insanoğlu kainatı var etmekten yoksun ise , niçin kainatın bir ilk nedeninin, yaratıcısının, bir en kuvvetlinin mevcudiyetine inanmıyoruz?