Şükrü Keskin, bir alıntı ekledi.
7 dk.

Herkes kendi yalnızlığında yitik
Erir bir suskunluğun tüneklerinde
Hangi el aralar hangi yüz girer
İçimiz sevgilere kapalı nicedir
Dışımız eğreti yalan giysiler.

Bütün Şiirleri 1, Şükrü ErbaşBütün Şiirleri 1, Şükrü Erbaş
tabula rasa, bir alıntı ekledi.
12 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Handicape" kelimesini sevmiyorum. Bu İngilizce bir kelime ve "şapkanın içindeki el" anlamına geliyor.
"Anormal" kelimesini de sevmiyorum, özellikle de bir ço­cuğa yakıştırıldığında.
Peki normal ne demek? Olması gerektiği gibi, insanın olma­sı gerektiği gibi, yani ortalama. Ortalamaya dahil olanları pek sevmiyorum, ortalamanın dışında olanları, üzerinde olanları ve elbette, altında olanları tercih ediyorum, sonuçta herkes gibi değiller. "Diğerleri gibi değil" ifadesini tercih ediyorum. Çünkü diğerlerini her zaman sevmiyorum.
Diğerleri gibi olmamak, bu illa ki diğerlerinden daha az iyi olmak demek değil, diğerlerinden farklı olmak demek.

Nereye Gidiyoruz Baba?, Jean-Louis FournierNereye Gidiyoruz Baba?, Jean-Louis Fournier

YILDIZLAR DA ÖLÜR
Hiç düşündünüz mü?Neden yaşıyoruz biz?
Başarı?Sevdiklerimiz?Hobilerimiz?Emeklerimiz?Zorunluluklarımız?İşimiz?Hedeflerimiz?Dostluklarımız?
Bu cani,cehalet fışkıran,herkesin kendisini bir üstünlük,bir dahilik olarak gördüğü bu dünya neden bizim için bu kadar önemli?
Kim bilir?Belkide bir raddeden sonra önemsiz..
Issız ve hırçın bir sonbahar günü yaşanmaktaydı.Rüzgar insanın dişlerini titretecek kadar cesurca gelip geçiyordu.Ayın en soğuk rüzgarı olmalıydı bu.Kızarmış yaprakları yaşamlarından usandıran bir rüzgardı.
Defne,camdan gelen rüzgar ile kollarını kavuşturdu.İçinin titremesi rüzgar ile iki kat daha arttı.Havayı soluyup gözlerini yeşile manzarası olan pencereden çektikten sonra aynada kendi görüntüsünü gördü.Pembe,kilo almış olmasına rağmen ona bol gelen ipek geceliği,onun üzerinde özensizce giydiği ve bu yüzden omuzları düşmüş yine pembe sabahlığı,dağınık kızıl saçlarındaki neredeyse düşmek üzere olan kırmızı kurdelesi ile tam yeni anne olmuş bir bireye dönmüştü.Yüzünü saymazsak..
Gözlerinde mor ve kırmızı ikamet ediyordu.Mor çizgiler gözünün dışını,kırmızı çizgiler ise içini esir almıştı.Göz bebekleri dahi titriyordu.Yüzü beyaz değildi,beyaza yakın da değildi.Tam olarak sarıydı.Sapsarı.Az sonra ölecek bir insan gibi soğuktu bedeni,Ömer İplikçi'nin su gibi Defne'si o olmadan buz gibi olmuştu.Elleri bozuk bir saatin saniye göstergesinden farksızdı ve derisi daha da kemiklerine yapışmıştı.
Camı kapattı.Odada göz gezdirdi.Krem rengi duvarlar pembe süslerle kaplanmıştı.Masanın üzerinde bir kaç ikram vardı ve dağınık bir biçimde öylece duruyorlardı.Kapının üstünde pembe tüller ve yapma pembe güllerle bezenmiş Hoşgeldin Bebeğim yazılı kapı süsü duruyordu.Yatağı dağınıktı,aynı zamanda soğumuş olduğuna da emindi Defne.
Yarım saattir hemşirenin kızını getirmesini bekliyordu,bu soğuk odada kızını ilk ve son kez görebilmeyi bekliyordu.Doğum yapalı da yarım saat olmasına rağmen yorgunluğuna aldırmamış sabırsızlıkla turluyordu dört duvar arasında.Bebeğini doğumda tam olarak görememişti.Hoş,görse bile hayalindeki doğum sahnesini kesinlikle yaşamamıştı.Ömer yoktu.Ömer makinelere bağlı yaşıyordu.Ömer'in kalbi çalışamazken,Defne de anne olduğuna mutlu olamıyordu ne yazık ki.Ömer'in rahatsızlığı yüzünden henüz kızına ad bile bulamamışlardı.Ah,hayat hiç masallardaki veya filmlerdeki gibi değildi.
Kulağına dolanan ayak seslerinin üzerine arkasına döndüğü an göz yaşları boşalmaya başladı.Bu kadar ani ve duygusal bir tepki beklemiyordu kendisinden.Şimdi karşısında duran bu güzellik,bu Allah'ın lütufu onun bir parçası mıydı?Bir minik Defne ve Ömer miydi bu karşısında duran minik aşk.
"Ayaklanmışsınız Defne Hanım."
Defne hemşirenin dediğini duymayarak,kucağından aldı o minik canlıyı.Bu,tarif edemediği şey.Nasıl kokuyordu böyle,bu koku neydi böyle?Cennetin bile bu kadar güzel kokabileceğini düşünmüyordu.Bahar boyunca aldığı en güzel kokunun,Ömer'in kokusunun hayatının en güzel kokusu olacağını varsayarken bu koku neyin nesiydi?Kesinlikle yasaklanmalıydı.
Omzuna yatırdı başını.Elleri,karnı ve bacakları göğsüne yaslanmıştı.Ne kadar da minikti böyle.Gördüğü bütün bebeklerden daha eşsiz gözüküyordu.Derin bir nefes verdiğinde hemşire daha sonra geleceğini belirtip çıkmıştı odadan.Tekli,sarı koltuğa oturup yaslandı Defne.Omzundaki tırnağı kadar olan minik parmakları öptü.
"Annem.."demesiyle hıçkırıkları boğazından kaçtı.Canında bitmek bilmeyen bir sancı vardı.Nasıl bırakacaktı şimdi bu güzelliği .O an iki canın olduğunu anladı.Biri kendisi,biri de kızı.İlk andan itibaren kızının canı olmuştu mevzu.Şimdi kucağında uyuyan bu varlık,nasıl bu kadar kutsal olmuştu.İlk andan itibaren bu kadar önemli olmayı nasıl becerdiği hakkında hiçbir fikri yoktu,
"Kızım.."derken nefes alamadı.Bedenin her tarafı,her bir parçası uyuştu.Minik ensesine eğilip doyasıya kokladı.Ömrü boyunca bu kokunun içinde yaşamak istiyordu fakat ömrü hesaplamalarına göre birkaç saat sonra bitiyordu.Toparladı kendisini.Kızıyla yapacağı ilk,son aynı zamanda da tek konuşmasına hazırlanırken sırtını sıvazladı,
"Ben..Ben senin annenim güzellik.Yüzünü,kokusunu,sesini hiçbir zaman bilmeyeceğin,hatırlayamayacağın annen."bir damla yanağında huzur buldu,göğsünde huzur bulan minik bebek gibi.Nefesini düzenledi,ağlamamak için kendini sıktı.Kendisi gibi kızıl olan,varla yok arası saçlarında dolaştırdı ellerini,
"Çok seviyorum ben seni..Bunu ne ben anlatabilirim,ne de sen anlayabilirsin kızım.Biliyorum,biliyorum çok kızacaksın bana.Nefret edeceksin,beni hiç sevmemiş diyeceksin.Hemen gitmiş diyeceksin.Ne desen haklısın,ne yapsan haklısın.Ama belki bu konuşmam,kalbinde ufak da olsa bir iz bırakırsa,seversin beni.Beni sev olur mu anneciğim.Yanında olamasam da yüreğinde olayım.O çiçek kalbinde bana da yer ver olur mu?Ara sıra beni hatırla,ben dayanamam.Biliyorum annelik sadece doğurmak değil,biliyorum ben seni annesiz bırakıyorum fakat anneciğim bana inan yapmak zorundayım bunu.Allah Kahretsin yapmak zorundayım.Yoksa baban gidecek bitanem.Babansız biz olamayız güzel kızım.İnan ben deliririm.Ben sana bakamam zarar veririm,düşünebiliyor musun?Tamam düşünemiyorsun.Bende düşünemiyorum artık "
dedi buruk bir gülümsemeyle,devam etti ardından,
"Sen ve baban benim her şeyimsiniz anneciğim,siz benim canımdan ötesiniz.Bu kastettiğim nefes almamı sağlayan havadan çok daha üstün bir şey.Seni bırakıyorum diye sakın kötü düşünme olur mu?Ben istemez miyim senin ilk adımlarını görmeyi?Bana anne demeni,sarılmanı,okula gittiğinde senle gurur duymayı,ilk aşkını gelip heyecanla bana anlatmanı,senin ergenlik triplerini sanki bir mükafatmış gibi çekmeyi,sen evlenince arkandan ağlamayı,hatta torunlarıma bakmayı ben istemez miyim?!İstemez miyim kızım?İstemez miyim?Ben asla terk etmiyorum seni,sadece insanlar bir zaman sonra fazlalık olurlar.Ben baban için gidiyorum.Ve biliyorum ki baban tüm ömrünü sana adayacak.Sen babana,baban da sana emanet kızım.Bu arada sana bir sır,ben hep gökyüzünde olacağım.Her yıldızda görebilirsin anneni.He bir de senin ve babanın kalbinde olmayı umuyorum.Adil ol,dirençli ol,pes etme.Sev,hayatı sev.İnsanları sev.Hayal etmekten kaçınma.Hayal kurmazsan bir yere varamazsın.Kaybedebilirsin,ama bu bir daha kazanmayacağın anlamına gelmez.Sen benim en güzelimsin,en güzel anım en güzel mirasımsın.Bu kadar kısa sürede kalbim olduğun Hoşçakal anneciğim,hoşçakal bebeğim, hoşçakal kızım.Seni seviyorum,sizi seviyorum,çok seviyorum."
Hıçkırıklar arasında kızını bıraktı minik beşiğe.Yanağına bir buse kondurduğunda açılan o gözler ile ağlamasının şiddeti ikiye katlandı.Başını fazla ağırlık vermeden minik bebeğin karnına koydu.Artık kendine yakştıracak bir sıfat bulamıyordu.Çaresizlik dağının zirvesine tırmanmıştı.Kucağına aldı kızını tekrar bu kez ninni söylemek için,
Bebeğini tekrar beşiğe koyup ses kaydını kapattı Defne.İçinde kalbini Ömer'e bağışladığına ve dokularının uyuştuğuna dair belgelerinin olduğu zarfı yatağının üzerine koydu.
Hastanenin çatısına çıktığında Ömer ile vedalaşamadığı için oldukça buruktu.Sevgilisinin kalbi rahatsızken ona bir kalp bağışlayacağı,kalbini vereceği için çok ufak bir mutluluk kırıntısı da vardı içinde.Elindeki silaha baktı.Demek her şey şimdi şu an bitiyordu.Fazla uzatmayacaktı bu zehirli anı.Son kez dua etti,çocuğu ve Ömer için.
Silahı başına doğru getirdi.Şu an başının sol kısmında silahı hissedebiliyordu.Derin bir nefes aldı,Ömer'i düşündü.Kızını düşündü,mutlu olacaklarını düşündüğünde tetiğe bastı.İşte hayat aslında bu kadar basitti.30 seneyi 1 saniyede bitirecek kadar.
***
"Defne!Kızım koşma artık lütfen,hasta olacaksın sonra terledin."Ömer sahile kıyısı olan gökkuşağı renklerinin hükmettiği parkta minik kızının peşinde dolanıyordu.Sağ elindeki kızının bordo hırkasını iki eliyle kavrayıp açtı.Büyük adımlar ile kaydırağın yanında olan -kaydırağın tepesine tırmanmaya çalışan-kızının yanına gitti.Diz çöktü önünde ve hırkasını giydirdi,
"Ya baba,hava çok sıjak"
Belinden düşen minik, yırtık kot pantolonu,beyaz,üzerinde küçük bir elektro gitar rozeti olan tişörtü,kıvır kıvır kızıl saçlarının üzerine taktığı,babasına az önce yolda gördüğü seyyar satıcıdan aldırdığı şapkayla tam bir erkek çocuğu,tam bir defo görünümünü oluşturuyordu.Ömer kızının bal rengindeki gözlerine baktığında Defne'ye ne kadar benzediğinin ve ne kadar özlediğinin farkınavardı.
"Hasta olunca da çok soğuk diyorsun sevgilim."
Aşık olduğu kadın Defne, öldüğünden beri yaşama tek tutunmasını sağlayan tek şey kızı Defne'ydi.Kızı onun her şeyi,hatta her şeyden bile fazlasıydı.Defne'nin emaneti onun bir parçasıydı.
"Off,baba ya!Çocuk olmak çok zor diyorum hiç destek olmuyorsun."
Ömer kızının yanağına ıslak bir öpücük kondurdu.Saçlarını elleri ile geriye attığında Defne'nin saçıyla oynadığı,o güzel saçlarını sevdiği anlar canlandı gözünde.
"Babalar her zaman doğruyu söyler Defnem.Hadi biraz daha oyna,sonra da Sinan amcanlara gideceğiz.Bak orada Lara ablan,İpek bebek.Hem de Toprak da var."
Kaydırağa çıkmayı beceremeyince babasının omuzlarına tutunup aşağı indi Defne.Ellerini cebine soktu,dudaklarını büzdü,
"Ben Toprak'ı sevmiyorum baba.Bebek gibi,çok çocukça davranıyor."
Ömer gülümsedikten sonra kucakladı kızını.Tekrar tekrar öptü,
"O da senin gibi 4 buçuk yaşında sevgilim.Seninde çocuk gibi davranman gerekiyor."
Derin bir nefes aldıktan sonra kollarını babasının boynuna daha da sardı,
"Onun kendisine bakabilecek,babasıyla ilgilenecek,evi mutlu edecek,başından ayrılmayacak bir annesi var baba.Benim annem yok,benim hem kendime hem de sana bakmam gerekiyor.Çocuk değilim ben."
Ömer derince baktı kızının gözlerine.Şükretti içinden Allah'a.Defne gitmişti,gideli çok olmuştu.Fakat böyle bir canlıyı dünyaya bağışlayarak gitmişti.
***
2 gün sonra
"İyi ki doğdun Defne!İyi ki doğdun Defne!İyi ki doğdun iyi ki doğdun,mutlu yıllar sana.."
Çıplak gözle bakacak olursak çevredeki Defne hariç herkes mutluydu.Kutlanan onun doğum günüydü fakat gülümsemeyen ve bitkin duran tek kişi de oydu.Pastayı üflemek hiç içinden geçmiyordu.Bugün annesinin ölüm yıldönümü olduğunun farkındaydı ve tek yapmak istediği babasının dizlerine uzanıp,saatlerce annesini konuşmaktı.Bu kalabalık,iki üç ikram ve süs değildi.Yaşının iki katı düşünüyordu.Küçük geçmişi onu geleceğe çok iyi hazırlamıştı.
Oldu olası bir kız gibi davranmamıştı.Aklı bir şeyler almaya başladığından beri babasını örnek almış.Onun gibi sert ve dürüst olmuştu.O üzülünce Defne de üzülmüş,sevinince o da sevinmişti.Gömlek giymeyi çok seviyordu.Düz renkte baskısız tişörtler mesela.Oyuncak oynamazdı.Gün boyu kağıtlar ile uğraşır,katlar,boyar,çizerdi.
Kendini koltuğa attı mutsuzlukla dizlerini kendisine çekti.Ağlamadı.Ağlamak istemedi.O küçük bedenine ağlamayı yediremedi.
Bu duruma karşılık Ömer'in sahte gülüşü de kayboldu.Büyük masanın etrafından dolanıp,kızının yanına gitti.Önünde diz çöküp ellerini dizini koydu,
"Bitanem neden böyle yapıyorsun?"
Yüzü daha da düştü Defne'nin.Gözünden bir damla yaş aktığında Ömer'in canı öyle yandı ki.Hayatının tek temel kuralı kızını üzmemekti.Onun bir damla göz yaşına canını verebilecek durumdaydı,Defne saçlarını eliyle geri itti,
"Baba,insanlar neden birinin ölümünü kutlar?"bu sefer Ömer'de dayanamadı.Gözyaşları sızarken kızını kucakladı.Birinin yokluğu en fazla ne kadar sancılı olabilirdi ki?Defne ıslanmış yanaklarına silmişti,
"Baba bana birkaç tane fener ve battaniye verir misin?"
***
Gece olmuştu.Ömer,Defne'yi yatırmıştı fakat kendisi beş senedir her zaman olduğu gibi uyuyamayacaktı bu gece de.Hayat onunla savaş veren bir rakip olmuştu.Canından vurmuştu onu.Defne gitmişti.Kendisi için.Nasıl ince ruhlu bir kadına aşık olmuştu Ömer,sevdiği adam için canını verebilecek kadar sadık bir kadın olabilir miydi?2 kişiye hayat verip de gidecek kadar iyi yürekli bir kadına nasıl aşık olabilmişti katı yüreği.Defne Ömer'e çok fazlaydı
Umutsuzdu bu gece yine,mutsuz,soluk,renksiz.Boğazının kuruduğunu hissettiğinde su içmek için aşağı indi.Mutfağa girdi.Su sesi kulaklarında yankılandı.Bardağı masaya koyduğunda camdaki ışıklar gözüne çarpmıştı.
Hızlıca bahçenin kapısını açtı.Şaşırdı gördüğü şey ile.
Küçük kızı bugün aldırdığı fenerlerin hepsini gökyüzüne doğru yerleştirmiş,battaniyeyi ise yere sermişti.Yere uzanmış yıldızlara bakıyordu.Ömer'in ayak seslerini duyduğunda ayağa kalktı.Ömer koşar adımlarla yanına geldi.
"Bunlar ne Defne!?"Huzurluca gülümsedi küçük kız.
"Hani sen demiştin ya bana baba.Annen en parlak olan yıldız,gökyüzünde.Belki o da karanlıktan korkuyordur benim gibi?Fenerler sayesinde aydınlanır.Üşürse de aşağı iner bu battaniyeye sarılır."
Konuşamadı Ömer.Yüreği sızladı sadece.Kızını göğsüne çekip gece boyu hıçkırarak ağladı.

Şirvan Tıflı, bir alıntı ekledi.
25 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

İyileşmekten kim bahsetti ki? Burada hiç kimse hasta değil ki, sadece burada herkes kendi dünyasında yaşıyor.

Freud'un Kız Kardeşi, Goce Smilevski (Sayfa 165)Freud'un Kız Kardeşi, Goce Smilevski (Sayfa 165)
Şirvan Tıflı, bir alıntı ekledi.
27 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Ölümün yaklaştığı insanlara bakarken, ölürken her kesin farklı olduğunu ama yine de herkesin birbirine benzediğini düşündüm. Herkes nefes vererek can veriyor, fakat herkes kendine göre nefes veriyor.

Freud'un Kız Kardeşi, Goce Smilevski (Sayfa 158)Freud'un Kız Kardeşi, Goce Smilevski (Sayfa 158)
YÛZARSÎF, Küçük Prens'i inceledi.
33 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Herkes için aynı şey değildir yıldızlar.Örneğin yolculuk edenler için yıldızlar birer klavuzdur.Başkalarına göre gökteki küçük ışıltılardır.Bilginler içinse çözülmesi gereken problemlerdir.Benim iş adamı için altındı.Ama bu yıldızlar suskundur.Kimseninkilere benzemeyen yıldızların olacak senin./syf 96.

Duru Ezel, bir alıntı ekledi.
34 dk.

Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum...

Sevişmenin Hiçbir Riski Yoktur içinde Aşk Yoksa, Çisel OnatSevişmenin Hiçbir Riski Yoktur içinde Aşk Yoksa, Çisel Onat
Cüneyt Yıldız, bir alıntı ekledi.
45 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kimse bilinmezden korkmamalı, çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir.

Simyacı, Paulo CoelhoSimyacı, Paulo Coelho

Spoiler Içerir ....

Insanın Anlam Arayışı ...Avusturyalı
Dr .Frank'in 2.Dünya Savaşı sırasında kurulmuş Auschwitz toplama kampında yaşam mücadelesini,izlenimlerini,hayatta kalabilmek için geliştirdiği Logoterapi kavramını konu alıyor .Kitap genel olarak 3 bölümden oluşuyor .Birinci bölümde yazarın toplama kampindaki deneyimlerini,İkinci bölümde geliştirdiği Logoterapi tekniğini,üçüncü bölümde de insanın çektiği en çetin acılara rağmen optimist(iyimser)kalabilmesini konu alıyor .

2.Dünya savaşına ilgim var .Bu konuda bir çok kitap okudum ...Mümkün mertebe konu alan filmlerini izlemeye çalışırım .Bu kitabı okumamda etken olan şey yazarın o zorlu günleri kendisinin yaşayıp ,o kamplardan kurtulmayı başarmış olması ...

Gelelim yazarın da bahsettiği dünyanın en büyük soykirimlarindan birinin yaşandığı Auschwitz toplama kampında insanın nutkunun tutulduğu,insanlıktan çıkıp hayvanlardan bile daha aşağıya düştüğüne kaniniz donarcasina şahit olacaginiz,saskinliginizi gizleyemeyeceginiz hadiselere....

Hayatınız trenden indikten sonra bir parmak işaretine bağlı ...Üst üste yigilan halk durmaksızın ilerleyen ,yemek ve su verilmeden geçen uzun tren yolculuğundan dolayı halk zaten ölümün esigindedir .Herkes yanına en değerli eşyalarını alıp çalışmaya gideceğini düşünür .Kendilerini bekleyen hazin sondan bi haber olan insanlar kampa gelince eşyalarına el konulur,çalışma bitince geri verileceği söylenir .Hiçbiri geri verilmeyecektir.Naziler değerli eşyalarına el koyacaktir...Öyle ki kampa toplanan insanlardan genç ve sağlıklı olanları çalışmaya gönderilecektir .Yaşı küçük ve calisamayacak derecede yaşlı olanlar ve kusurlu adledilenlerin sözde banyo bahanesiyle soyunmalari istenip ,gaz odalarına alınıp krematoryumlarda cansız bedenleri kül olmaya bırakılır .Külleri sabun yapımında kullanılır .Bir kısmı tarlalarda gübre olarak değerlendirilir .Saçları kumaş fabrikalarina ,kumaş yapımında kullanılır. Altın ve gümüş olanların dişlere el konulur .Kadınların bir kısmı ve ikiz bebekler kisirlastirmadan gen değiştirmeye kadar korkunç deneylerde kullanılır ,çoğu yaşamını yitirir .Kural dışı bir davranışta bulunan ya infaz edilir ya da gece boyu ayakta bekletilerek dolaşım sistemleri iptal edilip sabah olunca tekrardan çalışmaya zorlanır .Bodrum katlarda kıtlık odalarında yemek verilmeyerek açlıktan olmeleri beklenir ...

Dr .Frankl işte tüm bu bedensel ve ruhsal acilarin üstesinden gelip ,hayatta kalabilmeyi basarabilmistir ...Logoterapi Tekniği (Anlam Terapi) ile hayatta her koşulda insanın bir yaşama umudu,amacı ,anlamı olması gerektiğini savunur .Hayatındaki yaşama amacını bulamayan insanların varolussal boşluk (vakum)olarak adlandırılan anlamsizlik duygularininin kişiyi depresyona ,intihar,tükenmişlik,saldirganlik gibi egilimlere surukleyebilecegini ifade ediyor .
Hayatında yaşamı amacını bulanlarin yaşama direnclerinin ve motivasyonlarinin her daim daha yüksek olduğunu belirtiyor .

Dr.Frankl da bu toplama kamplarında eşini,ailesini kaybetmiş,onlardan hiçbir şekilde haber alamamış .Buna rağmen yaşama tutunmasinin sebebini ailesine karşı duyduğu derin sevgiye bağlı olduğunu,sevginin özüne ulaştığını,sevdiklerini onlar olmasa bile ruhunda taşıdığını ,benligiyle butunlestirdigini ifade ediyor .Insanın mutlu olmak için birçok nedeni olduğunu,yeter ki anlam arayışında olmamız gerektigini,acılardan utanmamamiz,gozyaslarimizi gizlemememiz gerektiğini aksine acilarimizin da bizim bir parçamız olduğunu ifade ediyor .En cetin koşullarda bile "acılarla mucadelemizde ya İnsan oluruz ya da insanligimizdan oluruz "ifadesiyle acıda bile bir anlam bularak onurlu bir insanlık sergilenebilecegini ifade ediyor .Umut ,sevgi ,inanç ile herşeyin üstesinden gelmek mümkün ...Hatta şöyle bir örnek veriyor aynaya baktığımız zaman dışında kendimizi görmeyiz .Sadece aynaya baktığımızda odak noktası kendimiz oluruz.Bundan dolayı İnsan kendisine ,acılarına,negatif durumlarla yaşamasını bilip ,aynayı kenara bırakarak ,özünü aşkın sevdiği bir dava,ideoloji,evlat,sevgi,umut ne ise onunla hayata güçlü tutunabilecegini,olanca essizligiyle insanı yaşamak yani sevmek gerektiğini savunuyor .

Kitabı sevdim beni başka düşüncelere sevk etti .Bilemiyorum, galiba ben kitaplara fazla anlam yüklüyorum ...Peygamberimizin bir hadis-i şeriflerinde insan fıtratını benzettiği süt, kimyasal bir işleme tabi tutulmaz, yani peynir, tereyağ, yoğurt vs. olmazsa süt olarak varlığını sürdüremez, kokuşur. İşlenerek çelik haline gelmeyen demir paslanır.
İnsan da öyle ......

Kuranı Kerim , bilirsiniz ala-yi illiyin 'in karşısına esfeli safilini koyar .Yani asagilarin aşağısını.."Belhum adal "tabiriyle hayvanlardan da aşağı bir mertebeyi işaret eder .Yani mahiyetindeki cevheri ortaya cikaramazsa varlık mertebelerinin en dibine
yuvarlanır ..İnsan olarak kalamaz,hayvanlasir,canavarlasir,
vahsilesir ..


Ahh İnsan...Komurle elmas,gölge ile asıl,Dünya ile ahiret arasında tercih yapmak zorunda kalan İnsan...
Aslında yaşananlar bize çok uzak değil ;zulüm,adaletsizlik,savaslar,soykirim...hala varlığını surdurmuyor mu...Dünya adeta bir toplama kampı ...Değişen insanlar,değişmeyen Hakikat !...

Keyifli okumalar ....:))