CEM AKDAG, Hadrianus'un Anıları'ı inceledi.
23 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Oldukça uzun zaman önce İzmir'e bir deplasmana gitmştim , Efes Oteli'nin yakınlarında küçük ama vitrininde bana hitap eden kitaplar sergileyen bir kitapçıya girdim ve "Marcus Aurelius anıları" kitabını aldım . Çok ilgimi çekti. Aradan yıllar geçtikten sonra Marcus'u yerine tayin eden ve Edirne'yi kuran ünlü Hadrianus'un bu kitabını bulunca gerçekten büyük şevkle okumaya başladım . Önce, monolog şeklinde yazılması bu şevkimi kırdı . Ancak kitabın arka kapağında yazan metini okuduktan sonra kitaptan çok tat aldım.

( Hadrianus, Marcus'u, oğlunun kızı ile evlendiriyor ve cesar olma yolunda engelleri bu yolla kaldırıyor )

LY tarafından yazılmış metinin bir bölümünü buraya geçiriyorum;
"Ama ben bu büyük imparatorların nasıl adamlar olduğunu hep merak etmişimdir. Düşünsenize , dünyanın en büyük gücü elinizde. Ne yaparsınız? Kendinizi kaybedip, çılgınlığa mı kapılırsınız ?
Tek lafınızla adamların kaybolabildiği , keyif için şehir yaktığınız , herkesin ayağınıza kapandığı dönemlerden söz ediyorum. Hayal etmesi bile bana zor gelirken, işte çıkıyor biri, mesela Yourcenar, kalakalmış tüm tarihsel belgeleri ,bilgileri didik didik ediyor ve roman yazıyor.
Elbette Hadrianus bu değil. Bu Yourcenar'ın Hadrianus'u. Ve işte görkem burada başlıyor : Bir imparatorun günlük çilelilerini ,acılarını , düşüncelerini düşünmeye çalışan yazara eşlik ediyorsunuz. Stoacı felsefe izi var mı? Belki. Hele de Hadrianus'tan sonra imparator olacak olan , ve romanın bir mektup gibi kendisine yazıldığı Marcus Aurelius'un anılarını düşünürsek. Okuyun , imparator neye benzermiş , bir düşünün derim.

HadRa, bir alıntı ekledi.
26 dk. · Kitabı okuyor

Beni taklid eden benden değildir diyen Ebu Hanife gibi bu özgür düşünceli dört adamı herkesin fikren tapması gereken dört put haline getirdiler. Dinin sahibinin rızası olmadan bir din yonttular.

İbrahim'le Buluşma, Ali Şeriati (Sayfa 86 - Fecr Yayınevi)İbrahim'le Buluşma, Ali Şeriati (Sayfa 86 - Fecr Yayınevi)
Ahmet Can, bir alıntı ekledi.
29 dk.

Adamın biri bir kadına tutulur. Günün birinde kadın bir iş için yolculuğa çıkar.

Adam de peşine takılır. Kafilenin mola verdiği bir sırada yol arkadaşlarının uykuya dalmalarını fırsat bilerek kadınla başbaşa kalmayı başaran aşık, ona sırrını açar.

Kadın adama «bak bakalım herkes uyuyor mu» der.
Bu sözü, karşı tarafın arzusuna râm olmak üzere olduğu şeklinde yorumlayarak sevince kapılan aşık derhal yerinden fırlayarak kafilenin etrafında bir tur atar.

Herkesin mışıl mışıl uyuduğunu görür. Kadının yanına dönerek «evet, herkes uyuyor» der.

Bunun üzerine kadın adama «acaba Allah hakkında ne dersin, o da mı uyuyor» diye sorar.

Adam «Allah uyumaz. O'nu hiç bir zaman ne uyku ve ne de uyuklama hali yakalamaz» diye karşılık verir.

O zaman kadın der ki, «insanlar bizi görmüyorsa da şu anda uykuda olmayan ve hiç bir zaman uyumayan Allah bizi görüyor. Buna göre asıl O'ndan korkmalıyız»

Kadının bu sözleri üzerine adam Allah'dan korkarak tuttuğu kötü yoldan vazgeçer de kadının yanından ayrılır, evine döner.

Öİdüğü zaman bir tanıdığı onu rüyasında görür, «Allah sana nasıl mu-amele etti»diye sorar.

Adam «Allah'dan korkarak o günahı işlemediğim için O beni affetti»diye cevap verir.

Kalplerin Keşfi, İmam Gazali (Sayfa 12)Kalplerin Keşfi, İmam Gazali (Sayfa 12)

Bazı kitapları değerlendirirken, diğer okuyuculara net fikirler versin diye objektif davranmaya çalışırım. Benim gözümden, eğrisi doğrusu neyse onu belirtirim elimden geldiğince. Ama bazı kitaplar da var ki, onlara duygusal yaklaşmamak elde değil. Sonuçta profesyonel eleştirmen değilim ve burada da zaaf göstereceğim bir konu var halihazırda: Futbol.
Futbolla ilgilenen bir çoğumuz, çocukluk veya delikanlılık çağlarımızda şunu bir kez de olsa aklımıza getirmişizdir: Biz kendi ülkemizin futbolunda kendimize yer bulamıyorsak, öte yandan yetenekli olduğumuzu düşünüyorsak, acaba başka bir ülkede, mesela futbolun nispeten az ilgi gördüğü bir yerde oynasak nasıl olurdu? Bu fikirle kendimizi hayaller alemine daldırır, haritada yerini gösteremeyeceğimiz yerlerin futbollarında, kendimizi o toprakların Sheva'sı, Pirlo'su, Maldini'si veya Oliver Kahn'ı hayal ederdik. İşte bu adamlar işi hayalden öteye taşımışlar. Bizim milletin kronik rahatsızlığıdır zaten. Hayal eder ama bir şekilde eyleme dökemeyiz, elin adamı ise canını dişine takıp hayalinin peşinde koşar.
İki sıkı dost, Paul ile Matt, İngiltere'nin turnuvaya katılma ihtimalinin, Andorra gibi güçsüz bir takımın Rusya'yı yenmesine bağlı olması sonrasında bir karar verirler: Futbolda güçsüz bir ülke bulup o ülkenin vatandaşı olacaklar ve milli formayı giyecekler. Fikir güzel, lakin bürokrasi ve kurallar diye bir şey var. Sonrasında kafalarındaki roller biraz değişime uğrasa da hedeflerine doğru ilerliyorlar ve o ülkeyi buluyorlar: Mikronezya Federal Devletleri'nden küçük bir ada ülkesi Pohnpei. Kitabın adını gördüğümde bunu bir kişi adı sanmıştım ama sonrasında öğrendim ki ülkenin adıymış. O kadar bilmediğim bir ülkeydi yani. İşte yağmurlarla ve nemle yoğrulmuş, tarihi boyunca türlü ülkelerin gelip geçtiği, savaşlar, isyanlar ve sömürgeler sonucu bugünlere gelmiş bu topraklar, artık futboluyla kendini ispat etme yoluna girecektir kahramanlarımız sayesinde. Yalnız her yabancının, bilmediği bir yerde başına gelebilecek türlü zorluklar ve olaylar, bizim iki İngiliz kafadarın başına da gelecek haliyle. Her şey güllük gülistanlık olacak değil ya. Hikaye bu doğrultuda ilerliyor ve bizimkilerin amacı, tarihinde hiçbir resmi galibiyeti olmayan bu ülke takımına bir galibiyet de olsa kazandırabilmek.
Kitabın anlatımı akıcı ve güzel. Çeviri de hoşuma gitti, aksaklık göze çarpmıyor. Amatör ruhu ve bu ruha eşlik eden heyecanı, azmi ve başarıyla gelen katıksız sevinci derinden hissediyorsunuz okurken. Tek sorun, karakter fazlalığı oldu benim için. Ama okurken bir yerden sonra aşina oluyorsunuz isimlere ve karakterlere. Hatta içlerinden kendinize yakın hissettikleriniz dahi çıkabiliyor. Futbolu seven herkesin okurken keyifli vakit geçireceğini düşünüyorum.

Herkesin Haziran'da Düğünü Var Fotoları Görüyorum İmrenmiyorum Acaba Bende mı? Bir Sorun Var Birinin Nişanı Oldu Çiçek Almış Sevdığine Onları da Görüyorum Yine İmrenmiyorum Ve Düşünmeden Edemiyorum Ben Kimden Hoşlanacam O Benden Hoşlanacak mı? Yoksa Karşılıksız mı? Kimle Evlenecem Çocuğum Olacak mı? Evlenebileceğim mi ?Yaşacam mı ?Ölecem mı? Nasıl Hayatım Gidecek Diye Kafamda Deli Sorular...🤔🤔🤔🤔🤔

Herkes aynı anda geceyi yaşar ama herkesin karanlığı farklıdır.

“İngiliz büyükelçisi Jane Marriot, İngiliz avam kamarasına sunduğu Arap dünyasında eğitim konulu raporunda mezunlar arasındaki farkların korkunç olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti: “En zeki öğrenciler tıp ve mühendisliğe gidiyorlar. İkinci derece mezunlar ise iş idaresi ve iktisat gibi bölümlere giderek birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar. Üçüncü derece mezunlar ise siyasete yöneliyorlar ve ülkenin siyasetçileri olarak birinci ve ikinci derece mezunlara hükmediyorlar.

Fakat eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisata tahakküm ederek, onları mevkilerinden indirip, isterlerse öldürüyorlar. Gerçekten dehşet verici olansa asla hiçbir okula gitmeyenler parlamentoya seçiliyor,kabile şeyhlerini kullanarak herkesin onlara itaat etmesini sağlıyorlar. “ (Çeviri: Kemal Yüksel)

Kayhan Kurul, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Ayık Sufiler
"Tanrı ayrı, dışsal bir gerçeklik ve yargıç değildi ama herkesin varlığının temelindeki varlıktı"

Tanrı'nın Tarihi, Karen Armstrong (Sayfa 335)Tanrı'nın Tarihi, Karen Armstrong (Sayfa 335)
Sinan Atıcı, Dublörün Dilemması'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 9/10 puan

Okumaya ilk başladığımda, ilk bir kaç sayfada tokat yemişe dönmüştüm. Çok hızlı, çok eğlenceli ve muhteşem kelime oyunları dahice kurgulanmış bir olay örgüsüyle (biraz erken ama) klasik olmaya aday olabilecek bir kitap. Belki de ilk kez böyle bir şeyle karşılaşmış olmamın etkisiyle olmuştur. Üzerinden oldukça vakit geçti, tekrar okuyup, bir daha değerlendirmek gerekli olabilir. Bunu okuduktan sonra aceleyle Korkma Ben Varım'ı edinmiş ve onu da bir çırpıda okuyup hayran kalmıştım. Sonrasında sabırsızlıkla ve büyük beklentiyle (belki de bu yüzden) beklediğim Ruhi Mücerret'i ise yarım bıraktım... Fazla dağıtmadan; herkesin, özellikle polisiye sevenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.

Cemile yılmaz, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Deliliğin herkesi, içinde kaybolunan bir körleşmeye sürüklemesine rağmen, deli bunun tersine herkese kendi gerçeğini hatırlatmaktadır; herkesin diğerlerini aldattığı ve kendinin de enayi konumuna düştüğü komedide, deli ikinci dereceden komedi, aldatanın aldatılmasıdır; mantığa dayanmayan kendi kaçık diliyle komedinin düğümünü komik bir şekilde çözen akıllı sözler söylemektedir: âşıklara aşkı, gençlere hayatın gerçeğini, gururlulara, küstahlara ve yalancılara işlerin sıradan gerçeğini söylemektedir.

Deliliğin Tarihi, Michel FoucaultDeliliğin Tarihi, Michel Foucault