Yazdığı her şarkıya bet sesimle eşlik ettiğim,yazdığı her satırı kana kana okuduğum,yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı,senaryosunu yazdığı her filmi usanmadan birçok kez izlediğim,milletvekilliğinde heyecanlandığım,köşe yazılarını merakla beklediğim,bu coğrafyanın aydını,entelektüeli,vicdanı Zülfü Livaneli’yi çok seviyorum.Bu roman kendisinin deyimiyle bir saygı duruşuysa bir okur olarak bu romanın her satırını okuyarak ben de Denizlere,Yusuflara,Hüseyinlere,68 kuşağına,ülkemin nice aydınlarına Livaneli sayesinde saygı duruşunda bulunuyorum.
27 Mayıs 1960,12 Mart 1971,12 Eylül 1980 Türkiye’de yapılan askeri darbelerdir ve önceleri,darbelerin olduğu zamanlar ve sonrasındaki zamanlar hayli acı barındırır.Her birinin öncesindeki olaylar Türkiye tarihi için kanayan yaralardır.Yargı, sorgu süreçlerinde yaşananların çoğu hâlâ açık yaradır.27 Mayıs’a doğru giderken gerçekleşen 6- 7 Eylül olayları,12 Eylül öncesi okullardaki kardeşin kardeşe kırdırılıp birbirini öldürmesi,12 Mart’a giderken sosyal hayattaki huzursuzluk,eylemler,daha önce örneği hiç yaşanmamış 9 Mart hadisesi,7.Filo protestoları...Tüm bu darbelerin gerçekleştiği zaman dilimi ve sonrası ise acı,buhran,her kesim içinse varoluş sorgulamasıdır.Bekle Beni 12 Mart 1971 askeri darbesini, tutuklanmaları,işkenceleri aydın kesimin sancısını,aydın kesiminin kırılma noktasını ve dönemin atmosferini yansıtır.68 Kuşağı diğer ülkelere göre Türkiye’de farklı bir nitelik barındırır;tamamen antiemperyalisttir.68 Kuşağının tüm kuşaklardan en büyük farkı benim fikrimce “dayanışmanın” en üst düzeyde olmasıdır.Onca eziyete, baskıya rağmen bu kuşağın aydın kesimi emperyalizme karşı duran tarafıyla dayanışmayı hiç bırakmaz ve Livaneli’nin romanında bu ayrıntıyı görmek mümkün.Roman karakteri Murat,hapishanenin çok zor koşullarında