Serinin ilk kitabı olan Angeliki ile Mehmet‘in aşklarının engeller karşında ve yaşanan trajediler içinde ne olacağını merak ederek bitirmiştim.Sirkeci Garı’nda.Birinci kitapta yer alan Maksim Gazinosu’ndaki Gönül Yazar’ın,meyhanedeki plaklarda çalan Zeki Müren’in,Müzeyyen Senar’ın,Safiye Ayla’nın,rebetikoların,kırılan camların,Beyoğlu’nun,roman karakterlerinin hıçkırıklarının ve kahkahalarının kulağımda kalan sesleriyle,içimdeyse bir buruklukla hemen serinin ikinci kitabı olan Bu Böyle Yarım Kalmayacak’a başladım.
“Sen benim son nefesimi çaldın’’diyen babaya üzülürken,”sen benim hayatımı çaldın“diyen kızına hüzünlenirken,kime hak vereceğimi son satırlara kadar bilemedim.
İkinci kitabın başları bir gidişin ve geride kalanların,bırakılanların üzerine kurulu.
İlkinde olduğu gibi bu kitapta acı yaşanmışlıklardan olan,bazı karakterlerin kararlarına,hayatlarına sirayet etmiş 6-7 Eylül’ün izleri vardır.Konuyla ilgili olarak on sekiz yıl önce Vasilis’in İstanbul’dan ayrılmasına karşı gelen Panayotis ile Vasilis’in konuşmasını alıntı olarak paylaşıyorum:
“İnsan toprağını terk eder mi hiç?”
“Asıl toprak insanı kusar mı be?”
Bu defa ağırlıklı olarak Rumca ve Türkçe şarkı dizeleri yine bölümlerin adını oluşturur. Bazılarıysa birbirine akmış,karışmış şarkılar.
Karakterlerin dönüşümü etkileyicidir.Örnek vermem gerekirse,zincirlerini kırmak isteyen Ayşe’nin eyleme geçmesi.
İlk kitapta vuku bulan olayların tesiriyle karakterler kendilerini suçlu hisseder.Suçlanan karakterlerinse varlıkları hüzünlü bir biçimde işlenir.İkinci kitabın başlarında karakterlerin,özellikle Ayşe’nin dramı biz okurlar için zordur.Karakterlerin neredeyse hepsi birer enkazdır.
Aşıkların ve birçok karakterin ikinci kitapta ayakları yere basmaya başlar;hayatın gerçeklerini kavramaları,kararları,sevme