Tüneldeki Çocuk

·
Okunma
·
Beğeni
·
2931
Gösterim
Adı:
Tüneldeki Çocuk
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053328056
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
“Sait Faik yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Gülhane Parkı’nda, ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul’un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur.

Tabii, bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.”
Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’dan
120 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Sait Faik'in son yazdığı öykü kitabıdır. Bu açıdan bakıldığında belkide son yazdığı öykü Uzun Ömer. Yine çok beğenerek okuduğum bir öykü kitabı oldu. Yazar bir yandan güldürürken bir yandan düşündürüyor. Her öyküsü bir yaşanmışlık her öyküsü bir ders niteliğinde. Salah Birsel'in son yazısında söylediği gibi Sait Faik durmadan oradan oraya dolaşan bir yazarmış. O kahve senin bu meyhane benim o köşe başı senin bu köşe başı benim dolaşırmış. Bunca öyküyü yazmak içinde böyle olmak gerekirdi zaten. Her gördüğünü de yazmaz önce alıp kavun gibi koklar sonra oradan bir öykü çıkarsa oturup yazarmış bunları. Istakoz olayını da öğrenmek için siz kitabı alıp okuyun derim. Son olarak kitabı okuduktan sonra ciddi anlamda kelime hazneniz artacaktır. Ben çoğunun altını çizdim hepside çok değerli. İyi okumalar.
109 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap Sait Faik Abasıyanık'ın öykülerini ve röportajlarını içeriyor. İçerisinde Orhan Veli ile Garip akımı hakkında ki sohbetleri o an yaşanan yüzünü gülümseten olayları anlatırken bunun yanında bir güzellik yarışmasında yaşadıklarına da yer vermiş "aman ya ne güzellik yarışmasını" diyebilirsin ama güzellik yarışmasının jurisi Refik Halit, Peyami Safa dersem ne dersin? Bir gecede bitirdim çünkü elinden bırakamıyorsun.
120 syf.
·Beğendi·8/10
Hani sokağa çıkarız da o kadar çok birbirinden farklı insan siması ile karşılaşırız. Bineriz otobüse vapura trene, gideriz çarşı pazara, sinemaya kahvehaneye oraya buraya yine karşımızdadır o farklı simalar. Aslında biliyor musunuz o farklı gördüğümüz "simalar" var ya bizzat "biz" kendimizdir. Aynı lisan, aynı tavır, ayın yolun yolcuları, aynı, hamurun ekmekleriyiz. sadece yüzler farklıdır. İşte koca yazar Sait Faik bizleri cımbızla hayatın içinden çekip çıkarmış oturtmuş bu kitapta on yedi hikayenin içine. Hangimiz bu hikayeler bir yerlerinde değiliz ki, diğer kitapların da olduğu gibi burada da kendini yani bizleri yazmış hem de gazetecilik gözlem ve yeteneğinin harmanlamasıyla. 'Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair' başlıklı hikayesinde, Orhan Veli ile söyleşisi buna ne de güzel tanıklık ediyor. "17 hikaye" dedim ancak 0 on yedinci Salah Birsel'in. O da; "Balık" olarak tanımlarken S. Faik'i bunu kanıtlamıyor mu?
120 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Sait faik bu kitabında yine bildiğimiz gibi desem birazcık yalan söylemiş olurum. Çünkü bu kitabın öykülerinde bu sefer toplumsal konulara değinmiş yazarımız. Bunu yaparken gazeteci kimliğini sonuna kadar kullanmış. Özellik Fabrikaları anlatan öyküsü hem gazeteci yeteneklerini ne kadar iyi kullandığını gösteriyor hem de insanların nasıl kendi çıkarları için diğer insanları korkutup hor kullandıklarını çok iyi anlatıyor.

Sait Faik'in yetenekleri muazzam bütün sevenleri bilir. Gözleme eylemini süper güç olarak kullanıyor desek yanılmayız. Dışarı çıkıyoruz farklı simalar görüyoruz. İnsanları nerelerde görüyoruz ? Otobüste,vapurda,yollarda vb. aklınıza gelebilecek her köşe başında. Bize deseler hadi gördüklerinden bir öykü çıkar çoğumuz yapamayız değil mi ?

Sait'in yaptığı gözlemekten ziyade dikkat kesilmek kanımca. Sait'in yaptığı , iş dikkat verdiği olayı alıp kavun gibi koklayarak ve sağlam olduğuna kanaat getirdiği zaman onu yazıya dökmektir. Bu onu Edebiyatımızda bir numaralı öykücü yapıyor.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Herkese merhaba.
Tüneldeki çocuk kitabı 17 kısa öyküden oluşuyor. Bu öyküler herhangi bir insanı konu alan, herhangi bir hayattan öykülerdir. Farklı hayatlar ve farklı yaşanmışlıklar. Beni en etikileyen öykü ise Tüneldeki Çocuk oldu. Hatta bu bölümü iki kere okudum. Çok güzel bir öyküydü. Gerçekten çok güzel bir kitaptı. Hiç sıkılmadan okudum. Okudukça elimden bırakmak istemediğim bir kitap oldu benim için. Kitabı okudukça her şey gözümün önünde canlandı. Uzun zamandır çok merak ettiğim bir yazardı Sait Faik ve bu kitabıyla ilk kez tanışmış oldum... Bu kitabı yalnız okumadım Batuhan la beraber okudum ve beraber okuduğumuz ikinci kitabımız oldu. Onun sayesinde bu güzel kitapla tanıştım ve okumuş oldum. Batuhan olmasaydı kim bilir ne zaman tanışırdım Sait Faik le. Kitabı elinize alıcaksınız ve okudukça asla bırakamayacağınız bir kitap. Sayfalarda kayboldum diyebilirim. O yaşananlar ve o hayatların arasında kayboldum. Yazarın dilini aşırı çok sevdim. Okuyorum o güzel sayfaları ve ne ara buraya geldim ve ne ara bitirdim dedim kitabı. İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan en güzeliydi. Cok güzel sade ve yalınlıkla yazılmış bir kitap. Kesinlikle size yapay gelmez. Çok içten yazılmış bir kitap. Ben çok sevdim. Eminim sizlerde seviceksiniz. Hala Sait Faik le tanışmadıysanız bu güzel kitapla başlayabilirsiniz. Herkese tavsiye ediyorum. Mutlaka alıp okuyun.
120 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Güzel ve aydınlık bir günde yolumun üzerindeki hep uğradığım sahafa girdim. Havanın güzelliği içimde Sait Faik okuma isteği uyandırırken sahafta gözüme okumadığım Sait Faik kitapları ilişince derhal aldım. Sait Faik tam da böyle bir yazar bence insanın okudukça içine yaşamı, aydınlığı büsbütün hissettiren; her gördüğü insanın altındaki nice hikayeyi merak ettiren bir yazar. Bundandır Sait Faik "naif" kelimesinin tam karşılığıdır gözümde.
Kitabı okurken acele etmek istemedim, zaten Sait Faik bu bakımdan benim için özel yazarlardandır. Bir yandan, hangi eserini okursam seveceğimi bildiğim ve bir an önce her eserini okumak istediğim, bir yandan ise bundandır okumadığım eserlerini bir an önce tüketmekten imtina edip en zor günlerime sakladığım yazarlardan.
Kitap Sait Faik'in ölümünün ardından yayımcısı Yaşar Nabi Nayır tarafından hazırlanan bir seçki. 17 öykü ve kitabın en sonunda Salâh Birsel'in Sait Faik için yazdığı "Sait Adında Bir Balık" yazısından oluşuyor. Bu yazıyı çokça beğendiğim ve Sait Faik'i çok iyi anlattığını düşündüğüm için incelemede bu yazıdan bir alıntı kullanmak istiyorum:
"(...) bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.
Sait, bu öykü anlayışını bir gün Çiçek Pasajı'nda, Tahir Alangu'nun da bulunduğu bir toplulukta çok canlı bir biçimde dile getirir. Sait'in fokur fokur kaynadığı günlerden biridir o gün. Tahir Alangu ve arkadaşlarına: "Ne cıbıl heriflersiniz siz, size bir ıstakoz ısmarlayayım da mideleriniz bayram etsin!" sözünü bağışlamıştır. Sonra da Pasaj'ın o ünlü ıstakozcusunu çağırıp ıstakoz ısmarlamıştır. "İyi olsun ha!" demeyi de savsaklamamıştır. Istakoz gelmiş, Sait bıçağı eline almış, hayvancağızın şurasını burasını tıktıklamıştır:
-Yaramaz bu. Daha iyisini getir!
Istakozcu söylenecek olmuştur. Ama Sait:
- Parasıyla değil mi? İyi olacak!
Yeni gelen ıstakoz da aynı biçimde inceden inceye gözden geçirilir:
-Haa, bak bunda iş var!
Sait elini kolunu sıvayıp ıstakozu çıtır çıtır da kırmıştır.
Koca, koskoca bir tabak dolusu bembeyaz et de salına salına ortaya çıkmıştır.
Kendisinin gevezelik ettiğini sanan, ama bir kayık tabak ıstakoz etini karşılarında görünce şaşıran Tahir Alangu'ya şöyle demiştir:
-İşte böyle. Kimi insanların içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri de işte böyle doludur. Öykücünün işi bunu bulmaktır."

Bu kitabı ve içindeki öyküler de bir o kadar naif ve sokaktaki içi "dolu" insanların hikayeleri. Hele ki "Sevgilime Mektuplar" isimli hikayesi var ki muazzam. İsmi bir aşk hikayesi izlenimi uyandırabilir ancak Sait Faik burada gazeteciyken gittiği fabrika teftişlerini anlatıyor ve görüyoruz ki yıllar da geçse bazı şeyler değişmiyor. Kitaba ismini veren Tüneldeki Çocuk hikayesi bir o kadar sokaktaki insan bir o kadar doğal. "Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam" ise tam anlamıyla gerçek midir kurgu mudur bilinmez ancak Sait Faik'in işte bu içi dolu insanları nasıl da kıstırdığının müthiş bir örneği. Kitabın son kısımlarında " Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair" öyküsü ise benim için Sait Faik gibi "naif" olan bir diğer önemli edebiyatçımız Orhan Veli ile aralarındaki sohbetten oluşuyor ve okuması en keyifli öykülerden.
Velhasıl, Sait Faik ki Türkçe'nin naif yüzü, Türk öykücülüğünün en önemli değerlerinden. Benim için kesinlikle en beğendiğim kitaplarından oldu.
İncelemeyi kitabın açılışını yapan ve çokça etkileyici olan bir cümleyle bitirmek istiyorum:"Şu insanlara hiçbir şey çok değildir."
120 syf.
·11 günde·8/10
Sait Faik öykülerini okudukça çevresindeki insanları gözlemleme ve hikayeleştirme yeteneğine hayran oluyorum. Hikaye kahramanları günlük hayatımızda karşılaştığımız karakterler ama yazarın gözünden bakmak çok farklı duygular yaşatıyor. İşte okuyucu ile yazar arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor. Öyküler genelde yazarın gazetecilik yaptığı döneme ait.
120 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap 17 kısa öykücükten ve bir de Salah Birsel'in "Sait Adında Bir Balık" isimli yazısından oluşuyor.Gayet akıcı ve çok kısa sürede okunabiliyor.Sait Faik'in tüm öykülerinde olduğu gibi sıradan insanların hayatlarındaki incelikleri okuyorsunuz.
Benim kitapta en beğendiğim öyküler şunlar oldu:
Tüneldeki Çocuk
Ketenhelvacı
Sevgilime Mektuplar
Sevgiliye Mektup
Ayağıma dolaşan Mektup
Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair( tabii ki Orhan Veli).
Kitapta kimi zaman ilk kez tünel deneyimini yaşayan bir çocuğun kocaman gözlü bir adam ona baktığımdan yaşayamadığı sevincini göreceksiniz.Kimi zaman herkesin sadece para kazanmak hırsıyla iş yaptığı bir zamanda masallar diyarından gelen bir ketenhelvacıyı ya da diş ve diş ağrısı nedir hiç bilmeyen Ferit Bey'i.Çünkü Salah Birsel'in de dediği gibi kıyıda köşede kalmış bir yerde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur.
Kendi söylemine göre Sait Faik körü körüne yazmaktadır ve öykünün nasıl yazılacağını bilmez ! O zaman iyi ki bilmemiştir diyelim.Ya bilseydi o zaman nasıl yazardı?
120 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Uzun zaman olmuş Sait'i okumayalı. Arayı bu kadar açtım diye de kızdım kendime. Kendimi onun satırları arasında mutlu ve huzurlu hissediyorum oysa. Bendeki bu Sait sevgisi bambaşka gerçekten. Yaşasa da karşılıklı bir fincan kahve içsek dediğiniz yazarlar olur ya hani, işte o yazarların başında benim için Sait geliyor.
.
.
Yine aldı götürdü beni eski Istanbul sokaklarına. Istanbul'u ne de güzel anlatıyor. O dönemde onunla ben de gezsem, insanları gözlemlesem, oturup beraber birkaç satır karalasak ne iyi olurdu diyorum. Öyküsüne konuk olan insanları öyle kolay kolay seçmiyor. Âdeta insan kalabalığı içinden cımbızla seçip bir güzel de betimliyor. Kâh gülüyoruz kâh hüzünleniyoruz öykülerinde. Öykülerinde o dönemde yaşayan yazar ve şairlere de yer veriyor. Bunların başında Orhan Veli geliyor. Kitabın sonunda da Salah Birsel'in gözünden Sait anlatılmış. Yine çok çok güzeldi.
#parlakmeltemkitapligi #saitfaikabasıyanık
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Sait Faik yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Gülhane Parkı'nda, ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul'un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur.
Tabii, bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz." -Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu'dan-
(Tanıtım Bülteninden)
120 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Daha önceden de Sait Faik öyküleri okumuştum, ama kendimi ‘tutkulu okur’ olarak görmeye başladığım son altı yıl içerisinde, Sait Faik ile tanışmam 2-3 yıl öncesine rastlıyor. Tiyatro delisi bir sevgilim vardı ve hala Ankara Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” oyununa bilet almış ama yoğunluğundan dolayı gidemeyip benim gitmemi önermişti. Sait Faik’in hayatı ve eserlerinden devşirilmiş olan tek kişilik oyun beni büyülemişti. O günden sonra da belli aralıklarla, daha çok daralıp bunalıp isyana bağladığımda ruhumun sükunetinin temini için; hep insan ruhunu şeffaflaştıran, herkesin bildiği, gördüğü ve algıladığı kadarıyla kendi küçük/büyük dünyasında yaşadığı Sait Faik öykülerine sarıldım.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından Sait Faik ABASIYANIK külliyatı olarak yayımlanan 18 kitabın sonuncusuydu benim için. Ve özel bir yere konumlandırmak istiyordum. Bu çerçevede de külliyatın nihayetini; İstanbul’a geçip Kadıköy, Beşiktaş ve Adalar vapurlarında, kafam inceden güzel bir şekilde okumayı tasavvur ediyordum bir süredir. Sonra, neden doğrudan taklide meyledeyim ki, diye düşündüm. Kadîm Mezopotamya’ya yapacağım seyahatte, Sait Faik muhayyilesini içimde yaşatmayI münasip buldum ve seyahat çantama bu kitabı da tıkıştırdım. Amaç içine insan ve doğa sevgisi doldurmak değil miydi? Ha bambaşka bir alem olan Boğaz’ın serin sularının üstündeki vapurlarda; ha da bereketli Mezopotamya’nın geniş arazilerinin üstündeki taşıtlarda. Ne farkederdi?
Ağrı Eleşkirt’ten Türkiye’nin en doğusuna- Doğubayazıt’a yola çıkmışken başlayıp; İshak Paşa Sarayı’nı ve Doğubayazıt’ı gezip görüp ‘Kars’a mı geçsem Diyarbakır üzerinden Elazığ’a mı geçsem’ kararsızlığı yaşarken her iki seyahatten de olup başladığım noktaya yaptığım tuhaf seyahatin her anında içime doğa ve insan sevgisi doldurdu. Ve içimde Sait Faik’in bakir bir metnini okuyamayacak olmanın burukluğuyla ve beni mesrur kılan “Artık daha iyi bir adamım” düşüncesiyle nihayet buldu. Saygılarımla.
120 syf.
·Puan vermedi
Sait Faik okuyunca insanın İstanbul sokaklarında, adalarda, parklarda bahçelerde tur atası, o hikaye insanlarını bulası geliyor. Sanki her biri hala yaşıyor gibi, sanki her biri İstanbul sokaklarına işlenmiş gibi...
.
Sait Faik herkesin içinde hikaye olduğuna inanan biri değil ama bir hikaye olduğunu görünce de onu kıstırıp hikayeyi çıkaran bir yazar. Salah Birsel'in yazısından bu çıkıyor ortaya. Çok da doğru. Birçok insan arasında, binlerce insan arasında dolu dolu hikayesi olan tek tük insanı sanki bile bile gitmiş eliyle bulmuş. Sonra da doyumsuz sadelik ve güzellikte bize sunmuş.
.
Uzun zaman sonra Sait Faik ile buluşmam Bizimmahalleninkitapcisi sayesinde oldu. Güzel bir etkinlik düzenledi ve kocaman bir grupla Sait Faik okuduk.
.
Sevenleri için de yeni başlayacak olanlar için de Tüneldeki Çocuk şahane bir seçenek. Sevgiler, huzurlu geceler ️
.
-Ama Allah da rızkını veriyor.

-Rızkı Allah vermiyor. İnsanlar onu terle, yorgunlukla, didinmeyle hak ediyorlar.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 62 - Ayağıma Dolaşan Röportaj
İstanbul sokaklarında, arkaları yenmiş lastik ayakkabılarıyla bir ketenhelvacının mevcudiyetini düşünmek, insanı masalların memleketine sürüklüyor. Masalların kötü, aldatıcı, yalancı, hain memleketine. Kahrolsun masallar!
Seni şimşeksiz havalarda bir sandala atıp öğle uykusuna yatmış bir evin beyaz kireç badanalı sahil kasabasında sandalımızı, bahçelerin, hamakların, uyumuş insanların, sahile eğilmiş çamların gölgesi vura vura, sandal denizin dibinden bir karış yukarda, sahile sürünürcesine kıyıdan götürmek, suda küçük balıkların kaçıştığını, çakıl taşlarının şekillerini kaybedip bulduğunu, yeşil, sarı, kumral hattâ beyaz yosunların oynaştıklarını göstererek dolaştırmak ve o anda çıkan küçük bir hava ile kokun burnuma değdiği zaman sevinmek ve sana o zaman aşktan güzelleşen ve iyileşen dertsiz, hastalıksız yüzümü göstermek, seni ne kadar sevdiğimi gözlerimle anlatmak, yalnız yüzümün ortasına düşmüş ince bir saadet çizgisi ile her şeyi ifade etmek isterdim.
Sait Faik Abasıyanık
Sayfa 58 - Varlık Yayınevi (1.Baskı)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tüneldeki Çocuk
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053328056
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
“Sait Faik yolda, sinema önünde, otobüste, köprü üstünde, vapurda, Gülhane Parkı’nda, ne bileyim bir dükkânda ya da İstanbul’un en kıyıda köşede kalmış bir yerinde rastladığı insanları kollarından tutup öykülerine sokuşturur.

Tabii, bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.”
Salâh Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu’dan

Kitabı okuyanlar 268 okur

  • şevval
  • Emrah Uysun
  • Yücel Gündüz
  • Antonio Josele
  • Caner Yorgancıgil
  • Aysel Erdem
  • iştar
  • Cansu Çağlayan
  • Eren Bilgi
  • Efe Bilgi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%20.8
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.2
Erkek
%47.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.8 (17)
9
%24.4 (19)
8
%30.8 (24)
7
%16.7 (13)
6
%5.1 (4)
5
%1.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0